Birim Birlik Deli Tevfik 1960’LAR SİNOP VE ÇOCUK - Tufan BİLGİLİ

Yazdır
Paylaş

Eklenme Tarihi : 10 Ocak 2017, Salı 12:14:52

İnce Dayı Mahallesinde, Sanat Okulunun arkasında, bahçe içinde birbirinin aynı gibi duran altıya sekiz ebatlarında kutu gibi evlerin önündeki sokakta çocuk gürültüsü ayyuka çıkıyordu.
Birim Birlik Deli Tevfik 1960’LAR SİNOP VE ÇOCUK
1960 ‘ların başlarında, yarımada’nın kuzey yönündeki mezarlık kaldırılmış, boşalan yere, hükümet tarafından   elli altmış metrekarelik tek tip evler yapılması için ucuz arsalar verilmiş, vatandaşlar zaman içinde buralara birbirinin benzeri , bahçe içinde, zamanın ahşap evlerine göre yeni ve modern evler  yapmışlardı. Mahalleye de milletvekili, Bayındırlık Bakanlığı da yapmış Cevdet Kerim İncedayı’nın ismini verilmişti.

Sözleşmiş gibi, neredeyse mahalledeki 6-9 yaş emsal çocukların tamamına yakınının bir araya geldikleri bu birliktelikten çıkan uğultu ve kahkaha sesleri neredeyse  Top Deliği’nden duyuluyor, ancak kimseyi rahatsız etmiyor, aksine duyana huzur ve güven veriyordu. Aydın (Özbek), Ali, Mustafa(Öktem)kardeşler, Aslan (Koca),Şükrü(Akalın),Toslama Mevlüt (Başkaya), Muhittin (Gürgüç), Bülent (Aydın), Zeki (Başar)  ‘ben çıktımla sayışma yapıyorlardı. Bu çocuklara. çok sık sokağa çıkmayan Halil (Kalkanlı) dahi katılmıştı. En son yapılan ‘aramıza yardımcı’ sayışmasında Ali ebe oldu.

Ali, çocuk belini yere paralel büktü, ellerini dizlerinin üzerine koyup  pozisyonunu alınca ilk sıradaki Aydın:

-"Birdirbir" diyerek ellerini Ali’nin sırtına bastırıp üzerinden atladı.

 Ardından gelen diğer çocuklar zıplayıp bacaklarını açarak, ellerinin Ali’nin sırtına koyup güç aldıktan sonra üzerinden atlarken ‘birim birlik’ diye bağırıyorlardı..

 

Tümü atlayışını tamamlayınca Aydın ikinci atlayışı yaparken:

- İkidir iki, kurnazdır tilki! Nakaratıyla ikinci atlayışı başlatırken ebe Ali arkadaşlarının atlamasını güçleştirmek için sırtını biraz daha yükseğe kaldırdı.

- Üçtür üç, ebelik güç!

- Dörttür dört, kuş gibi öt!

- Beştir beş, seni aldım eş!

- Altıdır altı, o şamarı kim attı!

- Yedidir yedi, elim sırtına değdi! Nakaratları hatasız geçildi.

Aydın:

- Sekizim seksek! Deyip atladı tek ayağının üzerine düştü. Sekerek dengesini bulduktan sonra sıraya geçti. Şükrü de güç de olsa atladıktan sonra dengeyi sağlayıp sonraki atlayış için sıraya geçti. Aslan atlayış sonunda tek ayak üzerine düşemeyip iki ayağı yara basınca yandı. Ve ebe olarak o yattı.

Aslan’ın ebeliğinde sekizler de hatasız geçildi.

Gerilerek gelen Aydın:

 

- Dokuzum durak! diyerek Aslan’ın üzerinden atladı ve atladığı yerde kıpırdamadan kaldı. İkinci atlayan Şükrü de Aydına değmeden atlayıp atladığı yerde kaldı. Mustafa nakaratı söyleyip atlarken ayağı Aydın’a değince yandı.

