GEZİ NOTLARIM. - Nezih YILDIRIM

Yazdır
Paylaş

Eklenme Tarihi : 15 Ekim 2016, Cumartesi 12:04:38

Üç yıldır doğru dürüst izin kullanmamıştım. Bu yılki Kurban Bayramı tatili de 9 güne çıkarılmıştı. Bayramın bitiminden devam etmek üzere 10 günde izin almıştım. Böylece diğer yıllara göre uzun süreli bir tatil yapacaktım ve bayramda memleketime gitmeyecektim.
GEZİ NOTLARIM.
Ancak hesap tutmadı Ankara’da kurbanımızı kestikten sonra kardeşim Nazif ve yeğenim İbrahim’den gelen telefon programımı değiştirmeye yetti. Çünkü ikisi de telefonda ayni şeyleri söylüyordu. Ağabeyim benim bu bayramda köye gidemeyişime çok üzülmüştü.

 Bunu duyunca içimde duygularım kabardı ve ağlamaklı oldum. Ani bir kararla da köyüme gittim. Köyümde hemşerilerimle yaptığım bayramlaşma sonucu Boyabat’ta bulunan birkaç dostu da ziyaret ettim ve bir günümüzü de Sinop’ta geçirmek üzere Sinop’a gittim.

Sinop’ta bir akşamı hamsilosta güneşin batışını seyrederek geçirdim ve epeyce resim de çektim. Aslında bu yıl bol olan Palamutla da (ızgara yapmak suretiyle) nasiplendik. Akşamın bitiminde ise Boyabat’a geldik. Günde cumaya gelmişti gündüz Ahmet Küçükbaş ve İsmet Sezer’le dostluk yemeği yedik akşama da Boyabat’a veda vakti gelmişti ve saat 16.00 gibi yola düşerek Ankara’ya geldik.

Bayram sonrası için Mersin/Silifke’de rezervasyon yaptırmıştık, Ankara da iki gece kaldıktan sonra Mersin/Silifke’ye hareket ettik. Beş yüz yetmiş kilometre yoldan sonra Silifke Kapızlı ya vardık. Ancak; Silifke’ye giderken Mut’tan geçiyorduk Mut’un merkezinde yaşlı çınar ağaçlarıyla Karacaoğlan Parkı dikkatimi çekti ve uygun bir park yeri bularak parkta oturmak istedim.

 Bir müddet dinlendikten sonra tarihi yapısı ile dikkat çeken “Laal” cami dikkatimi çekti Caminin kitabesinde 1444 yılında yapıldığı yazılıydı. Gerekli ziyareti yaptık çıkarken kapıda pehlivan tipli babayiğit bir adamı gördüm. Bu adamın pehlivan olduğunu düşünerek şaka yollu çırpındım ve elense çekmek üzere elimi omuzuna doğru uzattım.

 Adam masum bir ifadeyle yüzüme baktı ve ben pehlivanlıktan anlamam dedi. Neden anlarsın hacı ağabeyim dedim.Adam cevap verdi ben şaiirim dedi.Tam da benim ilgi alanımdı konuştuk veya dertleştik desem daha uygun olur. Bir akrabasının kızını istemiş verilmeyince dertlenmiş hüznünü şiire dökmüş. Biriki şiirde bana okudu tabi bir şiirde de ben ona okudum “LAAL” camide fahri müezzinlik yaptığını ömrünün eksik kalan kısmını böylece tamamlamaya çalıştığını söyledi. Hulusi ağabeyim şahsım üzerinde tesir bıraktı ve orada vedalaştık. Bu olayın tesiri ile vardığımız Silifke/Kapızlı’da bulunan bir sosyal tesiste giriş işlemlerimizi yaptırdık oda anahtarlarımızı alarak odalarımıza çekildik o gün den sonra planlı olarak deniz ve yürüyüş saatleri uyguladık ve Silifke’nin gezi alanlarından çoğunu ziyaret ettik.

 Çok da beğendik çünkü denizin bile en sakin zamanlarındandı zira mevsimi iyi seçmiştik. Taşucu mevkiine gelince orası ayrı bir harika. Kıbrıs’a yakın liman kenti çok sakin ve güzel bir görünümü var. Ancak Taşucu mevkiinde iskele ve o civarda gezelerken çok kötü sonuçları olabilecek bir olumsuzlukta yaşamış olduk. Âmâ Allah yardım etti de çabuk kurtulduk ve ya ucuz atlattık. Çünkü Taşucu’nda denizkızı diye tabir edilen heykelin önünde resim çektirmiş birkaç pozda ben çekmiştim. Aksilik buya fotoğraf makinasını alırken/verirken nasıl oldu ise arabanın anahtarını denizkızının yakınında bir yerde düşürmüşüm.

İskelede çok renkli geçen gezilerimiz oldu çok kişi ile konuştuk fotoğraflar çektik. Ancak bir anda içimde oluşan manevi boşlukla ruhum daraldı ve arabanın anahtarı aklıma geldi. Eyvah anahtarı düşürmüşüm diyerek geldiğimiz yöne doğru koştum.

Oraya bak buraya bak ama nafile anahtar yoktu. Arabanın yanına kadar geldim hemen karakola gideyim diye aklıma geldi yedek anahtarımızı da almamışız. Derken karakola yöneldim bir iki adım attım ki telefonum ılık bir sesle çalmaya başladı ama bakmayı bile istemiyordum.

İsteksizce telefonuma uzandım baktım ki eşim arıyor “efendim” dememe kalmadan. Buldum buldum arama anahtarı buldum” dedi. San ki ömrümde bu kadar rahatlatıcı bir ses duymamıştım kadar rahatladım ki Allaha şükretmekten başka bir şey yapamadım. Ve hemen koştuğum “Reşadiye Camiinde” iki rekât şükür namazı kıldım ve gerçekten çok şükrettim, hamdettim. Reşadiye Camii iskeleye yakın ve çok güzel ayrıca Osmanlı İmparatorluğunun yıkılmaya yüz tuttuğu bir dönemde yapılışı da çok önemli idi.

Orada bir de Osmanlı devletinin yıkılırken bile ne kadar soylu ve büyük bir devlet olduğunu bir kez daha yad ettim.

Neyse altı günlük Silifke gezimizden sonra bir günde Konya’da kalarak Ankara’ya döndük. Görev nedeniyle gideceğimiz Van yolculuğuna kadar bir iki gün Ankara’da  istirahat ettik ve üç yıldır uzun süreli yapamadığım tatilimi tamamlamış oldum. Gördüklerimi kaydetmeye çalıştım hepsinden önemlisi Memleketimiz çok güzel sadece kardeşçe yaşamasını bilemiyoruz desem ne dersiniz?

Selam ve dua ile.

NOT;Van Gezimizle devam edecek.

 

Adınız :
E-Mail Adresiniz :
Yorumunuz :
Güvenlik Kodu :    
   
Diğer Nezih YILDIRIM Yazıları
E-GAZETE