KABADAYILAR VE BABALAR - Nezih YILDIRIM

Yazdır
Paylaş

Eklenme Tarihi : 02 Kasım 2018, Cuma 10:56:16

Kendini aydın sanan bazıları, Türkçe bilmediklerinin farkında olmadan, zengin ve güzel dilimizi “İlim dili olmayan dil” olarak kabul etmekteler. Bu düşünceye katılmak mümkün değildir. Türkçemiz, Karaman oğullarının “Resmi dil” olarak kabul etmesinden sonra; Büyük Selçuklu ve Osmanlının ihtişamlı günlerinden geçerek ve büyük gelişme göstererek, adeta bir dünya dili olmuştu.
KABADAYILAR VE BABALAR
Ancak, özellikle Osmanlının son asrında, Devletin zayıflaması ve Coğrafi olarak daralması sonucu dilimiz (kullanım) de gerilemeler olmuştur. Ama bu gerileme dil kullanımıyla ilgilidir. Devletler zayıfladıkça başta edebiyat olmak üzere, Bilimde Fende ve felsefede gelişmeler, her bakımdan zayıflar, Devletlerin ekonomik güçlülüğünün yanında  “kültürel” çalışmaların artması da dili geliştiren sebepler sıralamasında yer alır.

Neticede, Devletlerin zayıflığı ve geri kalmışlıkları dilde de kendini gösterir. Bir İmparatorluğun külleri üzerine Büyük bir Cumhuriyet İnşa eden ATATÜK bunu görmüş ve “Dil Kurumunu Kurmuştur”.

Pekiyi, bunların yazımızdaki başlıkla ne  alakası var?, diyeceğinizi düşünüyorum. Onun içinde “Kabadayı” kelimesinin kavram ilişkisini açıklamaya çalışacağım ve bir hatıramı anlatacağım.

Eskiden “Kabadayı” dendiğinde, belli bir çevrede haksızlıkları önleyen, gerektiğin de O çevrenin huzurunu sağlayan, icabında iyi bıçak kullanan bileği güçlü, hapishaneye girip çıkan insan anlaşılırdı. “Kabadayı”lar eskiden silah kaçancılığı uyuşturucu vs. işlerle uğraşmazlardı ve toplumda bir saygınlıkları vardı.

Özellikle Büyük şehirlerde Racon keser, sözleri bulundukları çevrede yazısız kanun gibi uygulanırdı. “Köroğlu’nun” Asırlar önce Tüfek Çıktı Mertlik Bozuldu” demesine rağmen bu sahada mertlik vardı.

Yazısız kanuna bir örnek verecek olursak, Zamanında “Kabadayı”nın biri diğerine “İstanbul’u Terk et Ama Haydarpaşa’ya uğrama” der. Böylece racon kesilmiştir. Ogünse İstanbul’dan çıkış haydar paşadandır.  Adam ne yapsın?,  Bu söz üzerine o adam, İstanbul’u terk ediyor ve Haydar paşaya uğramadan Edirne’ye gidiyor, Belli dönem sonra yine  o “kabadayı”nın izniyle geri geliyor.

O alanda durum böyle.

“Kabadayı”lar 1970’ lerden sonra, bir yabancı filimden etkilenerek “Baba” olarak anılmaya başlanıyor. O “Kabadayı”lıkta bıraktıkları Yiğit ve Mert intibada değişiklikler başlıyor. Mesela Babalar İhalelere ve başka işlere bakmaya başlıyor. Dahada ileri gidilerek İtalyan menşeli olarak “Mafya Babaları” olarak anılıyorlar ve bizim saf ve yiğit deli kanlılarımıza taktığımız “Kabadayı” adı yaptığı icraatı ile birlikte geçip gidiyor.

 

Bunları yazmama sebep,1960’ ların, Ankara Kabadayılarından “Kürt Cemal” isimli “kabadayı” ve onun ölümünden sonra(Türkünün Kürt Cemal’le alakası yoktur sadece benzerlikten çağrışım söz konusudur.) “Ürgüp Türküsü” olan“Cemalim, Cemalim Aslan Cemalim” türküsüdür. Bu türkünün şahsım üzerinde bulunan acı hatırası vardır.

