BULUNMUŞ GÜNLÜKTEN BİR GÜN! - Nezih YILDIRIM

Yazdır
Paylaş

Eklenme Tarihi : 11 Ekim 2021, Pazartesi 14:21:22

Bugün 23 Eylül 2021. Bundan tam yirmi yıl önceydi ve bir 23 Eylül günü öğle yemeğinde beraberdik. İlk tanışmamız bir televizyon programına davetle olmuştu. Program yapımcısına arkadaşım beni önermiş ve ‘davet edin programı doldurur’ demişti. Bu öneri üzerine de davet edilmişim.
BULUNMUŞ GÜNLÜKTEN BİR GÜN!
Arandığımda tereddüt ettim, çünkü çıkacağımız kanal çok etkili bir televizyon kanalı değildi. Ama yapımcı, ismimi veren arkadaşımı söyleyince tamam dedim ve öneren arkadaşım bana birşey dememişti. Hatta iyi şair olarak önerilmem yapımcıyı tereddüde düşürmüş ve gelir mi acaba demiş. Çünkü beni tanımıyordu ve iyi şair olarak tanıtılmam onu tereddüde düşünmüştü.

Beni aradığı saat mesai gününün yoğun bir saatiydi. Telefonu açtığım da program yapımcısı, ahenkli ses tonuyla cümleleri güzel kuruyor ve beni programına davet ediyordu. Konuşurken ki çekintisi ses tonundan anlaşılıyordu. Önce hal hatır ve sonra: “Falan gün ….saatleri arası sizi konuk almak istiyoruz.”dedi.Önce tereddüt ettim ama davet için ismimi veren arkadaşı söyleyince kabul ettim. Program günü geldi ve program saatinden yarım saat önce stüdyoda oldum. Güzel giyinmiştim boyum borsum yerindeydi ve stüdyoya girişim etkili olmuştu.

Hanımefendi önce “hoş geldiniz” dedi tokalaştık, sonra yer gösterdi ve oturduk. Başlamadan önce program akışı hakkında, bilgilendirdi, hem de neler konuşacağımıza ve kaç şiir okuyacağımıza kadar. Televizyona çıkışım ilk değildi daha önce özel televizyon kanallarına birkaç kez konuk olmuştum. Burada da benzeri bir program akışı yaşayacağımı biliyordum ve heyecanlı değildim.

Program saati geldi ve programa başladık. Hafif kahverengine kaçan beyaz takım içine mavi gömlek ve açık kahverengi ayakkabılarla, rahat tavır güzel uyum sağlamıştı. Ve program umduğumuzdan da güzel olmuştu. Sonraki birkaç programda da konuk oldum ve tanışıklığımız, dostluğa dönüştü.

Bir gün program çıkışında; “hep size misafir oluyoruz birde, biz sizi misafir etsek, bir çayımızı içseniz.”dedim.

Düşündü: “Olur tabii ki niçin olmasın!”

“O zaman, şimdi buyursanız, başka bir programınız yoksa.”

“Tahsin Bey ben aslında söyleyecektim ama bir an tereddüt ettim. Bugün aracım yok beni uygun bir yere bırakabilir misiniz diyecektim.”

“Şerefle ne demek buyurun lütfen” diyerek arabaya davet ettim. Davetimi kabul etti ve bindi. “Zamanınız varsa daireye kadar gidelim.” teklifimi kabul etmesi üzerine işyerime kadar geldik. O dönemde önemli bir görevdeydim ve kendisine de unvanımla ilgili bir şey söylememiştim. Gelişimiz de, personelin ilgisi ve bulunduğumuz makam da sohbetimiz bize karşı güvenini artırdı. Görüşmemiz daha sık olmaya başladı. Bir gün cesur çıkış yaparak o zarif ve güzel kadını yemeğe davet ettim. Olumlu yanıt aldığımda günü kararlaştırdık ve kader bizi yemekte buluşturdu.

O gün hava çok güzeldi ve Orhan Velinin “güzel havalar” şiirine nazire yaparcasına yazdan kalma günler yaşanıyordu Ankara. Oturduğumuz masada günlüğüme geçmek üzere cebimden çıkardığım kâğıda 23.9.2001 güzel gün diye tarih düştüm. Akşam da o gün yaşadıklarımı günlüğüme yazdım.

 Birkaç ay önce tanıştığım donanımlı ve güzel kadınla aynı masada yemekteydik. Bu görüşme sonunda ona bir şiir bile yazmış ve altına da 23 Eylül tarihini atmışım. Bir televizyon programında başlayan arkadaşlığımız birkaç sene devam etmiş ara arada olsa yemekli görüşmelerimiz olmuştu.

Aslında birbirimizi sevmiştik ve her halimizden alakamız belliydi. Ama ne ben ona sevdiğimi ne de o bana olan ilgisini söyleyebilmişti. Belki de dostluğun güzelliği de buradaydı. Çünkü hiç bir tarafın diğerinden beklentisi ve diğerine karşı kötü niyeti yoktu, konuşmalar sadece fikri dayanışmayla, dertleşmeden ibaretti.

