HARAM LOKMA YEDİRMEDİ (Mehmet oğlu İbrahim) HİKÂYE: - Nezih YILDIRIM

Yazdır
Paylaş

Eklenme Tarihi : 27 Aralık 2019, Cuma 16:04:41

HARAM LOKMA YEDİRMEDİ                                (Mehmet oğlu İbrahim)  HİKÂYE:

Kuzey illerimizden biri olan Sinop vilayetinin 85 km güneyinde şirin ve kadim bir ilçe vardı. Bu ilçenin adı Boyabat’tı. İlçeye 1954 yılında 130’dan fazla köy bağlı idi ve Hanoğlu Köyüde bu köylerden biriydi. Boyabat’ın güneyinde ve tam da 20’km uzağında bulunuyordu.

Hanoğlu köyü o tarihte 30-35 hanelik şirin ve küçük bir köydü.

Bu şirin köyde yaşayan 11 kardeşten biri olan Mehmet oğlu İbrahim vardı. İbrahim’in 1 karısı, 4 çocuğu, iki öküzü, bir ineği, beş koyunu ve bir de atı vardı. Sonra ki yıllarda iki kız iki de erkek olmak üzere dört çocuğu daha doğdu ve İbrahim 8 çocuklu bir ailenin reisi oldu. Bu ailenin bahsettiğimiz tarihte mevcut dört çocuğundan 3’ü kız ve en son doğan 4.çocuğuda erkekti. Mehmet oğlu İbrahim çok vefalı bir adamdı. İlk oğluna oturduğu evin bulunduğu arsanın önceki sahibinin adını “Arif” vermişti.

Memleket ekonomisi özellikle o bölgede neredeyse tamamen tarıma dayalı bulunuyordu. Tükettiği ürünü herkes kendisi üretmekte ve ekip biçmekteydi. Hayvan gücüyle ve karasabanla işlenen toprağa genel adı ekin olan; arpa, buğday, yulaf, mısır ve pancar gibi birçok tarım ürünü ekerler ve elde ettikleri tahılları su değirmenlerinde una çevirip, ekmek ihtiyaçlarını da öyle karşılarlardı. Ekmeğe katık, olacak yoğurt peynir gibi ürünleride, hayvanlardan sağdıkları sütlerden kendi imkânlarıyla üretirlerdi.

 

Bu gün için ilkel sayılan Kağnı arabalarına öküzler koşulur birçok taşıma işi de bu arabalarla yapılırdı.

Aslında İbrahim, dededen itibaren varlıklı ve köklü bir aileden geliyordu. Ama babasının kardeşleri, Hasan İbrahim, Mustafa ve ismini bilemediğimiz diger ikisi, Çanakkale’de ve Sarıkamış’ta harpte kalmışlar ve köylerine dönememişlerdi. İbrahim’in amcalarının hepsinin şehit olmasından dolayı tüm işler babası Osman oğlu Mehmet’e kalmıştı. Ama Mehmet engelli olduğundan oda babasının malini yönetememiş, iki evli ve 11 çocuklu olması nedeniyle çocuklarından evlendirdiklerini ayrı eve çıkarmıştı.

Kardeşlerinden ayrılan ve araziside yeterli bulunmayan İbrahim o bölgede geçerli olan marangozluk işlerini öğrenmişti. Yöre orman bölgesi olduğundan evleri ahşaptandı. Ahşap evler de marangozlar marifetiyle aylarca, bazıları da yıllarca çalışılarak yapılırdı. Evlerin büyükleri 12 direk biraz küçükleri 9 direk daha küçükleri de 6 direk üzerine inşa edilirdi.

Koşu hayvanı olarak öküzlerin gücünden, ineğin sütünden koyunların yününden atında ulaşım hizmetlerinden başka; Evler genelde iki odalı ama tek odalı olanlarda olurdu. Isınma problemine katkı sağlamak için evlerin altları ahır olarak kullanılır hayvanların vücut ısılarından elde edilen sıcaklıkla evlerin ısınma problemlerine fayda sağlanır ve evler ılıman bir havaya sokulurdu.

Ahşap evlerin yapılmasını marangozlar marifetiyle dedik ya, İbrahim de marangoz olarak başka köylere çalışmaya gittiğinde 10-20 günde bir gelirdi.

Bir keresinde ağabeyi Murat ustayla köye gelişi oğlu Arif’in hastalığına denk gelmiş ama ağabeyine çocuğum hasta diyememiş ve hemen dönmek zorunda kalmıştı. Ertesi günü erkenden çıkmışlar başka köye çalışmaya gidiyorlarmış İbrahim giderken “oğlu Arif’in başına bağladıkları o yörede mahraba denilen küçük mendili cebine koymuş” ağabeyine çaktırmadan koklaya, koklaya gidiyormuş.

Dönüşleri tam 20 gün sonra olmuş, her günü kara haber korkusuyla yaşamış ve için, için ağlayarak, oğlunun başına sardıkları mendili koklayarak günü gün ediyormuş.

Yirmi gün sonra geldiklerinde oğlunun sağlıklı olduğunu görünce çok dua etmiş ve kazandığı paranın bir kısmını da sadaka olarak dağıtmış.

İbrahim’in çocukları küçük eşi yalnız olduğundan hayvanlara bakamıyorlar ve kendisinin yokluğunda zorluklar yaşıyorlardı. Bunun üzerine İbrahim uzak köylere gitmemeyi düşündü lakin eşi de doğum yapacaktı yani 5.çocuğuda yoldaydı. Ama ihtiyaçları onu çalışmaya zorluyordu.

Düşündü taşındı ve bu sefer de sağ salim geleyim çocuğumuzda doğsun bundan sonra uzak köylere gitmeyeceğim başka bir şeyler yapacağım dedi.

