Doğa Mucizesine Tanıklık - Tufan BİLGİLİ

Yazdır
Paylaş

Eklenme Tarihi : 01 Ekim 2018, Pazartesi 12:02:42

Benim geçen Sinop ile ilgili geçen yüzyıla ait yaşanmışlıkları kaleme aldığımı bilen, “Sinop ve Çocuk” kitabımın ve “ İzden Sızan” öykümün ortaya çıkmasında bana destek verenlerden Emekli Eğitim Müfettişi arkadaşım Hasan Hüseyin Özyılmaz; Sinop’la ilgili hatırasında olan, birçok Sinoplunun bilmediği iki yaşanmış öyküyü, o tadına doyulmaz anlatımı ile benimle paylaştı.
Doğa Mucizesine Tanıklık
Sinop’a ait olan bu öyküleri kendime saklamak olmazdı. Bir başka kültür adamı Güven (Dağdelen) ağabeyin katkısıyla ben de bu lezzeti siz Sinop severler ile kültür severlerle paylaşayım istedim.

Sinop’ta Az Bilinen Doğa Mucizesine Tanıklık

1930’ların Sinop’u; Cumhuriyet yeni kurulmuş … Kendi yağıyla kavrulmaya çalışan, bir avuç kasaba…Kimsenin elinde yok avucunda yok… Küçük küçük guruplarla tekdüze sürdürülmeye çalışılan zorlu bir yaşam. Bir iki devlet memurunun dışında düzenli geliri olan yok…Ancak yeni cumhuriyetin insanlara aktardığı umut var! Herkes birbirini, hatta birbirlerinin çoluk çocuğunu tanıyor, birbirine destek oluyor geleceğe olan güvenleri tam.

Her zaman olduğu gibi Sinop’un en dertsiz zamanlarından Haziran ayı yarıyı geçmiş…Ayın 21’i. Gün dönümü Sıcaklar artık kendisini göstermiş, Sinop’un geç gelen yazı epeydir iyice kendini hissetiriyor.

Gün ikindiye dönmüş. Bulutsuz gökyüzünden güneşin kasabaya en hararetli ışıklarını saldığı zaman. Yalı Kahvesinde çınarın dibinde tahta sandalyelerde gölgelenen üç adamdan Sinop’un eski milletvekili ve bakanlarından Cevdet Kerim İncedayı balıkçılık yaparak geçinen Enver Kıroğlu, ile benzinlik sahibi Haşim Tarı’nın kollarına girip:

-Haydi beyler gidiyoruz, diyerek arkadaşlarını sürüklemeye başladı. Enver Kıroğlu laz şivesiyle kendini sürüklemekte olan Cevdet Kerim’e:

-Ula bu sıcakta nereye kideceğuk? Derken Cevdet Kerim:

-Size bir tabiat mucizesi göstereceğim! Enver:

-Ula, ne du o?

-Gidince görürsünüz, deyip Yalı Kahvesinin yanından Caminin arkasına doğru yollandılar.

Kör Necip’in dükkanının önüne geldiklerinde Cevdet Kerim arkadaşlarına:

-Siz Sıçan Aralığına doğru çıkın. Ben sizi yakalarım deyip, arkadaşlarından ayrılıp Necip’in dükkana girdi.

Yolun ortasında sıcağın anlında kalan Haşim Tarı ile Enver çaresiz, çoğunluğu iki katlı ahşap evlerin gölgelerinden Sıçan Aralığına girdiler. Simitçi Halil Efendi ve  Dondurmacı Vasfi Dayı’nın evini geçtiler. Kamile Hanımın (Bilgili) evinin bahçesinden yola sarkan kara dut ağacının gölgesinde durup soluklandılar. Cevdet’i beklerken Enver dutun yola uzanan parmak iriliğinde dutlardan almak için dallarına uzandı. Dalı eğdi. Haşım Tarı’ya:

