KIŞTAN SONRA GELİYOR BAHAR! - Nezih YILDIRIM

Yazdır
Paylaş

Eklenme Tarihi : 03 Mayıs 2021, Pazartesi 14:50:31

Dedem: Çınara yaslanmış avluda dikiliyordu.
KIŞTAN SONRA GELİYOR BAHAR!
Öyle bir “ah” çekti ki, yüreği titriyordu.
Dedim “ ne oldu, sana? Sükûnetle baktı bana.
“Hayır, be evlat" diyerek; Süzdü beni baştan sona.
Gözleri nemliydi ve içten ağlamaklı.
Çınarın gövdesine, vuruyorken elini.
Buruk bir tebessümle, tutuyordu belini.
"Ah be evlat”diyerek, ayrılmak istercesine gövdeden, yana yatan dalı
gösterdi: “Oğlum dinle ve bil, yıkılmasın diye bu ağaca verilen
dayamayı (direği) babam dikmişti.
Bakıyorum, çürümeye yüz tutmuş ve üzerine binen ağırlığı, çekemez olmuş.
Demek ki, ağaçlarda yorgun düşüyor insanlar gibi.”
Kahir dolu sözler söyleyen dedeme, çevirdim gözlerimi. Dedem: İri
yapılı, heybetli bir adamdı.
Yılların yorgunluğu omuzlarını çökertmişti. Ama hala da küheylan gibi gönüyordu.
Kalın hadleriyle, yüzündeki çizgiler beni hüzünlendirdi. Gönlündeki
yanar dağ yüzünde belirgindi.
Dünyayı kaplar gibi dal atmış, çınarın yaprakları sararmıştı. Ama
titreyerek tutunmaya çalışıyordu.
Yaprakların hali, ruhuna kasvet verdi ve ağacı kim dikti diye düşündürdü.
Esasında biliyordu ve ağaca bakınca, dedem kendini görüyordu. Mevsim
artık sonbahardı bunu oda biliyordu.
Önce yüzüme baktı, suskunluğu bıraktı: “Evlat bu çınarın dikilişinden
bahsedeyim mi? ”dedi.
Bana söz hakkı bırakmadan devamla: “Oğlum, Alparslan’ın ordularında
Anadolu’ya giriş “cengine” katılan büyük dedem, bu çınarın, tohumunu
Türkistan’dan getirmişti.
Avuçlarında getirdiği tohumu işte burada toprakla buluşturdu. Tohum,
bitti, fidan oldu ve burada kökleşti.
Görüyorum ki şimdi, oda yaşlandı ve asırların, ağırlığını çekemez oldu.”
Sözün devamında: “Evlat devletler de ağaçlar gibidir.
Kurulur cenklerle büyür, yaşlanır ve ağaç gibi göçer/yıkılır. Kök
olarak bizim devletimiz, Selçuklu ve Osmanlı da böyle olmuştur. Demek
ki evlat her şey doğar, yaşar ve ölür. Yani ölüm gerçeğinden kaçamaz
ve bir gün yok olur.” diyordu.
Konuşurken, sormak istedim, ama fırsat vermedi: “evlat yok oluş gerçek
olduğuna göre bazı şeylerin devamlılığı esas olmalı. Gördüğün çınarı!
“buraya büyük dedem dikmiş.” dedim.
Babam da dallarını güçlendirmiş ve bugüne ulaşmasını sağlamış.
Ben, bir ağaç dikemedim, sadece dikilenlere sahip çıkmaya çalıştım ve
ağaçlara sahip çıkacak nesiller yetiştirdim.
Bugün sonbaharı yaşarken, sizler çok, baharlar görecek ve ağaçlar
dikeceksiniz. Ağaçlar büyüyecek dallar atacak ve Anadolu’da yeniden
kök salacak. Ben, yapraklar gibi titrerken, hafif rüzgârlarla bile
üşüyorum ve bir gün “ağaçlar gibi yıkılacağımı biliyorum.
Ama size baharlar müjdeliyorum.” dedi.
Dedemin cümlesindeki ifadeler beni duygulandırdı. Öyle ya sonbaharda
sararan yapraklar ve üşüten rüzgârlar! Düşündürdü ve dedemin bakışında
derinliği anlamamı sağladı…
Gine de sordum: “Nenin nesidir sonbahar.”
Dedi: “Her mevsim de bir güzellik var.”
Lakin kışın ağaçlar dal salmaz, çiçek açmaz ve birçok çınar kar
yağışına dayanmaz. Bu yüzdendir, kışta, yıkılan çınarlar.
Gine geldi sonbahar.
Müjdeler olsun, “kıştan sonra geliyor bahar.“
Hoşça kalın.
Nezih Yıldırım
20.12.2020

 Bir Şiirle bitirelim.
Durgun havuzları işlesin bırak
Yaprakların güneş ve ölüm rengi,
Sen kalbini dinle, ufkuna bak.
Düşünme mevsimi inleten rengi
Elemdir mest etsin ruhunu
Eser rüzgârların durgun ahengi.
Yan yana sessizce mevsimle keder
Hicrana aldanmış kalbimde gezin
Esen rüzgârlara sen kendini ver.
                                                    Ahmet Hamdi Tanpınar.

Adınız :
E-Mail Adresiniz :
Yorumunuz :
Güvenlik Kodu :    
   
Diğer Nezih YILDIRIM Yazıları
E-GAZETE