Kütüphane Nasıl Halk Kütüphanesi Oldu (İzden sızan 40) - TUFAN BİLGİLİ

Yazdır
Paylaş

Eklenme Tarihi : 28 Kasım 2018, Çarşamba 10:42:33

Seher, Türkçü Rıza Nur’un Türk Şiirlerinden bazılarını okurken…
Kütüphane Nasıl Halk Kütüphanesi Oldu (İzden sızan 40)

(***)Rıza Nur 6000 mısralık Oğuz Kağan Destanı yazdı destanın son parçasında şöyle diyordu:

Bu destanı yazmak için çalıştım 
Dert öyle oldu ki derde alıştım

Rıza Nur'un Oğuz Kağan Destanı'nda “Oğuz Kağan'ın Türk Milletine Kitabı” isimli bölüm

Ovalar otağımız, 
At sırtı yatağımız,
Erlik için ölmektir, 
Tanrıya adağımız.
Gündüz gün bize bayrak 
Bilmeyiz biz dur durak,
Gece dahil gideriz, 
ayı ışık yaparak.
Gelmiştir erlik çağı,
Gerektir bilsin yagı,
Kİ dağ, taş, taç, taht çiğner,
Atımızın ayağı…
Bize gök kubbe çadır,
Dünya Türk’e darcadır,
Benim tahtım bir eğer,
İşim hep baturcadır.

Türk milletinin hitabı

Oğuz bu elleri! 
İsterse yıkar yeri,
Önünde kalmış mı hiç, 
Bir yav yad eri diri.

 

Rıza Nur'un Vatan dan ilk ayrılışı, siyasi hayatımızda ilk muhalif olarak ittihatçılara cephe alması ile başladı.
Milli Mücadele başlar başlamaz tekrar vatana döndü. Milli mücadelede Milli Hükümetin faal üyesi olarak çok faydalı hizmetler gördü. Lozan Konferansı'nda ikinci adam olarak bir münakaşasında Venizelos’u  bayıltması meşhurdur.
Tekrar yurt dışına çıkmak mecburiyetinde kaldı 1938 yılında vatana döndü (Dr.Saadettin Aygen)

(****)Meşrutiyetin ilk Meclisi Mebusanı’na 29 yaşında Sinop Milletvekili olarak giren Rıza Nur’un :
23 1. Kanun 1324 de Meclis Başkanlığı'na bir önerge vererek fakir Köyü'nün elinden alınan hazineye devri olan bütün çiftliklerin, emlak ve akar'ın padişah tarafından millete bırakılmasını istemesi…

1324 de çıkardığı Servet'i Şahane ve Hakkı Millet adlı kitabında:
“... Zavallı fakir millet! Size hem bir doktor, hem bir mebusunuz sıfatıyla iki türlü acıyorum.
…Sizin alın terinizi  kendilerine dolap  iradı  döndürerek bir cuyubari hoşreftar addenler (sizi soydukları halde göğsünü gererek yürüyenler), tenlerinin nazikliğini muhafaza için süt içinde banyo ediyorlar. Sizden nice gençler birkaç yüz kuruşun yoksunluğundan dolayı tehellül edemeyip ensali vatanı çoğaltacak, satveti milleti arttıracak bir emri tabiiyi yerine getiremiyor(evlenemiyor); fakat kaşane ve sahil hanelerde yüzlerce odalı aleti zevki sefa oluyor. Birinde meşru ve biri emri zararı olduğu halde diğerinde aksine mebzuliyet (bolluk). Ne tezat hayret…” diye yazması onun sosyal, eşitlikçi konulara da duyarlı olduğunun da göstergesi sayılmalıdır.

 

“Hayret.. Hayret…Hayret! Şimdi de sosyalist Rıza Nur öyle mi? Diye düşündü Seher.”


Dr. Rıza Nur’un yaşamı böyledir de…

Ülkenin sayılı kütüphanesinin, kütüphane olma öyküsü nasıldı?