Birbirimize ilgisiz gibi duruşumuz, dostluğumuzun bozulmasından korkumuzdandı. İkimizde bunu biliyorduk ama bilmiyormuş gibi davranıyorduk ve yirmi yılı böyle tamamlamıştık.

Bir ara siyasi denemesi olmuştu bizde bu faaliyetine destek vermeye çalışmıştık. Ama ilçe başkanıyla yaptığı görüşme onu hayal kırıklığına uğratmış ve “bunlar bayanı bir obje gibi görüyorlar.” demişti.

Bende “siyaset farklı bir şey şimdi “obje” gibi görenler güçlü olduğunda köpekleşirler ve size methiye dizerler.”demiştim. Çok kederlenmişti ve:“peki böylemi olmalı.”diye söylenmişti.“peki, böylemi olmalı.”sözü üzerine; “bende merak etmiştim ama olmadı, bakarsın çocuklarımıza nasip olur kim bilir.” demiştim.

Gerçekten de kızına nasip oldu ve parti ileri gelenlerinden biri haline geldi. Ancak kızındaki farklı davranışlar ve tutum değişikliği annesini üzüyordu ve bazı konularda onu mahcup ediyordu. Yakın bir arkadaşı kendisi araya girdiği halde kızına ulaşamamış ve görüşememişti. Bu duruma ne kadar içlendiğini bilirim.

Kendisi mücadeleci bir insandı ve mücadelesi ta lise yıllarında başlamıştı. Aile hayatında engelli bir çocuğu da olmuştu ama onu Allah’ın bir lütfü olarak görüyordu ve o çocukta kendini bulduğunu söylüyordu. İnançlıydı ama inançlı olduğu kadar da inatçıydı. Başladığı işi bitirmeden bırakmazdı ve inancı hep başaracağına yönelikti. On yedi yaşında Duygu Asena’nın da jüride bulunduğu güzellik yarışmasına katılmış dereceye girmişti. Sonra evlendi ve evlenme düşüncesi o işi yarım bırakmasına sebep oldu. Çünkü ailesinin karşı çıktığı yarışmaya, evleneceği erkeğinde karşı çıkması belki de onun şanssızlığıydı. Ama yarışmadan çekilmişti.

Evlendiği mühendisle dayanışma içinde çalıştılar. Ekonomik zorlukları bir bir aştılar ve refaha eriştiler. Ancak eşinin paralı ve güçlü olmayı taşıyamayan, hovardalıkları aile düzenini sarstı ve yeniden var olma mücadelesi başladı. Eşini bir dedektif titizliğinde takip edip İstanbul’da bir otelde basma Türkçesi yakalama başarısını göstermişti. Hâlbuki eşi bir iş görüşmesine gittiğini söylemişti. Bu durumlar kendisini yıprattı ama bunları da aştı çünkü o mücadeleci bir kadındı ve başardı. Bu zorluklarla mücadele ederken yılın annesi bile seçilmişti.

Ama şanssızlık yakasını bırakmadı. Yıllar önce nüksedip yendiği kanser hastalığı yeniden ve sinsice yakalamıştı. Çok direndi o her şeyin Allahtan olduğuna inanmıştı ve tedbirlerle bu hastalığı ikinci kez yeneceğine de inanıyordu. Ama hayat, her zaman ruhunun aradığı mutluluğu insana vermiyordu.

Bir mart ayının üçüncü günü, daha genç diyebileceğimiz yaşta “ölüm ötesi hayata” adım attı. Bu dünyadan göçtü gitti ve benim acı günden haberim aylar sonra oldu. Duyunca çok üzüldüm ve ona yazdığım şiirle baş başa kaldım.

Mekânın cennet olsun anıtsal,“kadınların içinde Abide!” kadın.

 

                                                                             Nezih Yıldırım 23.9.2021

 

Ve Şiir.

 

ÖZEL KADIN

 

 

Ömrümün son baharında,

Seni gördüm, güzel kadın.

Ne kusursuz, ne şirinsin.

Seni sevdim güzel kadın.

Gönlümdesin, özel kadın.

 

Hiç gülmedi benim bahtım.

Sevmemeye vardı ahtım.

Gönlümde bir kandil yaktın.

Seni sevdim güzel kadın.

Gönlümdesin “özel” kadın.

 

 

Düşüncemiz, pekte güzel.

Bil ki Sevgim sana özel.

Gönlüm dere tepe gezer.

Seni sevdim güzel kadın.

Gönlümdesin “özel” kadın

 

Duygularım pek karışık.

Şimdi sevgiler yılışık.

Talihim de pek alışık.

Seni sevdim güzel kadın.

Gönlümdesin  “özel”  kadın.

                          23.9.2001

 

Adınız :
E-Mail Adresiniz :
Yorumunuz :
Güvenlik Kodu :    
   
Diğer Nezih YILDIRIM Yazıları
E-GAZETE