 

Mustafa ebelik için yatmağa hazırlanırken yanında arkadaşı Necati ile sanayide usta olan babasına sefertası ile yemek götüren Hasanlar yolun başından çıktılar.Yanlarından geçerken Necati Mustafa’nın üzerinden atlayınca Mustafa kendinden beş, altı yaşı büyük Necati’ye kızarak dövecekmişçesine diklendi. Necati ise umursamadı,yarı mahçup gülümseyip Hasan’la yollarına devam ettiler.

 

 

                 

Ocak Ayının yarısı geçilmiş, Sinop’un aldatıcı havası bir açıp bir kapıyordu. Şimdi güneş güneyde, tepeye yakın noktadan oldukça ılık sayılabilecek bir dinginlikte ışınlarını yayıyordu.

 

Sabah sert esen karayelden sonra hava durmuş, ancak Karadeniz’in azgın dalgaları gücünü hala muhafaza ediyor, tepeleri köpüklü dalgalar çok hırçın olmasa da Kum Kapı’nın duvarlarında patlıyordu.

Öğlen namazından önce Tevfik, çevre esnafının gazına gelmiş, arada yaptığı gibi Kaleyazısı Camiinin önündeki çeşmenin yalağının üzerine çıkmış, Cumhurbaşkanı olduğunda yapacaklarını esnafın hararetli tezahüratları arasında tamamlamıştı.  Aynı esnaf verdikleri gazla Tevfik’i (1968 ve 1973 yıllarında) iki defa Belediye Başkan adaylığına soymuş; Sıtkı Levent , Muharrem Yeloğlu, Enver Bahadır gibi ciddi rakiplerle mücadeleye sokmuşlardı.

Nutuktan sonra dükkânın önüne attıkları arkalıksız hasır taburelerde iki arkadaşıyla dinlenip çay içiyordu. Geçen gün mahallenin delikanlılarından MİT’ten olduklarını öğrendiği iki genci, yine mahallenin delikanlılarıyla önlerinden geçerken görünce saygıyla toplandı, başıyla selamladı.

Önlerinden geçen gençler, sanayide ustalık yapan babasına yemek götürürken Hasan’a (Koyuncu) yoldaşlık yapıyorlardı.

MİT ajanı olarak Tevfik’e tanıtılan gençler, aslında iki sene önce üniversite öğrenimleri için il dışına çıkmış yine aynı mahallenin çocukları Nihat (Önder) ile Ünal (Tahmaz) dan başkası değildi. Ancak zaman zaman insanları ve olayları karıştıran Tevfik’e Mahallenin çocukları Hasan, Necati ve Hüseyin tarafından Nihat ile Ünal’ın MİT’ten olduğuna inandırmış; sonucunda bu çocuklar Tevfik’te korku ile birlikte saygı duygusu uyandırmışlardı.

 

Çocukların geçişi sırasında Tevfik’in toplanıp selam vermesi işte bu yüzdendi.

 

(*) Babasının öğlen yemeğini bırakıp dönen Hasan; Tevfik’in, sakalını sıvazlayarak, telaşe ile dükkandan çıktığını görünce hızlandı. Yanındaki arkadaşlarından Necati(Tosun) Hasan’ın birden  artan hızına ayak uydurmaya çalışırken sordu:

 

-Noldu oğlum, niye koşarak gidiyoruz? Deyince, Hasan:

-Eğlence çıktı eğlence, diye yanıtladı. Yanındakilerden Nihat (Önder) ile Fehmi(İnce)  ‘Ne demek istiyorsun’ der gibi sorar gözlerle bakarken ilk aralık olan hal aralığına girip saklanarak Tevfik’i gözlemeye başladılar. Hasan:

- Tevfik denize gidiyor, deyince çocukların yüzü güldü.

Tevfik sırtını Karadeniz’e yaslamış ön cepheleri genişçe kapıdan oluşmuş, üç duvar bir çatıdan ibaret, yaklaşık yirmi, yirmi beş dükkândan oluşmuş sanayi çarşısını geçip Kumkapı’ya doğru yollandı.

