İSKETE AVI VE ALT ÜST (KART) OYUNU - TUFAN BİLGİLİ

Yazdır
Paylaş

Eklenme Tarihi : 10 Ocak 2019, Perşembe 12:01:28

(İzden sızan 46)
İSKETE AVI VE ALT ÜST (KART) OYUNU
-Yatın!

Komutu veren Ayakkabı Boyacısı Muzaffer, komut ile birlikte yaklaşık altı ay çalışarak biriktirdiği, gözü gibi koruduğu, birçok ailede olmayan, zamanın en revaçta eğlencesi, çanta radyosunun ses düğmesini kıstı. Muzaffer Sarısözen’ in derleyip, Nezahat Bayram’ın seslendirdiği; ‘Haydi yavrum çınarım, dallarına konarım…’ türküsünün sözleri radyonun içinde eridi, bitti.

 Komutu işiten beş vücut, ıslak sayılabilecek zemine yapıştı. Nefesler tutuldu. Üzerlerinden geçen kitle topluca yüz metre ilerideki zemine indi.

Hafifçe başını kaldıran Kovboy Muzaffer’in eli sol yanındaki ipe gitti. İpi çekince ipe bağlı zeytinden yapılmış yere sabitlenmiş çatalın sapı kalktı. Çatala ayağından bağlı olan iskete çırpınıp, çatalın sapına kondu. Bu arada yerde yatanlar hep bir ağızdan dudaklarını birleştirip tükürür gibi:

-Ptütü tütü, ptütü tütü, şeklinde seslendiler.

Sesleri ve öksenin kalktığını gören, on beş metre ileride, ağın yanındaki kafeslerdeki kuşlar da kafeslerin içinde çırpınıyor, biraz önce üzerlerinden geçen kuşlara ulaşmak için ötüşürken iki kırlangıç hızlı kanat çırpışlarıyla, zikzaklar çizerek üzerlerinden hızla geçti..

Tüm bu olup bitene rağmen biraz önce yaklaşık yüz metre ileriye konan kuşlar olanlarla ilgilenmemiş, çimen üzerinde otlamaya devam ediyordu. Muzaffer yanındaki Muhip’e (Kaçar)ile Hakkı’ya dönüp:

-Şunları avgalasanıza, dedi. Muhip yanındaki kardeşi Recep’e:

- Sen bekle, deyip kuşların arkasına doğru iki çocuk sinerek gitti. Ağın yanındaki Muzaffer, Recep ve Nihat (Bilgili) bir gözleri giden çocuklar, bir gözleri kuşlarda, sabırsızlık ve heyecanla durumu izliyorlardı.

Sinop o yıl da serin bir ilkbahar yaşıyordu. Yaz başına gelmelerine rağmen hava bir türlü ısınamamıştı. Zeytinliğin girişinde, Mümin Hatice’nin Zeytinliği’nde kuş avlamak için bir araya gelmiş çocukların üstlerinden gri siyah bulutlar öbek öbek hızla geçiyor, bulutların arasından kendini gösteren soluk güneşin ısısı küçük bedenleri ısıtamadan bulutların arasından kayboluyordu.

Muhip arkasına dolandığı kuşlara kendisini gösterince otlamakta olan kuşlar havalandı. Kendi çevrelerinde bir tur atan isketeler az ileride  Muzaffer’in ipini çekerek havalandırdığı ‘ökse’yi fark edip o yöne yönlendiler.Kuşların bir kısmı ağın üç metre uzağına yere konup otlarken, ökse kuşunun yanındaki ağın serili olduğu saka dikenlerinin üzerine on civarında iskete kuşu konmuştu.

Bu arada mahalleye orta okulda okumak  için köyden yeni gelmiş, iki arkadaş Adem (Soy) ile Burhan(Öz)  kuş avının yapıldığı yerin yaklaşık otuz metre aşağısındaki Zeytinlik Yolu’ndan gezerek ada yönüne gidiyorlardı. Mahalleden tanıdıkları  Muhip’in sinerek gittiğini görünce dikkatlerini Muhip’e çevirdiler. Kuş avını fark edince çömelip onlar da seyretmeye başladılar.

