Gerçekle Yüzleşme (İzden sızan 57) - TUFAN BİLGİLİ

Yazdır
Paylaş

Eklenme Tarihi : 26 Mart 2019, Salı 12:49:12

Sinop’un klasik Nisan ayı. Dışarı soğuk. Yarı sis. Rutubetli hava kenti sarmalamış. Tüm kış boyu balıkçıların avlayamayacakları kadar açıktaki hamsi, denizin ısınması ile yalıya inmiş, balıkçılar için bereketli bir av olmuştu… Tershane’de, Derinboğazağızı’ndaki eskipastalara vuran hamsileri boşaltmak telaşındaki balıkçılar kovalarla hamsileri dışarı çıkarırken, çevredekiler ellerindeki kaplara bedava hamsileri doldurma telaşındaydı. Çevre köylerden gelip duruma tanık olan, ancak taşıyacak kap bulamayan köylüler de bu bolluktan yararlanma yolu olarak, mendillerini bohça şekline getirip içine doldurdukları hamsi ile garaj yolunu tutuyorlardı…
Gerçekle Yüzleşme  (İzden sızan 57)
Limanda hamsi coşkusu yaşanırken, Çukurbağ’ı sırtlarında alışık olunmadık farklı bir dram yaşanıyordu. Karayele dönen ve sertleyen rüzgarla yağmur damlaları Sinop Kız Öğretmen Lisesi yerleşkesini dövüyor, bu tavrıyla doğa sanki aşağıda yaşanan haksızlığa isyanını dışa vuruyordu. Okullarının hükümet tarafından kapatıldığını öğrenen kızlar sonunda direnişten vazgeçmiş, nöbetçi öğretmenler tarafından okuldan çıkarılmışlardı.

Evet. Bir avuç ergenden koskoca hükümet korkmuş, yıllardır sürdürdüğü geleneği yıkarak planında olmadığı şekilde bir okulu ders yılı arasında kapatmıştı. Dışarıda korumasız kalan çocukların saçları yüzlerini yapışmış, üşüyorlar, tir tir titriyorlar, sığınabildikleri saçak altlarına, korunabildikleri rüzgarsız siperlerde kümeleniyorlardı. Ve artık, şimdi onlar da korkuyordu…

(*) Öğrencilerin okuldan çıkarılmalarına tanık olan Vali, Milli Eğitim Müdürü, Emniyet Müdürü gibi tüm yöneticiler zafer kazanmış komutan edasıyla makamlarına döndüler.

Çocukların bu perişan haline üzülen, çare bulmaya çalışan, yine çocukların sevdikleri birkaç öğretmendi. Sürgün olan öğretmenlerden Mustafa (Atasoy) Hoca durumu lojmanında öğrenir öğrenmez okula, öğrencilerin yanına gitmek istedi. Güvenlik güçleri, yasak olduğu gerekçesiyle öğretmeni okula sokmadı. Öğrencilerin üşüyüp hasta olmamaları, hiç olmazsa çocukları yatakhaneye bırakmaları için Mustafa Öğretmen bu kez Emniyet Müdürü’ne gitti. Emniyet Müdürü öğretmeni dinlemeden odasından kovdu. Çaresiz kalan öğretmen bu kez durumu valiye anlatmak için Valiliğe gitti. Ancak Vali de öğretmeni kabul etmedi. Mustafa öğretmen pes edeceklerden değildi. Bu defa Cumhuriyet Başsavcılığına giderek Savcı Berin Taşan’a durumu anlattı.

Savcı, Mustafa öğretmenin yanında telefonla Emniyet Müdürünü arayıp olayı sorar. Müdür:

-Bakanlık emriyle okul kapatıldı. Vali Bey okula giriş çıkışı yasakladı. Öğrenciler bahçede gözaltında. Savcı:

-Yatılı bir okulun yemekhanesi, yatakhanesi kapatılamaz. Üstelik burası yatılı bir kız öğretmen okulu, bahçedeki öğrencileri içeri alın.

-Vali Bey’in emri var, içeri alamam. 

-Bakanlığın kapatma kararı eğitimle ilgilidir. Yatakhane, ve yemekhane kapatılamaz. Yasaya aykırı bir emri yerine getirirsen sen sorumlu olursun! Derhal öğrencileri içeri alın, aksi halde hakkınızda soruşturma açacağım, diyen savcı telefonu kapattı.

Savcının telefonundan sonra panikle Valiyi arayan emniyet müdürü, savcıyla geçen konuşmaları Valiye aktarır. O zamana kadar burnundan kıl aldırmayan Vali de sorumluluğu yüklenme cesaretini gösteremez. İçişleri Bakanlığına yıldırım telgraf çeker.

Sonunda, Savcının Emniyet Müdürüne açtığı telefondan bir müddet sonra öğrenciler içeriye alınırlar.

Başsavcı Berin Taşan’ın kapıları açtırıp çocukları içeri aldırdıktan sonra idarece veliler telefon ve telgraf aracılıyla okula çağrıldı. Gelin çocuklarınızı alın denildi. Veliler tatil zamanlarında olduğu gibi otobüslerle geldiler. Samsun, Tokat, Kastamonu, Sinop ve ilçelerinden gelenlerlerle okulun bahçesi doldu taştı. Ancak bu kalabalığın yüzleri, tatillerde olduğu gibi sevinç ve mutluluk esintisi taşımıyor; aksine kızgınlık, gerginlik ve stres fırtınası estiriyordu.

Ayrılık zamanı gelip çatmıştı. İşte her şeyi bırakıp gidiyorlardı. Yıllardır çektikleri sıkıntılar, özlemler, yokluklar, acılar bunun için miydi?! Ya ellerinden kayıp gittiğini fark ettikleri sevgileri, dostlukları, arkadaşlıkları…. En kötüsü gelecekleri, hayalleri, umutları…

Yırtık valizlerine, torbalarına aceleyle, yarım yamalak toplanan eşyaları ellerinde, okulun önünde yeni oğul vermiş arı yumağı gibi uğuldayıp dönüyorlar, görüş açılarına giren yakın bildikleri arkadaşlarına son bir şeyler söylemek için hamle ediyorlar, söyledikleri kendilerini de tatmin etmiyor, kucaklaşıyor, ağlıyor, gözlerinin iliştiği bir başkasıyla son kez birlikte olabilmek için kalabalığın içinde bir o yana bir bu yana savruluyorlardı.  

Veliler çocuklarını araçlara bindirmek istiyorlar, onlar direniyor,” Burası bizim okulumuz! Biz burada okuyacağız, hiçbir yere gitmiyoruz!” diyorlardı. Zorla arabaların ön kapısından bindirilen öğrenciler arka kapıdan dışarı çıkıyorlardı. Bir gün akşama kadar araçlara bindirilmeye zorlanan çocuklar sonunda ağlaya sızlaya bindirildikleri otobüslerle çığlıklar atarak uzaklaştılar.

(*)Berin Taşan/Bir Tanığım Kalsın                                                                                 

Adınız :
E-Mail Adresiniz :
Yorumunuz :
Güvenlik Kodu :    
   
Diğer TUFAN BİLGİLİ Yazıları
E-GAZETE