Koca Yürekli Adamlar - Tufan BİLGİLİ

Yazdır
Paylaş

Eklenme Tarihi : 07 Kasım 2018, Çarşamba 11:53:31

Sık duyduğumuz cümledir.
Koca Yürekli Adamlar
“İnsanlık ölmüş”

Özellikle son günlerde çok sık tekrarlanan cümlelerin başında bu cümle geliyor…

Hemen her kez gemisini kurtarma peşinde.

Bu arada kırdıkları, ezdikleri, yıktıkları, yaktıkları hiç enterese etmiyor insanları….

Varsa yoksa çıkarları… Kısa vadeliymiş, azmış,değmezmiş, toplum zarar görürmüş, sonra kendisi de zararını çekermiş hiç umurlarında değil!

Ver, ver, ver!

Ancak bu kadar nobranın, aç gözlünün, paçozun, bencilin içinde, sayılı da olsa; vahadaki nadide bir zambak gibi parıldayan insanlar da var.

Hani “Dünya onların yüzü suyu hürmetine duruyor, kıyamet bunlar yüzünden kopmuyor” dediklerimizden.

Namuslu,yürekli, sevgi dolu, mütevazi, kibar, mahcup, paraya pula değer vermeyen, ezilenden/haktan yana, pırlanta kalpli, yerleri doldurulmayacak insanlar.

Bence bunlardan biri de,sevgili ağabeyim Ahmet Küçükbaş…

Boyabat gibi muhafazakar,tutucu bir yörede doğru bildiğini usulünce söyleyebilen, para ile derdi olmayan, insanların en küçük koltuktan kopamadıkları günümüzde İl Genel Meclisi üyeliğini bir yılda tepip: alın atınızı verin tımarımı diyebilen ağabeyimizin bir ‘adam gibi adam”’ın arkasında yazdığı yazıyı sizlerle paylaşmak istedim.

Kasım ayı içinde, öğretmenlerden ve Köy Enstitülülerden sıkça bahsedilecek bu günlerin ruhuna da uyacağı düşüncesiyle.

Sıra dışı bir adam (*)

“Adamlık” Türkçede çok zengin çağrışımlar yapan bir sözcüktür. “Adam”, “Adam gibi adam”, “Adam akıllı”, “Adam olmak”, “Adam olmadıktan sonra” gibi deyimler çok şeyleri anlatırlar ve bu deyimlerin çoğu olumludur. 7 Ekim 08 akşamı adamlığından kuşku duymadığımız bir dostumuzu Ali Şarapçı Hoca’yı kaybettik. Bu yazıyı da onun arkasından bir veda yazısı olarak yazıyoruz.

Ali Şarapçıyı 70’li yıllarda tanıdık. Öğretmendi, idareciydi, öğretmen örgütlerinin önderlerindendi. Solcuydu, sosyalisti, idealistti, toplum adamıydı. Her işinde samimiydi, dost, arkadaş canlısıydı, fedakârdı, yardımseverdi, iyi bir adamdı. Bu sıraladığımız özellikleri onu tanıyan herkes bilir ve kabul eder.

70’li yıllar cinnet yıllarıydı. Taşıdığımız siyasi görüşler bir birine kurşun sıkıyordu. İnsanların birbirlerine siyasi görüşlerin nedeni ile düşman olması o yıllarda çok kolaydı. Karşıt görüşler taşımamıza karşın bize karış hiçbir olumsuz tavrını görmedik. O yıllarda gençtik. Gençlik heyecanı ve gençliğimizin dar görüşlülüğü ile hata edebilirdik, etmedik.  Biz de kendisine saygıda kusur etmedik. O zamandan bu günlere aramızda hiçbir olumsuzluk yaşanmadı. Bu gün bundan çok mutluyum.

Aradan yıllar geçti bir de baktık ki görüşlerimizin arasında bir sigara kâğıdı kalınlığınca fark kalmış. Demek ki olgunlaşmışız. Olgunlaşma bunun için iyi. Yaşlılık olgunluk getiriyorsa iyi bir şey... Sigara kâğıdı deyince tiryakiliği geldi aklımıza. Sigarayı da çok içerdi eskiden. İçmeyen mi vardı o yıllarda. Adam olduğumuz sigara içişimizden anlaşılacak sanıyorduk. Yıllar sonra Boyabat’a döndüğümüzde sigara içmiyordu.  Nasıl bıraktığını bilmiyoruz ama herhalde sağlığı bozulunca doktorlar bıraktırmışlardır. Solunum yollarından rahatsızlığı vardı. Biz çok sigara içmesine bağlıyorduk. Sağlığını sorduğumuzda “Tanrıya şükür” derdi.