 

Arada sanki bir şeylerden pirelenmiş gibi sık sık ardına dönüp gelen giden olup olmadığını kontrol ederken, çocuklar da kendilerini göstermeden yaklaşık elli metre uzaktan Tevfik’i takip ediyorlardı.

 

Tevfik gâh görünen, gâh bulutlar arasında kaybolan solan güneş ve kabaran dalgaların yanında kendine uygun olduğunu düşündüğü yere geldi. Sağına soluna baktı. Yaklaşık iki kilometrelik kumsal üzerinde uçuşan iki martı dışında canlı görünmüyordu.  Bir çalı dibinde soyunup elbiselerine üst üste koydu. Üzerine uçmamaları için bir taş yerleştirdi. Uzun paçalı donu ile kollarını çaprazlama omuzlarına sarmış, göğsünü kapamış şekilde ayaklarını bileklerine kadar denize soktu. Tekrar sağa sola baktı. Uzun bir tereddüt aşamasından sonra iki adım daha atıp dizlerine kadar suya girdi. Ancak ara ara varan dalgalar kasıklarına, göbeğine hatta göğsüne kadar çıkıyor, her dalga vuruşunda  denize girme duygusuna karşı direnci biraz daha azalıyordu.

Bu arada çocuklardan ikisi sine sine elbiselerin bulunduğu çalılığa gelmiş, elbiselerin üzerindeki taşı atıp, elbiseleri kapmış ve yine görünmeden otuz metre ileride saklanan arkadaşlarının yanına ulaşmışlardı.

                …

                Son bir cesaretle iki adım daha atan Tevfik dizlerini de bükerek kafasını suya soktu. Bu arada üzerine gelen dalga kafasının üzerinden sahile doğru gidip, sahilde patladı. Kafasını sudan çıkarır çıkarmaz hızla sahile doğru koşar adım hamle yaptı. Güneş tekrar bulutların arasına girmiş, rüzgar hızını artırmıştı.

Sudan çıktı, elbiselerini bıraktığı çalılığa doğru titreyerek koştu.                Elbiselerini bıraktığı çalığın dibinde elbiselerini göremeyince şaşırdı. Bir kez daha baktı. Görmeyince yanındaki çalılığa, onun yanındakine baktı. Tekrar ilk çalılığa dündü. Çalının etrafını dolaştı. Elbiseleri oradaymış da görmüyormuş hissi ile elbiseleri bıraktığı yeri ayağı ile yokladı. Körler gibi elini gezdirdi.

Yoktu, yoktu! Titremesi bir kat daha arttı. Kolları ile vücudunu sararak sağa sola koşarken çocuklar gizlendikleri yerden manzarayı izliyor, kahkahalarının duyulmaması için elleri ile ağızlarını tutuyorlardı.

Manzaranın vahametine daha fazla dayanamayan Ünal elbiselerinin verilmesini teklif etti.

De … Problem elbiselerin Tevfik’e nasıl verileceği konusunda düğümlendi. 

                Sonunda mahalleden Tevfik’in tanığı çocuklar gizlenerek kaçacaklar, Tershane’de oturan Tevfik’in tanımadığı Necati kumsalda kendini gösterecek. Elbiseleri kuma bırakıp kaçacaktı.

                Beş dakika sonra grup halinde çocuklar, karayel ile birlikte seyrek olarak düşen karla karışık yağmur damaları atında sanayi çarşısından kıkırdayarak geçip Kaleyazısı Camii yönüne doğru koşarak uzaklaştılar.

(*) Öykünün bu bölümünün çatısı Nihat Önder tarafından aktarılmıştır.

 

Adınız :
E-Mail Adresiniz :
Yorumunuz :
Güvenlik Kodu :    
   
Diğer Tufan BİLGİLİ Yazıları
E-GAZETE