Ahlaksızlık İnsan Olana Yakışmaz - TUFAN BİLGİLİ

Yazdır
Paylaş

Eklenme Tarihi : 19 Aralık 2018, Çarşamba 11:26:07

Biz çoğunlukla kavramlar üzerinden anlaşırız. Bu nedenden aynı kavrama insanların yüklediği anlam farklı olunca anlaşma da o derece güçleşiyor..
Ahlaksızlık İnsan Olana Yakışmaz
Bu anlam farklılıkları birbirinden bazen siyah ve beyaz kadar farklı anlaşılabiliyor. Bu farklılıklar iki farklı ülkenin, yörenin değil, aynı bölgenin insanlarında bile şaşılacak derecelere ulaşabiliyor.

Böyle olunca da anlaşmazlıklar, uyuşmazlıklar, kavgalar hatta savaşlar ortaya çıkabiliyor.

Anlaşmazlığı ortadan kaldırmanın bir yolu da kavramlara aynı anlamı yükleyip,ortak bir dil oluşturmaktan geçmektedir.

Kavramları ne kadar somuta indirgersek, o kadar anlaşılır olur. 

O zaman da derdimizi anlatmak,  daha kolay olacağı gibi, gibi anlaşılır olmak da  kolaylaşır.

Bir örnekle açıklarsak. Ahlak’ın tanımı toplumdan topluma değişirken, kişiden kişiye  hatta zamandan zamana da değişir. Bir kişi için dün ahlaksızlık olarak tanımlanan tutum, tavır, davranış, bu gün aynı değeri taşımayabilir.

Biz bu kavramı Noah Harari’nin ( 21. Yüzyıl  için 21 Ders) tanımında olduğu gibi “Ahlak; çekilen acıları azaltmaktır.” Şeklinde hem basite, hem somuta indirgersek: Ahlaktan, Afrikalının da, İngiliz’in de okumuşunun da, cahilinin de anlayacağı anlam benzer olur. Böylece dertler daha kolay anlatılır, daha kolay anlaşılır.

Söz gelimi;  size  “etik” nedir? Diye sorsam. Hemen her biriniz tanımı farklı olacaktır.

Sahi, sizce nedir etik?

Yual Noah Hariri bu kavramı da hem basit, hem somut biçimde : Çekilen acıların derinlemesine kavranmasıdır ETİK, diye ifade edivermiş.

 ….

Emekli Öğretmen, şair ağabeyim geçenlerde tanık olduğu ile ilgili ahlakla ilgili bir olguyu dillendirdi.

Söyledikleri yaklaşık (mealen), Devlet Hastanemizin Yoğun Servisinin önündeki yaşananları kastederek:

Burada ilimizin uzak ilçelerinin en ücra köylerinden gelip (yoğun bakımda) yatan hastalar var. Bu hasta sahipleri her gün gelerek hastalarını ancak iki-üç dakikalığına görebiliyorlar. Bunların tekrar geri dönmeleri, hem maddi açıdan hem de zaman kaybı açısından hayli sıkıntı. Bu hasta yakınlarını orada bulunan sandalyelerde gecelerini geçirerek, ertesi günü hastalarıyla ilgili duyacakları müjdeli bir haberi bekliyorlar… Hatta kimileri, yere koydukları karton kutular üstüne serdikleri battaniyelerde beklemek durumunda kalıyorlar… Biliyorsunuz, uyku geldiği zaman ne yatak ister ne de yastık. Hele ki uykusuz geçirilen bir, iki geceden sonra… Islanmışsın, üşümüşsün hiç fark etmez, hemen uyursun…

Aklıma şöyle bir fikir geldi; tutar, tutmaz bilmiyorum. Hasta haneler, bodrum katında bile olsa bu insanların kalabilecekleri biri kadınlara, diğeri de erkeklere olmak üzere iki tane odayı, “misafir hane” olarak tahsis etseler; güzel bir hizmete imza atmış olmazlar mı? Öyle ki içlerinin donanımı için gerekli ranza, yatak, battaniye, nevresim vs. gibi ihtiyaçları da hayırsever vatandaşlarca bile karşılanılabilir . Yeter ki bir girişimde bulunulsun. Hiç olmazsa Yoğun Bakımda yatan, çok uzaklardan gelip, giden hasta yakınlarından biri olsun kalıp dinlenmesi sağlanır acıları bir nebze olsun azaltılabilir. Bu düşünce yetkililerin aklına gelmemiş olabilir. Bunu onlara anlatmak gerekir. Ama bunu KİM ve de NASIL yapacak? “

Diyerek topu bize atmış.

Konudan haberdar olan hayırseverler ellerinden geleni yapacaklarına dair düşüncelerini ifade edince, geriye resmi sorumluların konuya duyarlılıkları kalıyor.

Biz etik davranıp, bize düşen ahlaki sorumluluğumuzu yerine getirerek Sinop’taki mülki amir başta, sağlık sorumlularının, sivil toplum örgütlerinin, siyasilerin ve ahlak konusunda duyarlı diğer yurttaşlarımızın ‘çekilen acıları azaltma konusundaki’ duyarlılıklarını gözleyip,bekleyeceğiz.

Sizce bu sorun ne kadar zamanda çözülür?...

 

 

Adınız :
E-Mail Adresiniz :
Yorumunuz :
Güvenlik Kodu :    
   
Diğer TUFAN BİLGİLİ Yazıları
E-GAZETE