*    *    *

İnsanoğlu toplum içinde yaşamaya uygun yaratılmıştır. İnsanların çoğu yaşadığı toplum içinde doğar, sessizce ve uyum içinde yaşar ve geride hiçbir iz ve işaret bırakamadan ölür. Bir süre sonra onun yaşadığını ve öldüğünü kendi çocuklarından başka kimse hatırlamaz. Mezar taşlarında bir fatiha dilekleri kalır. Ali Şarapçı toplumun uyumlu, sessiz bir üyesi değildi. Toplum içinde, ama çoğunluğun görüşlerinden farklı şeyler söyleyen, sesini yüksek perdeden duyuran bir kişiydi. Herkesin düşündüğünden farklı şeyler söylemek; cesaret işidir. Cesur adamlar cesur fikirlerini kendi aralarında alçak sesle söylerler. Hâlbuki Ali Şarapçı bir sandalye üzerine çıkıp yüksek sesle söylerdi. Toplumun doğrularını değil, kendi inandığı doğrularını açıkça söylerdi. Toplum böylelerini sevmez. Böylelerinden çekinir ve böylelerini çeşitli yöntemlerle cezalandırmak ister. Bu gün adına “Mahalle baskısı” denen etki yüzünden birçok iyi insan inanmadıkları halde toplum tabularına sessizce katlanırlar. Ali Şarapçı bunun için sıra dışıydı.

*    *    *

Bir zamanlar birkaç arkadaş Boyabat’ın en ilginç, en özgün, burnunun dikine giden ve kimseye benzemeyen insanlarının listesini yapalım dedik. Yaptık da… Eğlenceli ve çok hoş bir çalışma idi. Bu listede yer alan kişilerin hepsine saygı duyuyoruz, yanlış anlamalara neden olmak için açıklamayacağız. Bu listelerde her zaman benzersiz kişiliği ile daima yer almıştır.

*    *    *

Belki on yıldır kendisi ile görüşmedik. Bayramlarda genellikle bizi arar ve bayramımızı kutlardı. Hâlbuki yaşımızın küçüklüğünden dolayı bu görev bize düşerdi. Nadiren ondan önce davranabilirdik. Bu son bayram bayramlaşamadık. Mazeretimiz dünya gailesi…

Şimdi kafamızdan onunla ilgili anıları geçirerek niye öyleydi diye düşünüyoruz. Pek de samimi olmadığı birisi gidip kendisinden borç istese verirdi. Tanıyanlar “Kendi üzerinde yoksa gider bankadan çeker verirdi” diyorlar. Pek çok kişi parası varken; “Valla billa yok!” diye en yakın arkadaşına yalan yere yemin ederken o niye böyle şeyler yapıyordu?

Çünkü o uslanmaz ve iflah olmaz bir iyimser ve insan severdi. Uslanmaz ve iflah olmaz dememiz boşuna değil. Bankadan para çekiverdiği o arkadaş borcunu ödemez, Ali Hoca hem borcu hem de faizi öder ama bundan ders almazdı. Başka birine gene aynı iyiliği yapıverirdi. Onun bu iyilikseverliğinin çok istismar edildiğini duyduk. Kendi ağzından değil, onu tanıyanların ağzından. Bütünü ile doğrudur.

Toplum içinde bencillik edenler sevilip sayılmaz. İnsanlar fedakârlık edenleri severek ve sayarak alkışlar. Bu nedenle servetinden bir kısmı ile cami ve okul yaptıranlar saygı görürler.  Ali Hoca hiçbir zaman zengin bir kişi olmadı. Olan azıcık parasını binaya değil insana yatırmış bir gönül adamıydı. Yeri gelmişken şunu da kaydediverelim: Bugün yükseltilmiş olan Atatürk İlköğretim Okulunun bahçe duvarının temelini Ali Şarapçı kendi elleri ile atmış ve üstünü kendi gücü ile çıkmıştır. Köy Enstitülerinde duvarcılık, marangozluk bilgileri de verilirmiş. O model öğretmenlerden birçoğu köylerde kendi okullarını yapmışlardı. Ali Hoca’da o modeldendir.  Kimse ona bu duvarı yap dememiştir. O da “Ben bu okulun müdürüyüm duvarcı ustası mıyım? Niye yapayım, kim bilecek?” dememiştir. Nitekim üzerinde şu kadar yıl geçti, bu gün o okulda bunu bilen kimse kalmamıştır.

Onun kendiliğinden karınca kararınca yaptıklarını toplum içinde yapacak fazla insan yoktur. Onun için onu diğer insanlarla aynı sıraya koyamadık ve ona “Sıra dışı Adam” dedik.

Ali Şarapçı mütevazı kişiliğine karşın Türkiye’yi çok büyük bir şekilde etkilemiştir. Bu nasıl olmuştur? Mübalağa etmiyoruz. Bu konuya girmeyeceğiz. Dileriz bir gün bunu yazmak fırsatımız olur.

*    *     *

Ali Hoca samimi bir şekilde “Tanrı’m” demeyi severdi. Tanrının huzuruna “İyi insan” olarak çıkıyor. Cenazesinde bulunamadık ama O’nu iyi biliyoruz, şahadet ederiz.

Tanrı rahmet eylesin.

(*)Ahmet Küçükbaş 09/10/2008 Boyabat Gazetesi    

 

Adınız :
E-Mail Adresiniz :
Yorumunuz :
Güvenlik Kodu :    
   
Diğer Tufan BİLGİLİ Yazıları
E-GAZETE