KÖSE SEBAHATTİN (1960’LAR SİNOP VE ÇOCUK) - Tufan BİLGİLİ

Yazdır
Paylaş

Eklenme Tarihi : 21 Mart 2017, Salı 12:31:51

....
KÖSE SEBAHATTİN  (1960’LAR SİNOP VE ÇOCUK)
‘..İçeri girenler baktılar ki Katip Salih’in ramazan geceleri kibar müşteriler için Karagöz oynattığı yere bir beyaz bir perde gerilmiş.

Bekleştiler.

Havagazı lambaları birer birer, muslukları kısılarak söndürüldü. Ala! Tıpkı Karagöz gibi demek Karagöz’deki gibi demek ‘canlı fotoğraf da karanlıkta oynayacak.

Kulakları rahatsız eden bir makine sesi, bir ışık… Amma Karagöz’deki gibi perde arkasından değil, önden yukarıdaki bir delikten vuruyor… “Tıtır tıkır! Tıkır tıkır’” Perdede bir sürü lekeler kaynaşmaktadır. Derken bir resim, resim ama duran kısmından değil,hem umumi heyetiyle oynayıp titriyor, hem de içinde görünenler…

Lambalar tekrar yandı; fazla kısılıp sönenleri de meşaleli sopa ile yaktılar; aydınlığa kavuştuk. Gözlerimiz kamaşmıştır; yarı kör halde dışarı çıkıyoruz. Ama sendeleyerek, deniz tutulmasından sonraki bir yürüyüşle!’

Refik Halit Karay’ın 1800’lü yılların sonlarındaki çocukluğunun İstanbul’unda tanık olduğu, Deli öyküsünde resmettiği ilk sinema heyecanı kadar olmasa da; beyaz perde beş bin nüfuslu kasabada da büyüsünü olanca şiddetiyle sürdürüyordu.

***

 

Kefeli Mahallesini Ada’ya bağlayan Zeytinlik Yoluyla Okulak Sokağı birleştiği köşede, taştan dibeğin dibinde mahallenin kızları; kimi anne, kimi çocuk, kimi bebek olmuş evcilik oynuyordu.

Yazları gündüz deniz, akşamüzeri, iskele-park/ Aşıklar (Caddesi)  sefası yapan Sinoplunun hava karardıktan sonra da yazlık sinema sefası olurdu.

Yazlık sinemaya gitmek niyeti ile akşamdan evden çıkanlar ellerine muhakkak hırka alırlardı. Akşamdan yük olarak görülen bu giysi,  gecenin ilerleyen saatlerinde en gereksinilecek eşya olurdu.

Çocuk da o Cumartesi akşamı (yazlık) sinemaya gitmeyi planlamıştı. Sinema için hazırlıkları yaklaşık on gün sürmüş, para dahil eve geç gelmenin gerekçileri de içinde tüm şartları hazırlamıştı. Her zamankinden erken ikindi üzeri denizden çıkmış, evde bir şeyler atıştırıp ispanyol paça pantolonunun üzerine kısa kollu keten gömleğini giyip parka indi.

Park, Cumartesilerde olduğu gibi yolcu gemisinin de gelmesiyle eğlence yerine dönmüş, ikindi vakti keyifli zamanlarından birini daha yaşıyordu. İskelede yolcu gemisinden başka jandarma Botu da  manzaraya farklı bir renk ekliyordu. Plajlardan kente dönen deniz müşterilerini taşıyan kayıklar park önündeki rıhtımda demirliyor, yelken kulübünün optimistleri hafif esen rüzgarla nazlı nazlı gezinirken sahildeki Sinoplu bütün bu keyfin lezzetini çıkarıyordu.

Saat 16’da limana gelen yolcu gemisinin (Ege) limandaki süresi dolmuş, on beş dakika önceden düdüğünü öttürerek hem dışarıdaki yolcularına, hem de gemideki yolcu olmayanlara son ikazını yapmıştı. Nihayet saat 18’de geminin palamarları iskeleden bırakılmış, tornistana vuran gemi nazlı bir kuğu gibi  iskeleden ayrılırken izleyende, ‘sevgilisinden zorla ayrılan aşığın   hüznünü yaşıyor ‘ duygusu bırakıyordu.  Beş dakika sonra gemi deminki melankolik havadan kendini kurtarmış, Ada Başı’nı kerteriz almış, artan hızıyla hedefine doğru yollanıyordu.

Yolcu gemisinin pruvasını Ada’ya çevirip limandan çıkmak için yollanırken iskeleye bağlı Jandarma Botu da halatlarını çözmüş o da ayrılmak için hazırlıklarını tamamlamıştı.

Bu arada etrafta takalar yolcu getirme götürme işlevini sürdürüyorlardı. Bunlardan biri de Boyabat ilçesinden Sinop’a gelen misafirlerin deniz keyfi için kiraladıkları Köse’nin (Sabahattin) teknesiydi. İskelede büyük gemilerin manevraları tüm hızıyla sürerken Köse de yolcularıyla birlikte Bahçeler’e   gitmek için iskele başına doğru yarım yol seyrediyordu.

Palamarlarını toplayan bot  oldukça hızlı bir manevrayla tornistana bindi. Botun iskeleye paralel kıçı biraz sancağa açıldı. Bot iskele alabanda yapıp ileri verdiğinde biraz daha açılan tekne bir kez daha sancak alabanda yapıp neredeyse tam yol tornistanla iskeleden ayrılırken çevredekilerin çoğunluğunun ilgisi jandarma botuna yönelmişti. İhtimal ki botun kaptanı da bunu arzuluyor ve gösterisini üst seviyeye çıkarmak için manevrasını makinelerinin tüm gücünü kullanarak egzozundan kara dumanlar çıkararak gerçekleştiriyordu.

Az önce demir alıp yolcularıyla iskeleye doğru seyreden Köse’nin (Sabahattin’in) teknesi bir anda tornistanla ve hızla üzerine gelen Jandarma botunun pervana sularına girdi. Sabahattin çaresizce üzerine gelen bottan kaçmak için tekesini sancağa almaya çalışırken teknenin en az on misli büyüklüğündeki Bot kıçtan tekneye yapışmış,  botun pervanesinin anaforu tekneyi pervane ve doğru çekerek batırıyordu.

Göz açıp kapayıncaya kadar Köse’nin teknesi Jandarma Botunun pervanesiyle parçalanmış, olaya tanık olan binlerce kişinin nutku tutulmuştu.  Nice saman sonra bot kaptanı durumu fark edip makineyi boşa almıştı ancak olan da olmuştu. Parkın önündeki rıhtımda demirli tekneler yardım için hemen olay yerine gitmek amacıyla demir almışlar, bottaki askerler cankurtaran simitlerini suya fırlatıyorlar iskeleye yığılan kadınların çığlıkları ayyuka çıkıyordu. Biraz önceki seyran havası tam bir kaos ortamına dönüşmüştü. Ve sonuçta bu kaos üç cana mal olmuştu.

Çocuk bu manzaradan sonra akşam 21.00’deki sinemaya yine gitmişti gitmesine ya…

 

Adınız :
E-Mail Adresiniz :
Yorumunuz :
Güvenlik Kodu :    
   
Diğer Tufan BİLGİLİ Yazıları
E-GAZETE