Ama bu kez de, hemde tam iki aylığına gitmişti. İki ay sonra geldiğinde 5.Çocuğu doğmuş ve tam onbeş günlük olmuştu.

O tarihler büyüklerin yanında çocuk sevmek eşiyle konuşmakta ayıp sayıldığından tam eve gelinceye kadar durumu öğrenememişti.

Tam evine iki ev kala komşusu Sadettin dedenin eşi İbrahim’inde anne dediği Ulviye teyze, İbrahim’i görünce “Gözün aydı kara beyim, gözün aydı bir oğlun daha oldu” dedi. İbrahim “doğrumu diyorsun ana” dedi. “Tabi doğru oğlum” dedi ve İbrahim peki ana “o zaman müjdeni vereyim” dedi ve 5 lira verdi. O tarihte iyi para idi.

Almam oğlum dediyse de İbrahim Ulviye teyzenin ihtiyaç sahibi olduğunu biliyordu yok ana bak darılırım dedi ve ısrarla verdi.

Eve varınca hemen beşiğin başına vardı 5.çocuğunu kucağına aldı ve eşine dönerek “adını koydunuz mu?” dedi?

Eşinden önce 2.kızı “baba adını ben Tahsin koydum değiştirmesin değilmi?”dedi.

Bu tarihte Eylül un 20’si idi ‘Tahsin’ doğalıda tam 15 gün olmuştu.

Baba İbrahim bundan sonra uzak köylere gitmedi. Mevcut koyunlarını ineğini ve atını sattı üzerine birazda para oydu tam 65 tane kuzulacı (yavrulayacak) keçi aldı. O sene çoluk çocuk hepisi davarın peşine düştü ve iyi baktılar. Keçilerde bakımı inkâr etmedi hepisi ikişer hatta 3’er yavru yapan bile oldu. Oğlaklar yetişti İbrahim’in davarı çoğaldı, oğlakların birkaç tanesini sattığı halde neredeyse iki katına çıkarak tam 108 tane oldu.

Ama 1955-1956 yılında kış şiddetli geçiyordu çok kar yağdı İbrahim’de davar üşür düşüncesiyle hepisini küçük bir ahıra doldurarak kışı çıkartmaya çalıştı. Ama keçiler çok sıkışık yatmaktan yani dar ahırda havasızlıktan “ciğer sarması” denilen bir hastalığa yakalandı. Davarın çoğu telef oldu elinde 25-30 kadar keçisi kaldı.

Ailecek çok üzüldüler. Ve mevcut keçileri birkaç yıl kapıda tuttular. Tahsin büyüdü keçileri güdüyordu ama yaşı dokuz olmuştu okula gitmek istiyordu.

Ağabeyi Arif’de Kur’an kursuna gidiyordu ve Tahsin de ağabeyinin derslerini takip ederek Kur’andan birçok süreyi ezberlemiş bulunuyordu. Tahsin’in ilkokula gitmesine karar verildi ve keçiler pazarda satıldı. Tahsin okula başlamıştı, dersleri iyi gidiyordu.

Daha birinci sınıfta çarpım tablosunun yarısını ezberlemiş 2’şer 3’er beşer ve onar, onar saymayı öğrenmişti.

Birinci sınıfa birkaç ay gittikten sonra Öğretmeni Turan Saygılı tarafından ikinci sınıftan devam etmesi sağlanmıştı. Böylece İlkokulu 4 yılda bitirmiş oldu. Okulunu 13 yaşında bitirdi ve Ankara’ya gitti, çalıştı okudu Kamuda önemli görevlere geldi ve insanlara faydalı oldu.

Ömür hızlı geçti ve babaları Mehmet oğlu İbrahim’de hakkın rahmetine kavuştu. İbrahim’in 8 çocuğu var demiştik bu 8 kişinin her biri farklı düşünüyor hiç biri ayni düşünmüyordu. Hatta bir keresinde kavga yapar gibi şiddetli tartışma bile yaşamışlardı aralarında. Bu tartışmayı duyan anneleri çocuklarını topladı:

“Evlatlarım biliyorsunuz ölüm çaresi olmayan bir gerçek. Allah ne ömür takdir ettiyse onu yaşayıp hepimiz bir gün öleceğiz. Tıpkı babanız gibi.

Kaçınılmaz olan ölüm gelmeden önce şunu söyleyeyim, babanız hakka hukuka riayet eden, komşularını ve biz aile efradını üzmeyen bir adamdı. İyiliğini babanızın cenaze merasiminde ki kalabalıktan ve hoca efendi nasıl bilirsiniz diye sorduğunda gür bir sesle “iyi biliriz” denmesinden anlaya bilirsiniz.

Bunu ben şunun için söylüyorum. Sizler dünya malı için birbirinizi üzmeyin. Ve şunu hiç unutmayın babanız devletten bir kuruş almadan kendi çalıştı alın terinden başka hiç bir şey yemedi. Sizlere de “HARAM LOKMA YEDİRMEDİ” Ben bir hoca efendiden duymuştum yediği lokma etkiler insanı diye.” Dedi.

Aile toplantısında bulunan akrabaları hoca efendide İslami prensiplere uygun bir konuşma diye annelerinin konuşmasını tasdik etti.

Ve kardeşler kucaklaşarak bir daha hiç kavga etmedi.

Hoşça kalın.

                                                                                                                      Nezih Yıldırım

                                                                                                                       26.12.2019

 

Adınız :
E-Mail Adresiniz :
Yorumunuz :
Güvenlik Kodu :    
   
Diğer Nezih YILDIRIM Yazıları
E-GAZETE