-Ye, harareti giderir, dedi. İki arkadaş eğdikleri daldan bulabildikleri, olmuş bir iki dut atıştırmaya çabalarken, kara dutun boyası o kadar  özenmelerine rağmen ellerini boyamıştı.  Enver, boyanan ellerinden Cevdet sorumluymuşçasına Cevdet’e söylenmeyi sürdürdü. Az sonra elinde kese kağıdı paketiyle arkadaşlarına yetişen Cevdet Kerim, yine iki arkadaşının koluna girerek Sakarya Caddesini geçip, Meydan Kapı’da itfaiyenin önüne gelince kapıdaki İtfaiye Müdürü Ali (Öktem) Bey’i selamladılar. Ali Bey onları Çay içmeye davet edince Enver Cevdet Kerim’i göstererek:

-Yakamızı puna kapturduk! Bundan izin alacasun, deyince Cevdet Kerim:

-Haydi Ali Bey’in birer çayını içelim, deyip rotalarını itfaiyeye çevirdiler.

İtfaiyedeki bir saate yaklaşan sohbet sonrası, üç kişilik kafile yine Cevdet Kerim’in önderliğinde Seyit Bilal Yoluna sardı.

Seyit Bilal Türbesi’ne vardıklarında yaklaşık akşama bir saat kalmıştı.

Türbeye girip, türbe ziyaretini de tamamladıktan sonra türbenin kuzeyindeki dik yamaçtan Sülük gölüne doğru tırmanmaya başlayınca; o zaman kadar hiç itiraz etmeyen Haşim Bey Cevdet’e dönerek:

-Bu rampayı bize neden teptiriyorsun, dedi.  Cevdet:

-Bana güvenin, deyip; ikindiden beri hep yapageldiği biçimde gurubu sürüklemeyi sürdürdü. Sinop’un yaylası sayılabilecek Sülük gölü düzlüğündeki Kaz Bokluğu’na çıktıklarında sanki göğe daha yakınlardı. Ancak üçü de nefes nefeseydi. Biraz dinlendikten sonra aşağıya, Sinop’a baktılar. Küçük olan kasaba buradan çok daha küçük görünürken bulutsuz açık havada güneyde Gerze, hatta Alaçam seçilebiliyordu.

Etrafı seyrederek Ada’nın kuzeyine yürürlerken güneş Akliman üzerine doğru iyice yatmıştı.

Cevdet Kerim o zamana kadar bu meşakkatli yolculukta  file içinde güçlükle taşıdığı kese kağıdını açtı. İçinden çıkardığı üç adet hıyarı çakısıyla kadeh haline getirdi. Her birine yaptığı kadehlerden birer kadeh verdi. Kese kağıdına bir kez daha elini daldırdığında bu kez çıkan viski şişesiydi.

Haşim Tarı:

-Cevdet, Viskiyi nereden buldun! Deyince, Enver:

-Ula viski nedur? Haşım tarı:

-Soğuk çay, soğuk çay Enver.-

Cevdet Kerim viskiyi kadeh şekline getirdikleri hıyarların içine doldurdu. Kadehindeki viskiyi yudumlamak için ağzına götüren Enver’e:

-Dur deyince şaşıran Enver:

-Niçun. Piz punu içmeyecektukte niçun pize verdin, deyince, Cevdet Kerim:

-İki dakika…

Az sonra Cevdet Kerim İnce Burun’dan batan güneşi gösterir arkadaşlarına. Güneş muhteşem kızıllıkla Karadeniz’in batısından batarken;

-Haydi şerefe, deyip hep beraber kadehini kaldırdılar. Cevdet Kerim:

- Şimdi arkanızı dönün, deyince arkalarını dönen iki arkadaş bu kez doğudan, denizin içinden yükselen ayın büyüsüyle büyülendiler.

Üç arkadaş hangi yöne bakacaklarını şaşırmış vaziyette bir doğuya bir batıya bakarak doğa mucizesinin güzelliği karşısında bir kadehle mest olup, tepeye çıkarken duydukları yorgunluğu tümden atmışlardı.

 

Adınız :
E-Mail Adresiniz :
Yorumunuz :
Güvenlik Kodu :    
   
Diğer Tufan BİLGİLİ Yazıları
E-GAZETE