GEZİ YAZILARIM. (BOYABAT) - Nezih YILDIRIM

Yazdır
Paylaş

Eklenme Tarihi : 07 Kasım 2019, Perşembe 12:06:30

GEZİ YAZILARIM.      (BOYABAT)

GEZİ YAZILARIM.

    (BOYABAT)

Bir önceki (13.10.2019 tarihli) yazımızda Büyükşehirlerden kaçışla Kastamonu Kadı dağına kadar gelip burada yapılan kahvaltıdan ve Kastamonu’da ki Tarihi mekânları ziyaretten sonra gördüğümüz eksiklerden de bahsederek; Kastamonu gezisini tamamlamış ve yeğenim Şenol Çeliker’in evinde içtiğimiz çayla, Boyabat’a gitmek için yola çıktığımızdan bahsetmiştik.

Bugünse Boyabat’a geliş ve diğer ziyaretlerimizi anlatmaya çalışacağız. Kastamonu programını tamamladıktan sonra Boyabat’a hareket ettik. Saatlerde 17.45’i gösteriyordu. Aracımın deposunu dolu tutmak genel bir prensibim olduğundan çeyrek cıvarında eksilen depoyu şehir içindeyken doldurttum. Normal hızla Kastamonu’dan Taşköprü istikametine doğru ilerlemeye başladım. Alatarla denilen yerden Taşköprü’ye varmadan yolun sağında ve solunda sarımsak satıcıları vardı. Kendime göre gariban gördüğüm bir tezgâhın önünde durdum.

Önce selam verdim, 55-60 yaşlarında bir beyefendi tezgâhın başında oturuyordu, selamı kalbi bir samimiyetle aldı. Yanında birde bayan bulunuyordu. Fiyatlar nasıl diye sarımsak piyasasını sordum “Allah’a şükür” dedi. Esas benim niyetim üreticinin memnuniyetini ölçmek ve gidişat hakkında bilgi almaktı.

Sarımsak kendinin mi yoksa alıp satan mısın dedim.”Yok alıp satmıyorum kendimin” dedi.

Peki fiyatlar!.. Dediğim de 3-4 boy fiyatları gösterdi.20 Tl’den başlayıp 35’ Tl’ye kadar fiyat söyledi.

Ayni kalitede olup sapı kopuk olanların daha ucuz olduğunu fark ettim ve sebebini sordum. Sapı kopuk olanların dayanıklılığı azalıyor ve erken çürüyormuş, bunu öğrendim. Ayrıca bu yol üzerinde benim rahatsız olduğum  “Sarımsak Hocada” diye bir levha vardı 10 yıl önce bir yazımda eleştirmiştim o levha hala duruyor mu diye sordum. O hocanın rahmetli olduğunu da söyledi ve bende rahmet diledim.

Sarımsağı biz hemen kullanacağımız için sapı olmayanlardan 1,5 kg aldım. Orada pancarda satıyorlardı fiyatını sordum kilosu 1,5 liradan 2 pancar aldım.

Bu arada sohbet ilerlemişti. Adamın 6 ton sarımsağı olduğunu fiyatların da iyi olduğunu ancak üretmenin zorluklarını, çocuklarının tarım işiyle ilgilenmek istemediklerini tarım işçisi bulamadıklarını hükümetin bu işlere çare bulup üreticiyi desteklemesi gerektiğini derken adam dert küpüymüş.

Bunları konuştuktan sonra alış verişimiz de bitmiş ti. Bende kendimce üretici olduğumu Ankara’da bir bahçemin bulunduğunu söyledim ve bagajda bulunan bir kasa üzümden kendilerine ikram etmek istedim. Kabul etmek istemediler ve dinlemeden iki-üç salkım kendilerine bıraktım. Gani gönüllü adam sadece bir salkımını aldı çok teşekkür etti.

Sohbet esnasında pancarı sevdiğimi söylemiştim orada bulunan pancarların içinden bir tane daha alıp arabaya attı. Ben almak istemedim çünkü adamların eziyetine bakınca kıyamıyor insan.

Ama olmaz bak biz üzümü aldık dedi. Baktım iş uzayacak peki dedim.

Güzel hoş sohbetle ayrıldık ve Boyabat’a kadar da hiç durmadık. Boyabat’a gelince de direk eve geçtik ve ertesi güne kadar da evden çıkmadık.

Ertesi gün Pazartesi olduğundan öğlen sonu Boyabat pazarını dolaşmak istedik, sebze ve meyvelerin Ankara’ya göre pahalı olduğunu gördük.

Birde eleştirel bir bakışımı söyleyeceğim Boyabat’ımızın Sn esnaflarının etiket uygulamalarına hassasiyetini zayıf buldum. Konulan etiketlerin de anlaşılır olmadığını şahsen gördüm.

Ayrıca müşterinin yüzüne bakıp ona göre farklı muamele uygulama hissi uyandırıldığını da yaşadım.

Bu işleri kontrol eden mercilerin yetersizliği bulunsa da ‘esnafımızın ahilik ahlakıyla ahlaklandıkları’ inancını sarsmamalarını arzu ederdim. Bu işlerde kontrol esas ama her esnafın başına bir görevli koyamazsın. Ama yetkisi bulunanlara da; “At sahibine göre kişner” demek istiyorum.

Daha önceki yıllar da Boyabat’ta çıkmaz sokak başlarında ve gidilecek yönlerde levhalar eksik diye bir yazı yazmıştım devrin başkanı da bana epeyce darılmıştı. Ama gazetecinin görevi “halkın gören gözü işiten kulağı” oluşudur.

Pazartesi akşamı da köyleri dolaştıktan sonra ertesi gün, Topal çam tepesinden Boyabat’a bakmak istedik.

Oraların sahipsizliğine de üzüldük. Birçok şehirde böylesi orman alanlarını bulmak zor, hatta mümkün değil.

 Bu kadar gezeleyip birazda üzüldükten sonra Boyabat esnaflarından Baki akıncının dükkânına uğradık. Baki beyin nohutlu pilav ikramı ve misafir perverliğine çok müteşekkir olduk.

Neticede eleştirdiğimiz noktalar olsada memleketimizde güzellikler de gördük.

Hoşça kalın.

(Devam edecek)

                                                            Nezih Yıldırım 18.10.2019

Adınız :
E-Mail Adresiniz :
Yorumunuz :
Güvenlik Kodu :    
   
Diğer Nezih YILDIRIM Yazıları
E-GAZETE