ASLAN TORUN KONAĞI - Tufan BİLGİLİ

Yazdır
Paylaş

Eklenme Tarihi : 27 Ocak 2018, Cumartesi 15:48:43

ASLAN TORUN KONAĞI
ASLAN TORUN KONAĞI
Geçmiş yıllarda Sinop’ta yaşanmış; Sinop’la ilgili yaşanmış olay, olgu ve bireyleri konu alan hatıraları kayıtlara geçirmek, gelecek nesillere aktararak onların daha sağlam zeminler üzerinde yürümesini sağlamak arzuladığımızı duyurmuştum.

Uzaklardan ‘vefalı’ bir Sinoplu, Yeminli Mali Müşavir Sayın Bahri OLGUN Bey duyarlılık göstererek artık tarih olan ve kaybolan eski Sinop’tan bir anısını aktarmış. Ben de noktasına dokunmadan sizinle paylaşayım istedim.

***

 

İnsanoğlu elindekilerin kıymetini genellikle kaybettikten sonra anlıyor. İçinde yaşadığımız çevrenin kıymetini biliyor muyuz? Sevdiklerimize duymak istedikleri sevgi sözcüklerini söylüyor muyuz? Ne zaman ki ‘kayıp’ ederiz, o zaman ah vah eder, dövünürüz.

Çocukluğum Sinop’ta geçti, Lala Köyü’nde büyüdüm. Tabi ki tüm aile; --ki ‘Olgunlar’ olarak epeyce kalabalık idik- ilk okul sonrası, orta okul- lise- sanat okulu Sinop merkezde olduğu için, okul dönemlerinde merkezde, tatillerde köyde yaşardık. Aynı dönemde ortaokul ve lisede Olgun soyadındaki 8 kişinin okuduğu oldu. Biraz meşakkatli ancak mutlu olduğum yıllardı. Babam ormancı olarak görev yapar, geriye kalan tüm aile (dedem, babaannem, annem, yengem ve 8 çocuk yani amcalarım Sami, Hilmi, Rahmi; halalarım, Sabahat, Taliha; ağabeyim Fehmi, kardeşlerim Mehmet ve Elmas. Kısa bir dönem de amca çocukları  Sezai ve Seza ile hala oğulları Cemal ve Celal Özgençler bizimle yaşadılar.) büyük halam Resmiye (evli olduğu için) ve amcam Kamil (İstanbul’da üniversitede olduğu için) hariç birlikte yaşardık. Gerek Sinop’ta oturduğumuz ev gerekse Köydeki evimiz hem büyük hem de düğün evi gibi kalabalık olurdu. Biz, büyük ve güzel bir aile idik.

Bu aile, Sinop’ta ‘Aslan Torun Konağı ‘ olarak bilinen, bu gün müze olan evde otururdu. O zamanki hali ile bugün düzenlenen hali pek birbirine tamı tamına uymasa da, müze olarak gezilmesi, görülmesi gerekli benim için duvarlarında izi ve tozu kalmış anılarla dolu güzel bir yer olmuş.

Orada yaşadığımız çocukluk günlerimde ortaokul birinci sınıfta iken, yaşadığım bir anıyı paylaşmak istiyorum. Öncelikle Konağın o gün ki halini anlatmam gerek. Arka bahçesinde elma, armut, ayva, hünnap, iki üç tane de ceviz ağacı … ve dalları eve değen, ev yüksekliğinde hurma ağacı vardı. Evin dışı pervaz dediğimiz ince tahtalarla kaplı idi. Evin içindeki tahtalar, dolaplar ve tavan tamamen orijinal ağaç ve el oyması desenlerle yapılmıştı. Sinop’a gelen öğretmenlerimizden bazıları gelip evimizi, dolap kapaklarını, rafları ve ahşap oyma işçiliğini hayranlıkla izlerlerdi. Konağın Kemallettin Sami Paşa Caddesi’nden olan girişi kapalı avluya açılırdı. Biz burayı, top sahası olarak kullanırdık. Dış kapıyı da kale gibi düşünerek penaltı çalışırdık. Tavanda asılı ampul hemen hemen her gün kırılırdı. Onu yakarak ‘gece maçı’ yaptığımız da çok olurdu. Konağın (Bazen ev diyorum çünkü bizim evimizdi tabi ki kirada oturuyorduk.) en üst katı ve çatı katı aralığı boştu ve orada yüzlerce sarı metalden yapılmış şamdanlar, sürahiler, aynalar gibi birçok süs eşyası vardı. Elbette ki hiç ama hiç kimse onlara dokunmadı. Çünkü orayı tesadüfen keşfettim, nasıl olduğunu da kısaca anlatayım.

