BEĞENMEDİKLERİMİZE SÖVMEK! - Nezih YILDIRIM

Yazdır
Paylaş

Eklenme Tarihi : 29 Ekim 2021, Cuma 13:15:47

Hani zaman yetmiyor diye bir laf vardır ya, benim durumum aynen öyle. Nedenini bilmiyorum, ama ömür boyu işlerimde hep bir yoğunluk oldu. Genelde akşamları bir saat kadar okuma programı uygulamaya çalışırım. Hiç bir gün programladığım gibi yaşayamam ve başladığım kitabı düzenli, okuyup bitirme becerisi gösteremem. Bir de okurken ilgimi çeken yerleri not almaya çalışırım, böylece evimiz kâğıt yığınına dönüşür. Bu durum refikamın canını sıkar ama alışkanlıklarımı bildiği için canının sıkıldığını,“güya” bana anlatmadan yutkunmayı yeğler.
BEĞENMEDİKLERİMİZE SÖVMEK!
Çalışma sistemi oluşturamadığımı ben de biliyorum aslında. Ayrıca arşivimin de bayağı zengin olduğunu düşünüyorum. Ama düzensizliğinden dolayı aradığımı bulmada zorluklarım olduğunu biliyorum. Ama “zekâmdan olabilir” aradığımı çoğunlukla bulabiliyorum. Okurken 5-10 sayfa okuduğum da mutlaka başka kitapları karıştırmak istiyorum. Belki de “iş değiştirmek bir nevi dinlenmektir” diyen dedemin sözünden etkilendiğimden oluyordur bu realite.

Birde “İlim tekrarla daim olur” sözüne inanıyorum. Böylece gece/gündüz koşturmaca bir hayat sürüyorum. Âdem (AVS)’a atfedilen bir söz vardır “dünyada 900 yıl yaşadın ne anladın” diye sorulduğunda “dünya bir han bir kapısından girdim diğer kapısından çıktım” demiş derler.

Şahsen tüm insanları üzerinde değerlendirme yaptığımda; üç aşağı beş yukarı herkesin aynı cevabı vereceğini düşünüyorum. Kişisel olarak yaptıklarımdan bende  hiçbir şey anlamış değilim. Anladığım sadece insanlara faydalı olma gayretimdir.Boş durmayıp üretmeye çalışmama rağmen yine de birşey yapamadım. Sadece işe yarayıp yaramayacağını bilemediğim şekilde kayıtlı yaşamaya çalıştım, yaptığım her iş ve olayları kaydettim.

Çevremdeki insanların portrelerini çıkartmaya çalıştım. İleride belki! Neslimden sanat ruhlu biri çıkar da inceleme yaparsa diye düşündüm. Çünkü ben atalarımın geçmişte nasıl yaşadıklarını merak ediyorum. Ola ki bizim neslimiz de bizleri merak edebilir. Belki de yazılanlar bizimle ilgili onlara ipuçları verebilir. Belki de bizim toprakla buluşmamızdan itibaren bir çöplüğe atılmışta olabilir. Bizim görevimiz ise kendimize düşeni yapmaktır.

Niyetim sizleri geçmiş ve gelecekle meşgul etme ve kafanızı ütüleme değil. Ama Şadi Şiraz-in’in  “Hüner sahipleri, cefa gördükleri halde muhabbet gösterirler” sözünü, kıstas alarak “kargadan başka kuş görmemiş” bazı insanlara bir şeyler demek istiyorum.

Mesela;“gazetemize” gönderilen yorumları yaklaşık iki saat inceledim. Özellikle Mümtaz’er Türköne’nin Boyabat’a geliş haberine yapılanlar, ağırlıklı olarak hakaret içerikli. Buda Boyabat’lıya yakışan değil. Mümtaz’er Türköne’nin babası Ahmet Amcayı yakinen tanırım. Boyabat’tan uzak kalmış iyi bir Boyabat severdi. Mümtaz’er bey de 5-10 yıl önce bir televizyon programında “ben Boyabat kırsalından gelmiş bir babanın oğluyum” demiş ve bendenizin gönlünü kazanıvermişti.

Yorumlarda ne Atatürk düşmanlığı kalmış nede dönekliği, hemşerilerim bu yorumlar yanlıştır ve memleketimize katkısı yoktur. Kabul edersiniz veya etmezsiniz birçoğumuzun ulaşamayacağı mertebe de bir adamdır ve Boyabat’ımıza da konferans vermek için gelmektedir.

Fikirlerini beğenmeye bilirsiniz ama gider dinler sorularınız varsa kendine sorarsınız. Hiçbir şekilde hakaret etme hakkımız olamaz ve hakaret bize yakışmaz. Kişisel olarak bendenizin yazılarına da bazı “adamlar” ağır ithamlarda bulunuyor ve ben onlarla ilgilenmeyip “kendilerine ait diyorum.”

Beğenmediklerimize “sövmek” bizim işimiz olamaz. Olmamalıdır ve ayıptır. 

   Hoşça kalın. 

                       Nezih Yıldırım Mayıs 2013

 

 

Adınız :
E-Mail Adresiniz :
Yorumunuz :
Güvenlik Kodu :    
   
Diğer Nezih YILDIRIM Yazıları
E-GAZETE