AYNAYA BAKMAK VE ZAFER BEKLEMEK - Nezih YILDIRIM

Yazdır
Paylaş

Eklenme Tarihi : 02 Ekim 2017, Pazartesi 15:34:00

Türkçemizde bulunan ayrıca fert ve devletler hayatında da önemli bir yeri olan “Aynaya bak kendini görürsün” lafı üzerine 6-7 yıl önce bir yazı kaleme almışım.
AYNAYA BAKMAK VE ZAFER BEKLEMEK
Bu yazıda; Bazı kıyaslamalarda bulunmuş o günün Fransa Cumhurbaşkanı Nikolas Sarkozy’nin zafere ulaşamayacağını ifade etmiştim. Şimdi ayni yazının özüne pek dokunmadan günümüz şartlarına uyup uymadığına bir bakalım istedim.

İnsan şahsında bulunmadığına inandığı bir sıfatı veya hoşlanmayacağı bir lafı kendine karşı ifade edene “aynaya bak kendini görürsün” der. Böyle demekle söylenen “sözün” söyleyene ait olduğunu ifade etmek ister.

 Bu durum devletler hayatında da böyledir. Devlet yönetenler politikalarını oluştururken iç dinamikleri de göz önüne alarak dışa dönük psikolojik bir bakış açısı ortaya koyar ve o ortama uygun söylem geliştirerek nemalanmak isterler. Kısacası; Nemalanacakları ortamı oluşturmak içinde ideolojik düşman icat ederler. Çünkü düşmansız İdeolojiler halk nezdinde taban bulamaz ve yaşamaz.

Özellikle “demagog” Siyasiler rant elde etme dinamizmlerini güçlendirmek için uluslararası arenada çok da etkili olmayan karalama politikalarını geliştirirler. Bir önceki Cumhurbaşkanlığı seçiminde Fransa’yı yönetenlerde takip ettikleri politikalarla ülkelerinde yaşayan 400 bin ermeni asıllı Fransız vatandaşının oylarına göz kırpmak ve onların sempatisini kazanmak adına yanlış hesap peşinde koşmuşlardı.

Bunu yaparken de, güya “medeni!...” Batının öncüsü rolünde kendi barbarlıklarını; Afrika ve Cezayir’de işledikleri cinayetleri unutmuş görünüyorlardı.

Daha dün dedelerinin yardım isteyip aman dilediği Osmanlının torunlarına uluslararası ilişkilerde sıkıntı çıkarmak ve zarar vermek için bir “inkâr” yasası gündeme getiriyorlardı. Ve o günkü Cumhurbaşkanı Nikolas Sarkozy ve ekibi yanlış bir hesabın içinde bulunuyorlardı. Sergiledikleri yanlış ve çarpık bir bakışla gerçeği göremiyorlardı.

Gerçi Fransa yönetimi Osmanlıdan yardım dilendiği dönemler dışında, Osmanlıya hiçbir zaman dost olmamıştı. Ulu Hakan II. Abdülhamit Han’ı devirmek için İngilizlerle ve Osmanlı İmparatorluğu vatandaşlık belgesini ceplerinde taşıyan içerideki hainlerle işbirliği yaparak İstanbul’da oluşan çeteleri de desteklemişlerdi. Bazen açık bazen de gizli oyunlarla her zaman Osmanlıya karşı kirli bir oyun içinde bulunmuşlardı.

Bu günde farklı boyutlarıyla karanlık ve çirkin oyunlar devam etmektedir. Gerçi o günün birçok tarihçisi tarafından çirkinlikler kaydedilmişti. Yaptıklarına bakılınca kralları Almanlara esir düşünce Osmanlıdan yardım dilendiklerini ve bizim ecdadımızın atının izengüsünü tutmayı şeref saydıkları günleri unutmuş görünüyorlardı.