O yıllarda (1973’e kadar Sinop’ta kaldık. 1973’de İstanbul’a göç ettik.) Sinop’ta iskete, meriç, saka kuşlarını yakalamak ve ayağına ip bağlayıp sopa ile dolaştırmak, ehlileştirmek, alıştırmak sonra da ipi çözüp, omzumuzda gezdirmek modaydı. Ben de yakaladığım isketeyi (sanırım iskete idi) iple küçük bir sopaya bağladım. Ceviz yedirerek besledim, temiz hava alsın derken elimden uçtu ve evin duvarına dalları değen hurma ağacına kondu. Kondu ancak ayağındaki ip ve ince sopa dala dolandığı için oradan uçması da imkansız (yani ölecek). Bu arada hurmanın üst dalına ve en uç kısmına konduğu için üst katın penceresine çıkmam gerekiyor. Ancak üst kat kapalı. Hem çocukluk hem de delilik… Evin dışındaki pervazlara tutuna tutuna üst kata çıktım. Bu arada pervazlar kırılıyor zaten çok ince ve eski… Allahtan çok zayıf ama bir o kadar çevik bir yapım vardı da düşmedim. Üst katın pencere kenarına tutundum.  Pencereyi yukarı ittim, açılıverdi. Hemen içeri girdim. Benim derdim ev değil, kuşumu kurtarmak. Dallar biraz uzak kaldı. Dalları bir şeylerle kendime doğru çektirmem gerek. Bu nedenle evin yani konağın en üst katında uzunca bir sopa, bir şeyin sapı, urgan-sicim gibi bir şeyler aradım.Tabi bu arayış sırasında da üst katta konusunu ettiğim birçok güzel eşyayı da çocuk gözümle görmüş oldum. Sonra elektrik kablosu olduğunu düşündüğüm bir kabloyu dalın bir kısmına bağladım, dalı kendime çektim ve kuşumu kurtardım. Çünkü özgür olmak istiyordu. Özgür de olmalıydı. Çok da korkmuştu. Kalbinin nasıl attığını hala hatırlarım. Aynı yoldan geri indim. Kuşumu serbest bıraktım… Çok tehlikeli olan bu tırmanışı ve olayı, ailem duymasın – duyarsa kızarlar diye- kimseye söylemedim. Sadece Cemal Özgenç bildi.

İşte şimdi tüm ailem ve Sinop öğrenmiş oluyor.

Tabi ki çocuk aklımda, konağın tarihsel ve antik değerini hiçbir zaman bilemedim. Ne zaman ki İstanbul’a yerleştik memleket özlemi çöktü. Yaş aldıkça da tarihi eser, antikalar, eski değerler hakkında bilinçlendik. Ne kadar önemli bir yapının içinde yaşamış olduğumu anladım. Her zaman gülerek, gülümseyerek, özlemle anarım oraları… Hiçbir zaman uzak olmadım, uzak kalmadım, uzak kalamadım.

Umarım Sinop halkı bu güzel yapıyı çok çok uzun yıllar korumaya, yarınlara güzel bir eser olarak bırakmaya devam ederler.

Saygı ve sevgi ile…   

      BAHRİ OLGUN

Yeminli Mali Müşavir

Adınız :
E-Mail Adresiniz :
Yorumunuz :
Güvenlik Kodu :    
   
Diğer Tufan BİLGİLİ Yazıları
E-GAZETE