Çocukların ağ ipini hızla çekmesiyle havalanan ağ, dikenlerin üzerindeki kuşları hapsetmiş, bu arada çocuklar yaklaşık on beş metreyi hızla kat edip ağın başına gelmişlerdi. Ağın altında kurtulma çabasındaki kuşları önce ağın üzerinden bir elleri ile yakalıyor, ağı kaldırıp diğer elleriyle ağdan çıkarıp üzeri bezle kapalı, kapancaya atıyorlardı.

Bu arada elinde ince bir zeytin çubuğuna ayağından bağlı kuş ile Atilla, yanlarında iki kardeşi Sait,Vahit (Karasu) ile yoldan sapıp yanlarına geldi. Ağdaki kuşların toplanması bitince çocuklar ağı dikenlerden  temizleyip, düzenleyip tekrar avlanmayı hazır hale getirip, ağın ipinin ucunun bulunduğu çukura yöneldiler.

Atilla değnekte gezdirmek için kendine yeni bir kuş baktığını söyleyince, kapancanın üzerindeki örtüyü açan Hakkı:

-İskete elli, saka kuşu yetmiş beş kuruş. Dedi, sabah Atilla’ya kaptırdığı artist kartlarının hırsıyla…

 

Sabah kahvaltıdan sonra sokağa çıkan Atilla evlerinin önündeki taş merdivenin basamaklarında avuçlarındaki kartları karan Hakkı’yı (Özdoğan)  gördü. Yaklaşık otuz adet çikletten çıkmış artist ve futbolcunun resimlerinden oluşmuş kartlarla kendi kendine oynuyordu.

Atilla:

-Kartların güzelmiş, çoğalsın ister misin? Diye Hakkı’ya sorunca,Hakkı:

-Nasıl olacak? Dedi. Atilla:

-Alt mı üst mü oynayalım. Benimkileri de sen alırsın deyince, Hakkı kardığı kartları avuçlarının içinde kapalı tutarak Atilla’ya uzattı. Ve sordu:

-Alt mı, üst mü? Atilla kendi kartlarından üç tanesini çekip Hakkı’ya gösterdi.

- Alt, dedi. Hakkı avucunu açtı. Üstteki kartın numarası 17’ydi. Alttaki kartın numarasına baktılar 3.

Atilla kaybetmişti. Elindeki üç kartı Hakkı’ya verdi.

-Şimdi ben karacağım deyip,

-Alt mı üst mü sorusunu Hakkı’ya yöneltti. Yine Hakkı kazanmıştı. On dakika sonra Atilla’nın elinde beş kart kalınca.

-Duvardan düşürme oynayalım, teklifinde bulundu.

Zemin katları taştan yapılmış evlerin sokağa bakan yüzünde, duvarların arasında yerden yaklaşık bir metre yüksekte düz bir taşın yanına geldiler. Atilla eline aldığı kartı duvardaki düz taşın üzerine koydu ve bıraktı. Kart yalpalayarak yere düştü.Bu kez Hakkı ayrı taşın üzerine kedi kartını koyup, Atilla’nın kartının üzerine düşecek şekilde kartını bıraktı. Hakkı’nın kartı dönerek Atilla’nın kartının yanına düşmüştü, ancak temas etmiyordu. Atilla’nın ikinci defa düşürdüğü kart Hakkı’nın kartının üzerine düşünce Atilla Hakkı’nın kartlarını almayı hak etti. Bu şekilde bir saat süren oyundan sonra Hakkı’nın kartlarının tümünü Atilla yuttu. Atilla evlerinin olduğu merdiven başına doğru çıkarken Hakkı arkasında melül, mahzun bakıyordu.

Hakkı kapancanın üzerindeki örtüyü kaldırırken; Atilla’ya satacağı kuşlarla, Atilla’ya kaybettiği kartları telafi edebileceğini düşünerek sabahki hırsını bir nebze olsun tatmin ediyordu.

***

Seher Melek sineması önünde kuş satanların kafeslerindeki kuşları sevgi ve merakla izlerken okullarının bahçesinde çokça gördüğü bu kuşların yakalanış hikayesini bilmiyordu.

Adınız :
E-Mail Adresiniz :
Yorumunuz :
Güvenlik Kodu :    
   
Diğer TUFAN BİLGİLİ Yazıları
Kaz
E-GAZETE