BOYABAT'TA (İZDEN SIZAN -8) - Tufan BİLGİLİ

Yazdır
Paylaş

Eklenme Tarihi : 01 Mayıs 2018, Salı 11:08:04

Yaman olur Kastamonu uşağı Yassıl dağlar yassıl Osman Efem geliyor Kız zihninde Sepetçioğlu türküsünün son mısralarıyla babasının omzunda yaslı başını usulca kaldırdı. Gözlerini açtı. Yola paralel akan Gök Irmak’ı gördü. Epeydir ırmağı takip eden vadiden gidiyorlardı. Babası :
BOYABAT'TA (İZDEN SIZAN -8)
-Kızım Seher;Hanönü’nü geçtik. Boyabat’a az kaldı. Dedi.

Eylülün ilk günleriydi. Yaz güneşi tüm öğlen sıcaklığını vadiye yayıyor, yolcuları minibüsün pencerelerinden giren  rüzgar da serinletemiyordu. Boyabat’a yaklaştıkça ırmak kenarlarında pirinç tarlaları, yol kenarlarında yeni yeni kurulmaya başlamış tuğla fabrikaları ve bom boz çevre görünüyordu.

Öğle ezanı okunurken minibüs Gazi Çayı üzerindeki köprüyü geçti, Boyabat garajına girdi. Öğlen sıcağında çevre terk edilmiş hissi veriyordu insana. Garajdaki iki otobüs, bir kamyon ile iki at arabası güneşin altında işkenceye bırakılmış ve yardım beklercesine yatıyor, At arabasının gölgesindeki köpek dili dışarıda kayıtsız çevreye bakıyordu. Minibüsten inen baba kız, gölgeden iki yazıhane üstteki ‘Karahanlar’ yazıhanesine açık kapısından içeri girdiler. Yazıhanenin duvarı boyunca üzeri hasır serili, ağaç sedirde oturan altı yolcu ile bankın önünde dört adam duruyordu. Seher sedirden yana yönelirken, babası banka seğirtti. Seher hem gözleriyle babasını izliyor hem de yazıhanede bulunanlar gibi kendisini çevresini saran sivri sineklerden korumaya çalışıyordu.

Katırlarla 32 saat süren Sinop- Boyabat arası Nasip Turizm arabalarıyla on yedi on dokuz saate inmişken bu günlerde modern araçlarla altı, sekiz saate düşmüştü. Artık arabaların motorları arabanın ön kaputuna sokulan kolun çevrilmesiyle çalışmıyor,şoför mahallinden kolayca çalıştırılıyordu. Hem dayanıklılıkları, hem hızları artmıştı.

Öğleyin bindikleri Kel Ali’nin arabasıyla akşam yedi, sekiz gibi Sinop’ta olacaklardı.

Ucu ucuna yetiştikleri otobüs garajdan çıkarken soldaki çay bahçesinin uzun çamları altında akan Gazi Deresine karşı çaylarını yudumlayan Boyabatlılar otobüse el sallıyorlardı.

Üzerindeki bagajı yükle dolu otobüs Sinop şosesine düştüğünde ardından bir toz bulutunu da sürüklüyordu. Otobüsün minibüse göre yüksek tavanı kısmen daha ferah bir ortam sunuyorsa da ovaya bastıran öğlen sıcağı otobüsü de kısa sürede hamama çevirmiş yolcuların buram buram terlemesine neden olmuştu.

Yarım saat sonra Osman Köyü geçip yol Bektaş’a doğru hafif meyil alınca arabanın hızından percereleren giren ılık da olsa insanların yüzüne vuran rüzgar  yüzlerdeki terleri kurutmaya başlamıştı. Şimdi önlerinde ta dağlara kadar çanak gibi boz bir ova uzanıyordu. Şoför büyük bir çalımla şoför mahallinin konsolu üzerene rapdedilmiş plaklıktan bir plak çekti. Plağı pikaba taktı. pikap iki tur cızıradı. Peşinden Zeki Müren’in ‘Kapıldım gidiyorum bahtımın rüzgarına’ şarkısının nameleri arabanın içini doldururken Seher;billur sesli şarkıcının sanki bu şarkıyı kendisi için söylüyormuş hissine kapıldı.

