İnce Dayı İzden Sızan 31 - Tufan BİLGİLİ

Yazdır
Paylaş

Eklenme Tarihi : 16 Ekim 2018, Salı 15:29:54

Günler akıp gidiyordu. Çalışkan köylü kızı Seher artık ayakları üstüne daha sağlam basıyor, sıla hasretini daha seyrek hissediyordu. O, ilk zamanlarda gizli gizli ağladığı gecelerin sayısı gün geçtikçe seyrekleşiyordu. Akşamları yatakhanenin penceresinden hep uzaklara, memleketi yönüne dönük gözleri artık daha yakına, okulun altında uzanan kente de iniyordu. Düşlerindeki erkek, Ramazan’ı, “lolitası” hemen yakında, İncedayı Mahallesi’ndeydi.
İnce Dayı  İzden Sızan 31
Eee… Zaman hızla geçiyordu da…

Önceleri çok hızlı geçmesini istediği zaman için, artık pek de öyle düşünmüyordu.

Eskiden zamanın hızlı geçmesi, özlemle beklediği okulun bitmesi, öğretmen olması, gerek bireysel, gerek ekonomik özgürlüğü anlamına geliyordu da…

Ramazan! Ela gözlü Ramazan!

Lolitası…

Nasıl bırakıp giderdi Ramazan’ı!...

Ramazan’ın hayaliyle birlikte son günlerde diline doladığı türkü dudaklarından dökülürken gözünde de yaşlar belirdi.

Ela gözlüm ben bu elden gidersem 
Zülfü perişanım kal melül melül 
Kerem et aklından çıkarma beni 
Ağla gözyaşını sil melül melül
 

 

Ah İncedayı Mahallesi,ah!

Gözdesinin, Ramazan’ının mahallesi!

Hakikaten…Ne ilginç isimdi “İncedayı!”

Mahalleye adını veren Cevdet Kerim İncedayı ile ilgili, Ramazan’dan duyduğu öykü de aklına gelince kendi kendine kıkırdadı. Ramazan’ı ne güzel anlatmıştı öyküyü. Gözlerini kapadı. İşte Ramazan yanındaydı.

Çukurbağı deresinin kuytu bir yeri. Ilık ikindi güneşi duldada kalan yerlerini hafiften ısıtıyor. Ramazar ceketini altlarına sermiş oturuyor. O, Ramazan’ın dizine başını koymuş, sağına yatmış. Cekete sığmaya çalışmak için bacakları göğsüne çekip toplamış. Bulundukları yerden ileride, derenin içinden görünen deniz tatlı tatlı çırpınıyor. Ramazan dizlerindeki güvercin misali yaslı başın saçlarını okşarken; o güzel sesiyle, o  emsalsiz mimikleriyle Seher’e “İncedayı” öyküsünü anlatıyordu…

***

(*) Cevdet Kerim İncedayı’nın bakan olarak en şaşaalı dönemidir. Hem hükümette sözü geçmekte, hem Bayındırlık Bakanı olarak milyonlara hükmetmektedir. Dolayısıyla çok da popülerdir.

Bir gün arabasıyla Kızılay’da geçerken aniden şoförüne:

-Sağa çek!, der. Şoför arabayı durdurur. Cevdet Kerim karşı kaldırımda derbeder görünümlü adamı işaret ederek şoföre:

-Şu adamı bana çağır der. Çevreden geçenlerin bir kısmının dikkati, duran bakan arabasına çevrilir. Bu arada koruması da arabadan inmiş etrafı kolaçan eder vaziyettedir. Korumanın  telaşeli şekilde kalabalığı kontrol etmesi çevrenin ilgisinin daha yoğun olarak “bakan arabasına” yönelmesine neden olur.

 Az sonra da şoför yanında kısaya yakın orta boylu, orta yaşlı,avurtları birbirine yapışmış, kumral, eski elbiseli, saçı sakalı karışmış, derbeder adamla makam arabasının yanına ulaşır.

-Efendim adamı getirdim, deyip cam kenarında oturan Bakan’a adamı gösterir.

Önceden mazileri olan derbeder kılıklı adam arabadaki bakanı tanır.

 

Adamdan önce bakan:

-Neyzen na’ber. Nasılsın? Diye sorar. Neyzen Tevfik de:

-Nasıl olalım, bildiğin gibi, ser sefil yuvarlanıp gidiyoruz, der. Kısa bir sohbetten sonra ayrılmak durumunda olan bakan, Neyzen’e:

-Bir ara bakanlığa gel de daha uzun yarenlik ederiz, der.

Cevdet Kerim çeşitli fırsatlar yaratarak Neyzen’e ara ara harçlıklar da verdiğinden bu davet Neyzen için gelecek harçlığın parolasıdır.

Bakan makamına gittiğinde sekreterine Neyzen Tevfik’i tarif eder. Ve geldiğinde kendisine haber iletilmesini tembihler.

Bir müddet zaman sonra şair (Neyzen) Bakan’ın davetine icabet ederek makama gider.  Sekreter Bakan’a Neyzen Tevfik’in geldiğini bizzat bildirir. Döndüğünde sekreter Neyzen’e:

-Bakan’ın konukları olduğunu, kendisini biraz bekleteceğini söyleyerek yerine oturur.

Neyzen salonda  bekleme başlar. İçeriden çıkanlar olur. Yenileri girerler. Onlar çıkar. Başkaları girer. Neyzen’in canı sıkılır. Sekretere:

-Kızım, sen bakana benim geldiğimi söyledin mi? Der. Sekreter:

-Evet efendim. Haberdarlar! Yurt dışından yabancı konukları da geldi, işleri biraz uzamış. Beklemenizi söyledi, der.

 Neyzen bir müddet daha bekler. Gene bakanın odasına giren çıkanlar olur. Neyzen, köşedeki koltukta sefil kıyafetiyle unutulmuş antika eşya gibidir. Gelenler göz ucuyla şöyle acıyarak bakarlar ve yokmuş gibi tavır takınırlar. Beklemekten iyice sıkılan şair müddet daha çağrılmayınca sekreterden kağıt, kalem ister.

Kağıda:

“Rızık için Allah kerim,

Fısk (boş işler) için Cevdet Kerim,

Beni çok beklettin,

Senin ananı severim.” Yazar, kağıdı katlayıp sekretere verir.

Kızım al bunu bakanına verirsin der , ayrılır.

Neyzen’in odadan çıktığını gören sekreter telaş ile bakanın odasına gider, durumu anlatıp Neyzen’in verdiği pusulayı Cevdet Kerim’e uzatır.

 Sekreterinin getirdiği kağıdı alan İncedayı pusulayı açar, okur, tebessüm eder. Bakan’ın istediği olmuş, keyfi yerine gelmiştir.

Bir zarfta hazır tuttuğu bir miktar harçlığı korumasıyla Neyzen’e ulaştırır.

 

(*)Öykünün çatısı Ahmet Oran

 

Adınız :
E-Mail Adresiniz :
Yorumunuz :
Güvenlik Kodu :    
   
Diğer Tufan BİLGİLİ Yazıları
E-GAZETE