Ama ecdadımızın Viyana kapılarına dayandığı günleri ve Çanakkale’yi geçilmez yapan ruhu unutmuyorlardı. Viyana kuşatmasına ve Çanakkale ruhuna düşmanlıklarını daha da sinsice devam ettiriyorlardı. Bu düşmanlıklarını ise siyasi ranta çevirmeye çalışıyorlar.

 Devletler hayatında çok eski sayılmayacak kadar kısa,16. ve 17.yy. da tuvaleti bugünse hala akarsuyu bilmeyenler bize medeniyet dersi vermeye ve bizim geçmişimizi karalamaya çalışıyorlardı.

Koskoca bir İmparatorluğun “katliam” gibi insanlık dışı bir düşüncesi olsaydı vatan toprakların da bir tane ermeni kalırmıydı bunu hiç düşünmüyorlar. NikolasSarkozy’nin kendisi de bir Osmanlı Yahudi’si olduğu halde dedelerini barındıran Büyük Osmanlı Devletinin böyle bir  “katliam yapmayacağını” bilmemesi mümkün değildi. Eğer böyle bir uygulama olsaydı dedeleri de katledilmiş ve zürriyetinin kesilmiş olması gerekirdi.

Demek ki bu bir safsataydı. Âmâ içeride siyasi rant elde etmek için soykırımı yasa teklifine sığınıyordu. Hâlbuki tüm devletler ayakta kalabilmek için silahlı çetelerin hainliklerine dur demeliydi. Osmanlının yaptığı da tamda bu idi. Ve çetelerin yapmak istediği katliamları önleme için alınan tedbirlerden ibaret bir işlemdi. Osmanlı arşivleri günlük olarak ve ayrıntılı bir şekilde dünyanın en iyi tutulmuş arşivini oluşturur. Bu olayların en iyi anlaşılabileceği kaynaklar da arşivlerimizdir.

Tarafsız tarihçiler bunu inceleyebilirdi. Gerek geçmişimiz, gerekse Cumhuriyet döneminde hatalar olabilir ama verilemeyecek hesabımızda yoktur. Osmanlı devletinin soykırımı iddialarına maruz kaldığı tarihe bir bakın, Çanakkale Zaferiyle nasılda çakışıyor. Biz soykırımı gibi bir şeyin olmadığını biliyoruz ama yapılan, Çanakkale harbiyle Osmanlı devletinin zayıflamış olduğunu düşünen ermeni çeteleri devlete karşı yaptığı ayaklanma ile Müslümanları katletmeye başlamışlardı. Osmanlının yaptığı ise bu çetelerin durdurulmasından ibaret tali bir olaydı. Bu çetelerin yaptığı katliamlara hangi devlet göz yumabilirdi.

Bu gün ABD’lerinin ve Avrupa’nın yaptıkları da geçmişte yapılanların aynisi ile Türkiye’yi zayıf düşürmek ve kargaşaya sürüklemek için  Kuzey Iraktaki aşirete göz kırpmaktan ibarettir.

Bugün emperyalistlerin yaptığı da 400 bin ermeni oyu için Fransa’nın yaptığından farklı değildir. Bunlar hala haçlı ruhu taşımakta ve güçlü bir Türkiye’den her zaman rahatsızlık hissetmektedirler. Bu batılılar Fransa’da dâhil önce “aynaya bakmalı” Afrika ve Cezayir’de yaptığı asimile etme çalışmalarıyla yok etme katliamlarını görmeli. Sonuçta Yanlış hesap Fransa’da  (o günkü ifademizle “yaptığı yanlışlar Sarkozy’ye” inşallah seçim zaferi getirmeyecektir.) getirmemiştir.

Bu günde Merkel’e getirmediği gibi. Batının kaypak politikaları da “Kuzey Iraktaki aşiret reisine zafer getirmeyecek ve korkarım ki masum insanların canı yanacaktır.

BİZ HAYIRLISINI DİLEYELİM.   Nezih Yıldırım

Adınız :
E-Mail Adresiniz :
Yorumunuz :
Güvenlik Kodu :    
   
Diğer Nezih YILDIRIM Yazıları
E-GAZETE