DEVLET DİLİ!.. - Nezih YILDIRIM

Yazdır
Paylaş

Eklenme Tarihi : 14 Şubat 2020, Cuma 12:10:05

DEVLET DİLİ!..
Yedi yıl önce yazdığım bir yazım dikkatimi çekti ve yeniden sizinle paylaşmak istedim.

Yazı şöyle:

Önceki yazımızda “Dil bilginlerinin çoğu dili yaşayan bir varlık olarak kabul ederler” demiştik. Devlet dili olarak kabul ettiğimiz, resmi dillerde bir bakıma öyledir ve devletin gücüyle orantılıdır. Devletler güçlü oldukça dillerinin nüfuz alanı genişler, zayıflayan devletlerin dillerine de itibar edilmez.

Osmanlı devleti için eskilerin söylediği bir söz vardır ve “72 buçuk milleti barındırır” derlerdi. Cihan imparatorluğunun ihtişamlı günlerinde de yıkıldığında da, resmi dili tekti ve “Osmanlı Türkçesi” idi. Osmanlı gittiği her yere dilini ve dinini götürmedi derler. Bu söz doğru değildir ve böyle söylenmesi tarihi cehaletin sonucudur. Osmanlı gittiği yere Adalet ve İnsan merkezli bir idare götürmüş ve dili de dinide kabul görmüştür.
Osmanlının yıkılışı “dilden ve dinden” olmamış bundan başka çoklu sebeplerden olmuştur.

Anadilde Eğitim;

Bu söz “zamanımızın moda deyimidir” ve doğru değildir. Dünyanın hiçbir yerinde anadilde eğitim diye bir kavram yoktur. Sadece devlet dilinde eğitim vardır ve “mahalli diller varsa” o dil de ülkenin zenginliği kabul edilir. Söz konusu mahalli dil’de haftalık belli saatlerde verilen derslerle yaşamasına katkı sağlanır. Diğer türlüsü devletin hükümranlık haklarının çiğnenmesi anlamına gelir ve kabul edilemez.

Anadilde Savunma;
Türkiye’de kavram kargaşası oluşturmak için ortaya atılmıştır. Geçmiş yıllarda sıkça dile getirilen “ana dilde savunma” sözü iyi niyetli ve masum değildir. Maalesef ki devlet bu durumla ilgili bir kanun çıkarmıştır. Kanun da sanığın kendini ifade edebileceği dilde savunma yapması şeklinde olan “deyim” halka anadilde savunma olarak aktarılmıştır.

Kanunda olmayan ifadeyi bu şekliyle kullanmakta bir bakıma kavram kargaşasına zemin hazırlamak içindir. Böyle bir kanuna gerek olup olmadığı da ayrı konu ama kanun çıkarıldı.
Bu kanundan rahatsızlık duyan biri olarak, kişisel bir araştırma yaptım;

Doğu illerimizde yıllarca Hâkimlik yapmış bir dostuma”Türkçe bilmeyen sanık duruşmaya geldiğinde onu nasıl dinliyordun” diye sordum.”Kalemde çalışanların çoğu mahalli dilleri biliyor, bende ‘tutanakla’ tespit yapıp o kişiye yemin ettiriyor, dinliyordum ve ona göre de hüküm kurmaya çalışıyordum”. Dedi.
Demek ki her şeye yazılı kanun gerekmiyor ve çok şey  “hâkimlerin” iradesiyle halledilebiliyormuş.

MEVZUAT MESELESİ;

Erbakan Hocamız (merhum)  özel sohbetlerde;

“Kalkınacağız ama mevzuatımız müsait değil” derdi.

Gerçekten de, ufuksuz bürokratların elinde “mevzuat hazretleri” hep karşımızda olmuştur. Güçlü dünya devletleri yönetmiş ecdadımız incelenmiyor. Amerikalı akademisyenler Arşivlerimizde Osmanlı İmparatorluğunun İdari yapısını inceliyor ve biz “beyni çıkarılmış güvercin gibi” sağa sola saldırıyoruz.
Nedense geçmişe sırt dönmüşüz ve doğu batı denkleminde sıkışıp kalmışız. Geçmişimiz incelense belkide çoğu şeyin farklı olduğu görülecek ve bize rehber olacaktır. Bu konularda sıkışıklık içinde kalmışız ve maalesef mevzuatı da aşamamışız.

LOZAN VE AZINLIKLAR:
Ülke insanı Müslim ve Gayri Müslim olarak Lozan’da iki kategoriye ayrılmış ve Müslüman olmayanları azınlık olarak kabul edilmişti.

Biz “Seküler laik” uygulamalarla “Zer duşluğa ve Irkçılığa” Güney doğudaki Müslümanlara karşı olan “terör uzantılarına” destek vermesine zemin hazırlayıp yeni azınlıklar ihdasına davetiye çıkartmışız. Sonrada hırsızı suçlamışız. Sadece hırsızı suçlamak yeter mi? kendimizi de “çek” etmemiz gerekmez mi?
Mesela (1990’lı yıllarda)da birçok doğu İlimizin Belediyeleri Refah Partisi kazanıyordu. Refah Partisini “Terör Örgütünden daha tehlikeli” gören düşünce, siyasi bir Kararla Refah Partisini kapattı.

Böylece belediyeler “teröre destek verenlerin” eline geçti.

Terör destekçilerinin belediye imkânlarına kavuştuğunu gören modası geçmiş zihniyet “el ovuşturmaktan” öteye bir şey yapamadı. Bu durum mutlaka önemsenmeli ve iyi bir analız edilmelidir. Şimdi meselelere at gözlüğü ile bakan birçok insan yazımıza abuk sabuk yorumlar yapacaktır bunu biliyorum ama artık mızrak çuvala sığmıyor ve durum ayrışmaya doğru gidiyor.

Bu ayrışmaya son verecek reçetelere ihtiyaç var ve işler hamasetle yürümüyor.

NE YAPILMALIDIR?

Hamaseti ve asabiyeti bırakmalıyız. Devletin dilinden ve bölünmez bütünlüğünden taviz verilmeden “Demokratik ve İnsan merkezli bir anayasa yapılmalıdır.”Başta aydınlarımız olmak üzere Irkı söylemlerden kaçınılmalı. Kürt meselesi” yerine “Terör Meselesi” denilmeli ve vatanını milletini seven ve kendini “Kürt” olarak niteleyenler incitilmemeli.

 Irkçılığın bir oyunla bize körüklendiğini anlamamız/anlatmamız lazım. Birlik ve beraberliğimiz devam ettikçe hepimize yetecek kadar zenginliğe sahip olduğumuz bilinci yayılmalı. Eğitim dilide, devletin dili de ayrılmadan fazlasını da zenginlik kabul ederek; “Yeniden Büyük Türkiye” kurulmalı.
Güven ortamı içinde dayanışma sağlanmalı ve tüm zorluklar aşılmalıdır.
Hoşça kalın!...  8 Şubat 2013

(Eski bir yazı ama güncel) Nezih Yıldırım

 

 

Adınız :
E-Mail Adresiniz :
Yorumunuz :
Güvenlik Kodu :    
   
Diğer Nezih YILDIRIM Yazıları
E-GAZETE