ÇOCUKLUKTAN KALAN UHDE!.. - Nezih YILDIRIM

Yazdır
Paylaş

Eklenme Tarihi : 15 Haziran 2016, Çarşamba 13:08:47

Geçen haftaki yazımızda çocukluk dönemimle ilgili olarak; “çocuk olduk ama çocukluk yaşamadık” şeklinde bir “ironi” ile günümüz çocuklarının oyuncak ilişkilerini anlatmaya çalışmıştık. “Çocuk ve Oyuncak ilişkisi” başlıklı yazımıza gönderilen yorumlardan anlıyorum ki, herkesin dile getiremediği ve gönlünde “uhde” olarak kalan çocukluk hatıraları var.
ÇOCUKLUKTAN KALAN UHDE!..

Yazımda kendi çocukluğumdan örnekler vererek köy çocuklarının oyuncağa doymadıkları/ulaşamadıkları ve erken yaşlarda sorumluluk altına sokuldukları ile ailelerin bu çocuklardan beklentilerini anlatmaya çalıştım.

            Yazımız için gelen “iletilerden” öyle köklü şeyler çıktı ki doğrusu benimde unutmuş olduğum “Tot”, “Koç” “çelik çomak” çizgi, “birdirbir” “saklambaç” “Yesir”(esir olmalı herhalde!) “Ceviz” “3 taş, 5 taş,9 taş ve 12 taş”(Bunlar satranç gibi zekâ oyunları) “yakan top” vs. yazarken aklıma gelmeyen çoğu oyunu hatırlamamı sağladı.

Çocukluğumda iyi bildiğim bu oyunların nasıl oynandığını genel de unutmuştum. Çünkü ziyaretlerimi saymazsak 48 yıldır memleketimin dışındaydım.

 Bu oyunlarla ilgili bir çalışmamda olmamıştı. Hâlbuki bu oyunların çoğunu bilirdim. Nasip olursa unuttuğum bu oyunları bilenleriyle konuşup ayrıntılı ve anlaşılır şekilde yazılı hale getirmeyi bir kenara not etmiş bulunuyorum.

 Geçmiş yıllar da ziyaretinde bulunduğum Boyabat eski Kaymakamı Ünal Çakıcı beyefendide  “Kırsal kültürün” yazılmasının önemine işaret ederek “köylerdeki yaşlılarımızla konuşulup yaşanan kültürümüz yazılı hale getirilse ne iyi olur” demişti.

Sayın Kaymakamımızın düşüncesine kalben katılmış ve yerinde bir uygulama olacağını ifade etmiştim. Kırsal “kültürümüzü kapsayan” oyunlarımızı ayrıntılarıyla kayıtlı hale getirebildiğimizde, şehirleşmenin etkisiyle kaybolan veya unutulan “kültürümüzün” birçoğu öğrenilebilir duruma gelecektir.

Gerçekten de hayat meşakkati geçmişte oynanan oyunların çoğunu bizlere unutturdu. Bu oyunların yazılması tatbik edenlere kolaylık sağlayacaktır. Yazılı hale getirilmediğinde ise mutlaka unutulacaktır.

            Gelecek kuşakların bugünü bilmesi “günü yaşayanların” yarına bıraktığı kayıtlarla mümkün olabilecektir. Bizim de dünü bilmemiz, “o günü yaşayanların” yaşadıklarını bizlere aktarması ile mümkün olmaktadır.

Geçmişten geleceğe  “kültür” kaynaşması da o “kültürün yaşatılması” ile mümkün olur. Zira “dününü bilmeyenler yarınlarını inşa edemezler” sözü tecelli eder.

 

            Geçen haftaki yazımızda köydeki çocukların iş ve oyun ilişkisini ortaya koymaya çalışırken kendi çocukluğumuzdan da örnekler vererek 60’lı yılların çocuk/oyuncak ilişkisini işlemek istemiştik. Ama bu yazımız “bir kültür anlatımına” dönüştü ve oyunlarımızın yazılı hale getirilmesi yönünde bir düşünce oluşturdu.

            Çocukluk, oyun ve oyuncak derken, şehir hayatında ve apartman dairelerinde yaşayan çocukların “toprakta” oynama serbestliğine ulaşamadıkları. Kontrol ve baskı altında her şeyi kırarsın dökersin “dur, git” türünden telkinlerle çocukların üzerlerinde psikolojik baskı oluşturulduğunu ifadeyle, baskılara boyun eğen pısırık gençler yetiştirmeden korktuğumu da ifade etmeliyim.

            Köyde/şehirde çocukların dengeli yetişmemesi kişisel sorumluluk taşımadan el bebek gül bebek şeklinde büyümesi de, ezik büyümeleri de “çekingenliğe ve güvensizliğe” neden olabilmektedir.

Bizim çocukluğumuz arzu edilen bir çocukluk olmadı. Ama önemli bir öğretiyle  mukavemetli olmayı ve zor şartların üstesinden gelmeyi, en önemlisi de birçok olumsuzluğun “gayret ve sabırla aşılabileceğini” öğretti.

Çocuklarımızı ise “kendi çocukluğumuzdan” daha iyi şartlarda yetiştirmeye çalıştık. Ama serbest çocukluk hissi hep içimizde hep “uhde” oldu. Çocukluğumuza dair  “anılara” takıntımız belki de bundandır.

Kim bilir?..

 

Okura Not: Büyük söz ustası Abdürrahim Karakoç’a 4.Ölüm yılında  rahmet anıyorum.

Adınız :
E-Mail Adresiniz :
Yorumunuz :
Güvenlik Kodu :    
   
Diğer Nezih YILDIRIM Yazıları
E-GAZETE