Delikanlı (İzden Sızan 45) - TUFAN BİLGİLİ

Yazdır
Paylaş

Eklenme Tarihi : 03 Ocak 2019, Perşembe 11:23:19

Yalı Kahvesi’ne çay içmeyi planlamış Seher , Aynur (Çaylı), Meryem (Arkan), Perihan (Doğan) ile birlikte gündüzlü arkadaşlarından Selma (Akay), Zuhal(Narsak), Müzeyyen (Tarhan) ve Ergül’ den (Dalgıç) oluşmuş bir grup Kız Öğretmen Liseli kız Çolak Sami’nin kırtasiye dükkanının önünde buluşmuşlar, Turist Otel’inde prova yapan ‘Adsızlar’ isimli orkestranın otelin dışına taşan müziğini, ilgi çekmemek için gezinti yaparak otelin etrafında dolaşarak dinliyorlardı. Orkestra en son Cem Karaca’nın ‘Bir Gün Belki Hayattan” isimli şarkısının Bir gün belki hayattan/ Geçmişteki günlerden/ Bir teselli ararsın Bak o zaman resmime/ Gör akan o yaşları sözleriyle müziğin sona erip, gitarist Turhan’ın (Oğuz)otelin kapısına çıktığını görünce, bedava konserin bittiğine hükmedip Şehir Kulübü tarafına yöneldiler.
Delikanlı  (İzden Sızan 45)
Kulübün bahçesine henüz yaz için masalar konulmadığından , yeni göveren çınarların yaprakları arasından sızan güneşin altından çevreye hissettirmemeye çalışarak bir koşuşturmayla boş bahçeye girdiler. Yatılılardan Seher ve Meryem önlüklerini gizlemek için soğuğu bahane ederek hırkalarına sıkıca sarınmalarıyla diğerlerinden ayırt ediliyorlardı. Kimin kimi yakalamaya çalıştığı, kimin kimi kovaladığı belli olmayan çocuksu coşku, kızların kendilerini toparlamasıyla sona erdi. Ancak yine de heyecanla kale kapısı yönüne ilerlediler. Şehir kulübünün önüne gelince Müzeyyen işlevini yitirmiş,artık süs olarak kullanılan kulübün giriş kapısının iki yanında bulunan topların doğu yönündekine takılıp kulübün kapısına çıkan taş merdivenlerin önünde düştü. Arkadaşları kanayan diziyle Müzeyyen’i kaldırırken, Sinoplu Selma’nın hatırına bundan birkaç sene önce aynı yere kanlar içinde düşen bir Sinop Delikanlısı geldi.

Selahattin ile Erol Teyze çocuklarıydı. İkisi de tam delikanlılık çağında.

Ancak Erol daha iri yapılı ve oldukça da zengin. Komisyoncu Osman Efendi’nin iki çocuğundan küçüğü. Büyüğü Hatice, kız. Erol Vahide ananın küçük efendisi. Çocukluğundan beri yediği önünde yemediği arkasında. Yok, yok! Artık delikanlı. Vücutlu. İri yarı sayılır. Hem para var, hem bileği kuvvetli. Karşısında güç tanımıyor. Babayı bile takmadığı anlar oluyor. Şimdiye kadar tüm istediklerini zorlanmadan elde etmiş. Kısa ömründe tatmadığı zevk kalmamış. Gözünün üstünde kaşın var, diyeni dövüyor. Öyle ki Amerikan Radar üssünde görevli, çarşıya gezmeye çıkan Amerikalı askerleri dahi tokatlıyor. Karakol?! Önemli değil. Önden girip arkadan çıkıyor. Çaresiz Sinoplu, gerek babasına saygısından, gerek zenginliğinden, gerekse gücünden çekinerek Erol’u hoş (!) görüyor. Her güçlünün yanında olduğu gibi Erol’un da Çarkçı Metin (Taşkın), Fethi Bey'in Yılmaz, Yürük Hasan gibi sürekli, hep yanında olanlar var.

 

Selahattin Erol’un teyzesinin oğlu. Babası Çerkez. Orta halli ailede baba tartışmasız otorite. Selahattin kibar, efendi, yakışıklı ve delikanlı. Orta boylu olmasına rağmen kimseye eyvallah etmeyen tip.

 

Sinop küçük yer. Herkes birbirini tanır, kim, kimin ne yaptığını bilir.

Her dönemin gençleri gibi orada da gençler gizli açık birbirlerini severler. Acı tatlı sevdalar yaşanır.

Bir de yörenin tanınmış, bilinen, erkeklerin çoğunun beğendiği, gençlerinin bir çoğunun geriden geriye aşık olduğu, meşhur kızı vardır.

Liman Başkanı Hayri Bey’in kızı Zuhal. Sarışın. Mavi gözlü. Cilveli. Modern. Rahat.

Fötr şapkalısını ve gözlüğünü ihmal etmeyen, iki çekirdek ceza avukatı Behçet Beyin kızıyla da arkadaş. Avukat kızı da büyük kentten gelmiş. Yerel kızlardan daha sosyal. Zuhal’le birlikte çarşıda,

pazarda, yolda izdeki rahat tavırları kısa sürede tüm halkın ilgisini çekip tanınır yapmış iki kızı . En iyi tanıyanlar da oğlanlar doğal olarak.

