Arap İsrail Savaşı (İZDEN SIZAN -26) - Tufan BİLGİLİ

Yazdır
Paylaş

Eklenme Tarihi : 11 Eylül 2018, Salı 16:40:51

İşte ikinci yıl da bitiyordu. Ne kadar alıştım diye kendisini avutursa avutsun sıla özlemi her daim içindeydi. Oysa burada rahatı oldukça iyiyiydi. Artık çevreye alışmış, yeni arkadaşlar edinmiş, arkadaşlarına kedisini kabul ettirmiş, bir çok öğretmeni sevmiş, derslerde vasatın epey üzerinde başarıyı yakalamıştı. Ufku her gecen gün genişliyor, bilmediklerinin çokluğu karşısında şaşırıyordu. Nöbetin dışında ders çalışmaktan başka sorumluluğu yoktu. Bir de nöbetçi öğretmene yoklama vermek zorunluluğu. Sıcak yatakhane, her öğün yemek, kısmen zorunlu bireysel ihtiyaçlar, az da olsa aylık harçlık. Kalorifer, sinema, ayrı kaplardan yemek yemek, elektrikle aydınlanma, banyoda bolca sularla yıkanmak, el altında/okulda hemşire/ sağlık personeli gibi daha birçok olanağı burada görmüştü. Ama yine de o altı ahır kagir evi, pınardan omuzlukla kovalarla getirilen suyu, yer sofrasında ortaya konulan tencereden herkesin tahta kaşıklarla kaşıkladığı tek çeşit yemek, dişin kesmekte zorlandığı yufka ekmek, ısınmak için ocağın ya da mangalın çevresinde uygun yer kapma telaşı, her gün silinmesi rağmen bir metre önünü aydınlatmayan gaz lambası, her akşam serilip sabah kaldırılan yatak yorganlar gibi daha onlarca yokluk, yoksulluk! Bütün bunlar da özlenir miydi!
 Arap İsrail Savaşı (İZDEN SIZAN -26)
Kendi kendisine sorduğu bu soruyu yine kendisi içten bir “Evett!!” ile yanıtladı. Hem de nasıl özlenirdi. Tatil yaklaştıkça gözlerde canlanan sıla manzarası! Burunda tüten sıla kokusu! Yürekte tutuşan sıla yangısı! Sac ayağının üzerinde harlı ateşte kabarıp taşan süt gibi ciğerden fışkıran ana, baba, kardeş sevgisi!

İyi de niyeydi bu yoksulluk! Okuldaki öğrenciler üç aşağı beş yukarı ekonomik olarak aynı seviyedeydi de… Tüm kentte, tüm ülkede hatta dünyada nasıldı durum? Kendileri tüm aile dişleri tırnakları ile büyük küçük çabaladıkları halde gaz lambasına mahkumsa, geceleri önlerini görmek için bir el feneri elde edemiyorlarsa, değil traktör sahibi olmak, öküzün yanına sağmal ineği koşarak karasabanla tarla sürmek, köye gelen çerçiden iki toplu iğne, iki toka için evden bir kile ekin götürmek durumunda kalırken, koca koca apartmanların, çifter çifter traktörlerin hatta özel otomobillerin sahipleri ne tür çaba ile bunları elde ediyordu?!  

Büyüdükçe bu ve benzer sorular zihnini kurcalıyor, bunların yanıtlarını bulamamanın verdiği sıkıntı sosyal olaylara olan ilgisini artırıyor, arkadaşlarının çoğundan farklı olarak, kütüphanedeki gazeteleri daha yakından takip ediyordu. 

Mayıs ayı da gelmişti. Son bir ay sınav kaygılarının yanında eve ulaşacak olmanın heyecanı! Tüm yatılılar gibi Seher’i de sarsıyordu. Günler, dersler, sınavlar hem yel gibi geçiyor, hem bitmiyordu! Hele son  hafta notlar da idareye verildikten sonra, tüm yatılılarda heyecan son haddini bulmuş , uzun süre uyku tutmayan  gecelerde görülen düşler hep memleket üzerine idi…

Mayıs ayının ortalarında gazeteler “(14 Mayıs 1961 ‘de) Mısır’ın (Nasır) İsrail tehdidindeki Suriye’yi kollamak niyetiyle Sina üzerinden 130. 000 askeri İsrail’e sınırına asker yığdığını” okuyunca bunu öğretmenleriyle tartıştılar. Seher küçücük İsrail’e karşı Mısır, Suriye, Irak, Ürdün, Cezayir, Yemen, Sudan, Kuveyt ve Suudi Arabistan gibi bir sürü Arap ülkesinin birlik olup düşmanlık beslemesinin haksızlık olduğunu düşünmüş, dolayısıyla  güçsüzün yanında olmanın gereği olarak Mısır’ın  İsrail sınırına asker yığmasını zorbalık olarak yorumlamıştı. Hal bu ki arkadaşlarının çoğu İsraillilerin ‘Yahudi’ olduklarını, Müslümanların onları barındırmamalarının hakları olduğunu iddia ediyorlardı. Ancak ne olursa olsun Seher’e göre bu adil değildi.

 

Adınız :
E-Mail Adresiniz :
Yorumunuz :
Güvenlik Kodu :    
   
Diğer Tufan BİLGİLİ Yazıları
E-GAZETE