GARİP KALAN TEZENE (Ölümünün 6.Yılında Neşet ERTAŞ) - Nezih YILDIRIM

Yazdır
Paylaş

Eklenme Tarihi : 26 Eylül 2018, Çarşamba 10:01:50

“Garip mahlaslı” Kültür adamı Neşet Ertaş’ın vefatından sonra kaleme aldığı. Ölümünün 2-3 ve 5. yılında da yeniden yayımladığım “Garip Kalan Tezene!..” başlıklı yazımıölümünün 6.Yılında sizlerle yeniden paylaşmak istedim.
GARİP KALAN TEZENE (Ölümünün 6.Yılında Neşet ERTAŞ)
“Avşar ve Türkmen” oymaklarına ait, adına “bozlak” dediğimiz uzun hava türkülerinin son temsilcisi, memleketimizin yetiştirdiği söz, saz ve ses’ in büyük ustası “Neşet ERTAŞ” 25 Eylül 2012 tarihinde vefat etmiştir. Diğer bir ifadeyle Rahmeti Rahman’a yani Hakka yürümüştür/kavuşmuştur.

Ruhu şad olsun!...

Bendeniz ölüm ve ötesine inananmış kaderci bir insanım. Bu inanca rağmen özellikle “Kültür adamlarının” vefatından etkilenir ve çok üzülürüm.

Kendisiyle özel dostluğumuz bulunan, ayrıca icra ettiği TV. Programına 2–3 defa konuğu olduğum ve daha önce vefat etmiş olan, Murat Çobanoğlu, Âşık Mahsuni Şerif, “versiyonu farklıda olsa” kendisine yakınlık hissettiğim Ozan, Yıldıray Çınar ve kendileriyle yakın hukukum bulunan Abdürrahim Karakoç gibi sanat ve kültür adamlarının ölümleri şahsımı çok etkilemiş ve üzmüştür.

“Türküleri Büyük Acıya” boğan konser verdiği insanlara “Saygısızlık olmasın ceketimi çıkarabilir miyim?” diyecek kadar tevazu sahibi bir beyefendi!. Olan Neşet Ertaş;

Babası Muharrem Ertaş, Çekiç Ali ve Hacı Taşan gibi “bozlak ustalarının” son halkası ve son temsilcisiydi. Ayrıca “bu toprakların sesi” kabul ettiğim/edilen büyük bir usta idi.25 Eylül 2012 tarihindeki vefatı ile “tezenesini, sevenlerini ve türküleri yetim” bırakmış ve Türkiye’yi derinden üzmüştür.

“Müziğin temeli ritmidir” diyen Neşet Ertaş, Erzurumlu Emrah, Yunus ve Dadaloğlu gibi Bozlak soyunun son temsilcisi ve “Bozkırın Garip Tezenesi idi”.

Neşet ERTAŞ, Şiir ezgileriyle birlikte kendini gösteren, Hayatıyla sanatı iç içe yaşamış Türk Halk Müziğini kırsaldan şehre taşımış usta ve büyük bir “Ozan’dı.

Devlet Sanatçısı unvanını “Ben Halkın Sanatçısıyım” diyerek reddetti. Ve ‘devlet sanatçılığı neymiş’ dedi ve “devlet sanatçılığı” lafını bir ayrımcılık olarak kabul ettiğini açıkladı.

Sağlam iradeli ve "devlet sanatçılığı” gibi bu büyük imkânı” kabul etmeyecek kadarda soylu, ayrıca mütevazı bir adamdı.

Neşet Ertaş kendi ifadesiyle “bir garip” ti. Ama Onun da şikâyetçi olduğu şeyler vardı.Ama o şikâyetini hep sazına döktü/söyledi.

Bir kültür adamı olduğu halde tevazudan dolayı kendisine birazda haksızlık ederek “cahilim” dedi. Kadınlara “Nimet” gözüyle baktı. Kendisi çocukken annesi ölmüştü, eşiyle de uzun süren mutluluk yaşayamadı.