 

Kızlar beğenilmekten mutlu.. Güzelliklerini çoğaltan çeşit çeşit ve kısmen erotik sayılacak giysileriyle birbirleriyle yarışıyorlar. Her gittikleri yerde ilgi odağı onlar. Gözlerin üzerinde olmasının tadını çıkarıyor, keyfini yaşıyorlar.

Zuhal, Erol’larla aynı mahallede. Aileleri görüşüyor. Erol ilgisiz görünse de… Ancak komşu kızı. Ağabeylik rolü oynamak düşüyor ona. Diğer oğlanlardan farklı olarak duygularını kendisine bile açmaktan sakınıyor…

Selahattin! Yakışıklı. Zuhal’in önüne iki çıkınca…Nazlar, gizli mesajlar…

Tüm sevdalar gizli. Herkes sevdasını birbirinden gizliyor. Ama herkes birbirinden haberdar. Kimse hiçbir şeyden emin değil.

Birbirlerinden habersiz iki delikanlıyı da bütün yaz idare ediyor Sevim...

***

Bir arkadaşı kaçıracağı başka bir kız için yardım istiyor Selahattin’den. Selahattin şehrin tek cipini teyze oğlu Erol’dan, şoförüyle alıp kızı köyden kaçırıyorlar. Şoförün, gelinin yanında yaptığı densizliğe sinirlenen Selahattin şoförü tokatlayıp, dövüyor. Nihayetinde Sinop’a geldiklerinde şoför olayı çarpıtarak içki masasındaki Erol’a anlatıyor. Selehattin’in Zuhal’le ilişkisinden epeydir işkillenen Erol, şoförünün dövülmesini fırsat olarak değerlendiriyor. Masayı hırsla terk edip meyhaneden çıkıyor.

****

 

Sinoplu kışa hazır artık. Gümrük iskelesine bağlı bir iki çakıl motorundan başka tekne yok denizde. Balıkçılar palamut sonrası teknelerini almışlar sahile. Serip kuruttukları ağları yığmışlar mağazalara. Neredeyse Kasım bıldırcınları da geçişini tamamlamış, yerlerini çulluk ve bakallara bırakmışlar. Kasım rüzgarları dallarda kalan son yapraklarını döküyor çınarların.

Erol,yanında Yürük Hasan’la alt basamağında kurumuş çınar yaprakları yığılı olan Şehir Kulübü’nün taş merdivenlerinden yalpalamamaya dikkat ederek çıktı. Kapıyı açıp içeri girdi. İçeriye göz attı. Geniş salonun sağındaki masalardan birinde oturan Selahattin’in masasına gidip, sandalyesinin yanında dikildi. Selahattin’e:

- Çık dışarı! Dedi. Konuşmasından Erol’un içkili olduğunu anlayan Selahattin:

-Hoş geldin teyze oğlu. Otur bir kahve iç, deyince, Erol:

-Dışarı çık diyorum!

-Dur, çıkarız… Erol, oturan Selahattin’i silkeleyerek:

-Kime diyorum diye sertelince, Selahattin fırladı yana atladı. Kulüptekilerin araya girip arbedeyi önlemeye çalışmaya niyeti yok bu kez. Hata bir ara Selahattin’in kulağına ‘Bırakın! İki Çerkez yesin birbirini” diyen kimden geldiğini o karmaşada çıkaramadığı bir söz çalındı. İkili itişerek kapının önüne, merdiven sahanlığına kadar çıktılar.

Bir yolunu bulup fizik olarak üstün olan Erol’un savurduğu yumruk ayağı takılan Selahattin’i merdivenlerin son basamağına kadar yuvarladı. Ve Erol merdivenlerden hızla inip, üzerine atılmaya hazırlanırken Selahattin silahını çekti:

-Dur! Gelme! Yakarım! Dedi. Erol aldırmayıp üzerine yürüyünce Selahattin’in tabancasından çıkan kurşunlarla Erol da Selahattin’in yanına düştü. Kafasından girmişti kurşun Erol’un. Yaralı olarak hastaneye kaldırdılar Erol’u. Oradan Amerikalıların uçağıyla Ankara’ya. Bir hafta direndi koca vücut ölüme. Sonra ebediyete… Kuzen Selahattin demir parmaklıkların ardına…

***

Öykünün etkisiyle mahzunlaşıp, hüzünlenen gençler devasa kalenin dibinde kuş yuvası gibi görünen kale kapısından Tersane tarafına geçtiklerinde, az önceki tüm gam ve kasaveti unutmuş Yalı’daki (Kahve) çay keyfinin lezzetini şimdiden duyumsamaya başlamışlardı bile…

Adınız :
E-Mail Adresiniz :
Yorumunuz :
Güvenlik Kodu :    
   
Diğer TUFAN BİLGİLİ Yazıları
Kaz
E-GAZETE