Bu hatıra beni  “Kabadayı” ve Babalarla ilgili bir araştırmaya itmiştir. Çünkü Ankara Kabadayısı “Kürt cemal” benim öz amcam Mustafa YILDIRIM’IN yakın arkadaşıdır. Ve amcam 1960 öncesi DP. Cebeci Ocak Başkanlığı yapmış 1960 İhtilal inden sonra, kaçaklık durumuna düşmüştür. Adalet partisinin tek başına iktidara gelip 1965 yılında çıkarttığı affa kadar merhum amcam Çektiği sıkıntıların sonucu Siroz hastalığına yakalanmış ve henüz 49 yaşında ölmüştür.

Amcam ölümünden önce memlekete gelmişti uzun dalga radyodan   “Cemalim Türküsü” söylenirken, Ah Cemal Ah, diyerek ağladığını görmüştüm. Demek ki türküdeki benzerlik amcamı duygulandırmıştı.

Bu acı hatıra nedeniyle “KABADAYILAR VE BABALAR” arasındaki farkı araştırma ihtiyacı hissettim.

Ve gördüm ki dilimizde birçok kavram anlam değişikliğine uğramış. Günümüzde  ”Kabadayılık” esprisinin  “Babalık” örtüsüne bürünmesi gibi.

 

Adı ne olursa olsun Hukuk devletinde böylesi gayri resmi müesseselerin olmamasını diliyor  “Cemalim/Ürgüp Türküsü”nün sözleri ile sağlıklar diyorum.

 



Şen olasın Ürgüp dumanın gitmez
Kıratın acemi konağı tutmaz
Oğlun da çok küçük yerini tumaz
  Cemal'ım Cemal'ım algın Cemal'ım
  Al kanlar içinde kaldın Cemal'ım

Ürgüp'ten de çıktığını görmüşlür
Kıratının sekisinden bilmişler
Seni öldürmeye karar vermişler
  Cemal'ım Cemal'ım algın Cemal'ım
  Al kanlar içinde kaldın Cemal'ım

Cemal'ın giydiği ketenden yilek
Al kana boyanmış don ile göynek
Sana nasip oldu ecelsiz ölmek
  Cemal'ım Cemal'ım algın Cemal'ım
  Al kanlar içinde kaldın Cemal'ım

Ürgüp'ten de çıktın kırat kişnedi
Üzengiler ayağını boşladı
Yağlı kurşun iliğine işledi
  Cemal'ım Cemal'ım algın Cemal'ım
  Al kanlar içinde kaldın Cemal'ım

Karlık ile başkadın pınar arası
Çok mu imiş Cemal'ımın yarası
Ağlayıp geliyor garip anası
  Cemal'ım Cemal'ım algın Cemal'ım
  Al kanlar içinde kaldın Cemal'ım

Cemal'ın giydiği kadife şalvar
Dükkânın kilidi cebinde parlar
Oğlun da çok küçük beşikte ağlar
  Cemal'ım Cemal'ım algın Cemal'ım
  Al kanlar içinde kaldın Cemal'ım

Kıratın üstünde bir uzun yayla
Ne desem ağlasam kaderim böyle
Gidersen Ürgüp'e sen selâm söyle
  Cemal'ım Cemal'ım algın Cemal'ım
  Al kanlar içinde kaldın Cemal'ım

Kıratım başımda oturmuş ağlar
Cemal'a dayanmaz şu karlı dağlar
Üzüm vermez oldu Karlık'ta bağlar
  Cemal'ım Cemal'ım algın Cemal'ım
  Al kanlar içinde kaldın Cemal'ım

Giden Cemal gelir mi de yerine
İçerimde yaram indi derine
Cemal düşta kahpelerin şerine
  Cemal'ım Cemal'ım algın Cemal'ım
  Al kanlar içinde kaldın Cemal'ım

 

 

Adınız :
E-Mail Adresiniz :
Yorumunuz :
Güvenlik Kodu :    
   
Diğer Nezih YILDIRIM Yazıları
E-GAZETE