Şoför koltuğundaki Kel Ali:

Sıkın biraz daha dişlerinizi. Dıranaz’a sarınca serinlersiniz, deyince sanki hava biraz daha serinlemişti. Seher’ler bu kez şoför mahallinin hemen arkasındaki koltukta yer bulmuş, çevrede gördüklerini kaçırmamacasına aç şekilde etrafına bakıyordu.Arabadakilerin  Gök Irmak diye isimlendirmelerinden tanıdığı ırmağı Taş Köprü’den birlikte geldikleri bir arkadaşını yolcular gibi. köprüden geçerken  son kez selamladı.  Arkalarında kalan gök Irmak ovanın yanını bıçak yarası gibi kesiyor, hemen iki yanındaki çoğunluğu söğüt olan ağaçlar insanda bu yaranın kabuğu hissi bırakıyordu. Otobüs köprün geçer geçmez söğütlükten yaklaşık on kadar güvercin sürüsü havalandı. Arabadakileri selamlarcasına otobüsün üzerinde harmanlanıp  tekrar ırmağın üst yanındaki ağaçlığa doğru ağdı.

Ova bitip dağlara doğru araba sarmaya başlayınca arabanın ovadaki hızı azalmış daha yavaş gider olmuştu. Bir Müddet daha ilerleyince arabadaki yolculardan Jandarma hareketlendi. Şoföre:

-Karakolda… Deyince Kel Ali:

-Tamam, biliyoruz! Deyip hızını düşürdü. Otobüs durmadan arka kapıdan atlayan muavin elinde takoz bir müddet durmak üzere olar arabanın ardından koştu. Durur gibi olunca da arka tekerin arkasına ağaçtan üçgen prizma şeklindeki takozu koydu. Karakolun bahçesinde top oynayan askerler oyunlarını bırakıp arabaya ve yolculara baktılar. Arkadaşlarını gören askerlerden biri bahçeden atlayarak yola, arkadaşının yanına koştu. Akçakeseli iki köylü de eşyalarıyla arabadan inip iki cılız akasyanın altına yüklerini bıraktılar. İki asker karakola doğru çıkarken muavin hareket eden arabanın arka tekerinden takozu kapıp yürümekte olar arabaya atladı.

-Devam et, dedi.

Yılan gibi Gırandu rampalarını tırmanan arabanın hızı yürüme hızına kadar düştü. Seher o zamana kadar kısmen zevk aldığı yolculuktan rahatsızlık duymaya başladı. Virajlarda dönen arabayla birlikte midesi bulunmakta, kusmamak için kedini zor tutmaktaydı. Beti benzi atan Seher için yolculuğun bundan sonrası işkenceye dönmüştü.

Gırandu tepesini tüketirken önlerini sis kesmiş, yolun üç metre ilerisi görünmez olmuştu. Elli metre sonra ince yağmura dönen sis bir müddet sonra tümden yitmiş, mas mavi gökte parlak güneş yolu, çamları ve çimenleri ışık sağanağına boğmuştu. Bu arada  yolun dikliği kaybolmuş hava da insanı üşütme derecesinde serinlemişti. Artık Bürnük’e doğru nispeten düz yollardan ilerlerken yolun iki yanındaki çamların boyları uzamış ve orman sıklaşmıştı. Taşköprü’den bu yana tabiata hakim olan boz renk artık tümden hükmünü kaybetmiş, artık boz kırın yerini uzun ağaçlar ve yeşil çimenler almıştı. Sanki farklı bir dünyanın sınırını tüketip yeni bir dünyanın içine dalmış gibi bir şok yaşamıştı bu değişimle Seher.

Bürnük yol ayrımında önleri sıra gitmekte olan iki atlı otobüsün geldiğini anlayınca atlarından indiler.  Dizginleri tutarak yolun kenarına yanaşıp otobüsün geçmesini beklediler.  Bu arada doru at huysuzlandı. Sahibi dizgini ne kadar geme yakın ve sıkı tutarsa tutsun çifte atıyor, dizginlerden kurtulmak için sahibiyle birlikte boynunu sallıyordu. Bunu gören Kel Ali yavaşlayıp arabayı durdurdu.  At yolun ortasında bir müddet döndü. Sahibi çekerek atı ileri götürdü. Ağaçların arasında uygun yer bulup ormana girince yolculuk kaldığı yerden devam etti.

 

 

 

Adınız :
E-Mail Adresiniz :
Yorumunuz :
Güvenlik Kodu :    
   
Diğer Tufan BİLGİLİ Yazıları
E-GAZETE