Buna rağmen Anneden ve yârden yana ömründeki şanssızlıkları hep görmezlikten geldi. Özellikle kadından şikâyetçi olmadı. Kadını nimet bildi ve “iki büyük nimetim var biri anam biri yârim” dedi. Kadına âşık oldu sevdi ve “Leyla’sını” böyle buldu.

Neşet Ertaş türkünün, sazın ve sözün ustasıydı ama para için beste ve türkü yapmadı. Horasandan çıkışlarından itibaren sürdürülen “bozlak geleneğini” şehirleştirerek büyük kitlelere taşıdı ve o büyük kitleler onu derinden sevdi.

O ülkemizin bir değeri oldu ve eserleri hepimizin gönlünde taht kurdu ve “derin” yer buldu. Zahide’m, Ah Yalan dünya, Gönül dağı gibi sayısını kendisi de bilmediği ülkemize binlerce eser kazandırdı.

Kendisini “Yaşayan İnsan Hazinesi” kabul eden “UNESCO” ya hiç rağbet etmedi. Kendisi halkın gönlünde taht kurdu/ yer buldu ve kendisini öyle mutlu hissetti. Şimdi; Sazını duvara astı, gönül rahatlığı ile gözlerini yumdu ve dudaklarını kapadı.

Son isteği de önemliydi “Bozlakların da babası” Muharrem Ertaş’ın ayakucuna defnedilmek istedi. Muharrem Ertaş’a baba sevgisinden başka, “usta” saygısıyla baktı.

Toplumda öne çıkmış böylesi seçkin insanların memleketlerine veya başka “mana anlamı” yükledikleri yerlere defnedilmek istemeleri beni duygulandırıyor.

Bu adamların memleket sevgileri ve büyük hasletleri benim hoşuma gidiyor.Özellikle memleketlerine defnedilmek isteyenlere sonsuz saygı duyuyorum. Neşet Ertaş’a da son görevimizi yaparken kendilerinin de kabul etmeyeceği kesin olan, “mezhepsel Saiklerle” na’şını istismar etmek isteyenleri de kınıyorum. O bölücü ve ayrılıkçı değildi, bilakis bütünleştirici İyi ve büyük bir ozandı.

O perdelerden çıkan nağmelere ahenk verdi ve Ses, Söz ve de Saz ustasıydı ölümünün 6.Yılında merhumu yeniden rahmetle anıyor ve sizleri “Ah Yalan dünya” türküsünün sözleriyle baş başa bırakıyorum.

Saygıyla.

Ah Yalan Dünya
Hep senmi ağladın hep sen mi yandın,
Bende gülemedim yalan dünyada

Sen beni gönlümce mutlumu sandın
Ömrümü boş yere çalan dünyada.

Ah yalan dünyada, yalan dünyada Yalandan yüzüme gülen dünyada

Sen Ağladın canım ben ise yandın
Dünyayı gönlümce olacak sandım

Boş yere aldandım, boş yere kandım
Rengi gözümde solan dünyada

Ah yalan dünyada yalan dünyada Yalandan yüzüme gülen dünyada

Bilirim sevdiğim kusurun yoğdu
Sana karşı benim hayalim çoğdu

Felek bulut oldu üstüme yağdı Yaşları gözüme dolan dünyada

Ah yalan dünyada yalan dünyada Yalandan yüzüme gülen dünyada

Ne yemek ne içmek ne tadım kaldı Garip bülbül gibi feryadım kaldı

Alamadım eyvah muradım kaldı Ben gidip ellere kalan dünyada

Ah yalan dünyada yalan dünyada Yalandan yüzüme gülen dünyada

Neşet ERTAŞ Kırşehir

Ruhu Şad olsun!...

 

 

Adınız :
E-Mail Adresiniz :
Yorumunuz :
Güvenlik Kodu :    
   
Diğer Nezih YILDIRIM Yazıları
E-GAZETE