ASKER ARKADAŞI (İZDEN SIZAN -3) - Tufan BİLGİLİ

Yazdır
Paylaş

Eklenme Tarihi : 27 Mart 2018, Salı 10:59:31

Cuma günü Taşköprü’ye giden Bilal Köye asker arkadaşıyla döndü. Asker arkadaşı ziyarete eli kolu dolu gelmiş evdekilere gösterişli hediyeler getirmişti.
ASKER ARKADAŞI (İZDEN SIZAN -3)
Ertesi gün Bilal ve asker arkadaşı Veysel köyü gezmek için evden çıktılar. Tipik yaz havasını yaşıyordu yöre. Sıcaktan otlar yer yer kurumakla birlikte Karadeniz ikliminin verdiği güçle kuruyanların yerine  çok güçlü de olmasa büyümeye çalışan otlar, boza dönen kırları yeşil ile buluşturuyordu. Hemen her evin önündeki ağaçların gölgeleri yola vuruyor, ala gölgeli yol keyif verici gezme mekanına dönüşüyordu. Çevreye hakim tepeye kurulmuş köyden önce batı yönüne, çaya doğru indiler. Aşağı Çay’ın suyu ilk baharda olduğu gibi gür akmasa da etrafındaki bahçeleri sulamaya yetecek gürlükte akıyordu. Bilal’ların bağında ellerini yüzlerini yıkayıp biraz oyalandıktan sonra çayın üst yönüne Çaylaklar (Köyü) tarafına doğru yürüdüler.

 On beş dakika sonra yöre halkının “Eski Değirmen” dedikleri yıkık, değirmen eskisinin yanına ulaştılar. Veysel belinden sıyırıp çıkardığı çatal gibi zeytin dalının çatallarından tutup kollarını ileriye uzatarak değirmenin etrafında dönmeye başladı.  Önce değirmenin hemen duvar diplerinin etrafında dönen Bilal ikinci turda çemberi biraz genişletti. İkinci turu da tamamlayacaktı ki değirmenden beş metre uzakta eski ark yerinin üzerine gelince çatallarından tutulmuş zeytin dalının ucu yere doğru eğildi. Bilal güç kullanarak zeytin dalını yere paralel hale getirmeye uğraştıkça dalın ucu iple yere çekilir gibi aşağıya sarkıyordu. Veysel’in bu çırpınışını gören Bilal şaşırarak:

-Ne oluyor, derken Veysel:

-Bulduk tertip, bulduk dedi! Gerçek asker arkadaşıymış gibi… Ve bir kez daha ağzını sıkı tutmasını istedi Bilal’dan.

Hemen çevreye göz gezdiren Bilal gördüğü irice bir beyaz taşı kaldırıp getirdi. Zeytin dalının gösterdiği noktaya attı.

Akşam hava karardıktan sonra kazma kürekle gelmeyi planlayarak geldikleri yoldan köye dönerken köyün nahırı da kırdan köye giriyordu.

Akşam yemeği için sofrayı erkenden kurduran Bilal çabucak yemeği yeyip ‘çayu gahvede içerük’ deyip, hiç yapmadığı şekilde sofadaki gemici fenerini alıp, Veysel’le evden çıktılar. Kapının kenarında duran kazmayı alıp Veysel’e verdi. Evin alt katındaki ahıra girip küreği aldı. Telaşe ile avludan çıktılar. Niyeti önce kahve yönüne gidip sonra çaya dönmekti. Ancak o kadar sabredemedi. Doğrudan çay yoluna dönerlerken geçtikleri evleri önündeki köpeklerin havlamaları duyuluyordu. Çaya inince köpek sesleri kesildi. Hızla çay yukarı tırmanarak soluk soluğa eski değirmenin yanına ulaştılar. Kolayca gündüz koydukları işaret taşını kenara ittiler. Veysel gene çatal şeklindeki zeytin dalını iki eliyle ileriye uzattı. Dalın ucu yine zemini gösterdi.

Ya Bismillah deyip ilk kazmayı vurdu Veysel. Ancak Veysel‘in güçsüz kazma vuruşları Bilal’i tatmin etmedi. Dört beş vuruştan sonra:

-Ben kazıyım, sen torpağı atarsın, deyip kazmayı Veysel’den aldı. Hızla kazmaya başladı. Dere yatağındaki toprak oldukça kolay kazılıyordu. Beş dakika sonra kazmanın ucu sert bir cisme çarpınca heyecan daha da arttı. Daha dikkatli ve kontrollü kazarak sert çisimin etrafını açtılar.Saç kuşakları küf, pas içinde, irice bohça büyüklüğündeki sandığı çukurdan çıkarırken heyecandan yürekleri ağızlarına geliyordu. Asma kilit de kuşaklar gibi paslıydı. Veysel belide sürekli taşıdığı Sürmene işi bıçağı çıkardı. Kabzası ile birkaç kez kilide vurdu. Açılmadı. Kazmaya sarıldı. Veysel’e feneri tutmasını söyleyip kazmanın tersi ile kilide vuruca kilit düştü. Heyecandan kapağı açamadılar. Bir dakika birbirlerine baktılar. Veysel Bilal’den kapağı açmasını isteyince Bilal kutunun önünü geldi, dizlerinin üzerine çöktü. Niyeti üç Kulhuvallah, bir Elhem okumaktı. Ancak bir Kulhuvallah ile yarım Elham okumadan sandığı açtı. Sandıktan ağzına kadar dolu eski paralar, altın sikkeler ile üzeri zümrüt kakmalarla bezeli kartal başlı, yılan dilli bir hançer ve yakutlarla süslü, büyükçe iki yüzük  fenerin ışığıyla iki adama bakıyordu.

Veysel Bilal’i uyardı:

-Aman gözünü seveyim kimse duymasın! Bilal alçak sesle:

-Bu giz benle mezara kadar gide(r) , sen meraklanma.

Biraz oturup kendilerine geldikten sonra Bilal ‘şimdi na’pacuk’ deyince Veysel biraz düşünüp:

-Bak Veysel Kardeş, dedi. Bunları bu şekilde götüremeyiz. Biliyorsun Jandarmalar bize göz açtırmaz. Sen temiz bir arkadaşa benziyorsun. Bunları yurt dışına çıkarabilmek için benim biraz para bulup gelmem gerekiyor. Senden ricam ben bu parayı bulup gelene kadar bu emanete sahip çıkman. Bir de bundan kimseye söz etmemen gerekiyor. Anlaştık mı?

Hiç düşünmeden “evet” dedi Bilal. Yalnızca yeri gösterip kendisini servete ortak eden, bu kadar büyük serveti de para falan istemeden kendisine emanet eden adama evet demeyip de kime evet diyecekti?

Samanlıkta karısına bile söylemeden saklardı emaneti.

İki adam sırtındaki sandıkla Aşağı Çay’dan köye doğru tırmanırken yeni doğan ayın kızıllığı göğü kısmen ağartıyor, köyün hocası da  yatsı ezanını okuyordu.

Bilal ile Veysel kimselere görünmeden sandığı Bilal’in evinin elli metre uzağındaki samanlığına taşıdılar.  

Bilal sabah namazından sonra hava ışımadan Kirazcık köyünden kalkıp Çaylaklar köyünden yolcularını alıp köylerinden Taşköprü’ye giden kalyonun kasasına binen asker arkadaşına güle güle derken haftaya görüşmeyi umuyordu.

 

 

Adınız :
E-Mail Adresiniz :
Yorumunuz :
Güvenlik Kodu :    
   
Diğer Tufan BİLGİLİ Yazıları
E-GAZETE