***

(*) Rıza Nur 1922 yılında Sağlık Bakanı iken Sinop’ta zengin iki yıl Rum kardeşe ait olan deniz kıyısındaki üç katlı bir yapıyı hazineden açık artırma ile satın alır. Bu yapıyı Sinop Belediyesi’ne “kütüphane” olarak vakıf edeceğini söylediği için açık artırmaya kimse girmez.  Yapı takdir edilen uygun bir fiyatla adına tescil edilir.  Rıza Nur 1926 yılında Atatürk ve arkadaşları ile anlaşmazlığa düşerek siyasi hayattan çekilip Paris’e gider. Sinop Belediyesi’ ne vakfettiği “kütüphaneye” çok önem verir. Paris Şehbenderliğinde düzenlediği ‘tahsis senedi’ ile Sinop’ta yine hazineden aldığı Rumlara ait Nisi Köyü Çiftliği ve bir arsayı kütüphanenin bakım ve giderlerine karşılık olarak Sinop Belediyesi ‘ne vakfeder. Vakfiyede en önemli koşul, ölümden sonra kitaplarından yayımlanmasıdır.  Bu dileğini söyle belirtir:

“…Ancak şunu pek ziyade arz edeyim ki,  henüz bastıramadığım ve yıllarca mesai ve müthiş mahrumiyetler,  zahmetler ile vücuda getirdiğim birçok eserimi hayatında bastırmadan vefat edersem, müdür çiftliğin varidatı ile her şeye tercüman olan bu eserlerimi bastırsın. Ben bu kütüphaneye ve çiftliğe zevk ve sefadan kendinden mahrum ederek ve mukaddeshane yaşayarak vücuda getirdiğim. Hemen bütün servetimi ve hasıl ömrümü verdim. Yıllar ile hayatım bunlara hasredilmiş oldu.  Çok emek ettim, zahmet çektin ve yoruldum.  Bu Kitaplarımın tab’ı (basımı) en büyük emelimdir.”( Paris 29 12 1927)

Rıza Nur, Atatürk’ün ölümünden sonra yurda döndüğünde (1938) Nihal Atsız’ı manevi evlat edinir. İstanbul 6. Noterliği’nde düzenlenen 24 Mayıs 1940 günü “evlat edindirme” senedinde önemli olan bölümü aynen :

“İstanbul 3 Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 17 05 1940 tarihli kararıyla Dr Rıza Nur Boğaziçi Edebiyat Öğretmeni Hüseyin Avni Atsız'ı evlat edilmiştir.

Rıza Nur: Nihal Atsız’ın vefatından sonra kendisine kalacak olan servetini münhasıran ilmi, edebi her siyasi Türkçülüğe sarfetmesini ve bu meyanda her şeyden evvel basılmamış eserlerini bastırıp yayımlanmasını  şart koşar.

Nihal Atsız: Dr Rıza Nur’un evlatlığını sözü geçen ilamda yazılı olduğu üzere bütün mirasını Türkçülüğe sarf etmeyi ve eserlerini bastırmayı taahhüt ederim”

Yukarıda bir kısmını aldığımız “ vakıf ve evlat edinme senedi”ne rağmen Rıza Nur’un 08 Eylül 1942’de ölümü üzerine manevi evladı Nihal Atsız kütüphane arsa ve Çiftliği ait Vakıf tahsis ve benzeri işlemlerin iptali için Sinop Belediyesi, Milli Eğitim Müdürlüğü ve Vakıflar İdaresi aleyhine dava açmıştır. Nihal Atsız Sinop Asliye Hukuk Mahkemesi’nin verdiği 29 Eylül 1949 günlü dava dilekçesinde Dr Rıza Nur’un mirasçısı olması sebebiyle halen Sinop Belediyesi ve Milli Eğitim Bakanlığı tarafından yönetilen Rıza Nur Kütüphanesi, Nisi Köyü çiftliği ve arsaya ait vakıf ve tesis senedinin iptal edilerek adına tescil edilmesini istemiştir. Sinop Asliye Hukuk Mahkemesi yapılan duruşma sonunda:

“Dr. Rıza Nur’un kendi adıyla alınan kütüphaneyi 1924 yılında hukuk kurallarına uygun olarak Sinop Belediyesi’ ne vakfı ettiğini, bu tarihte davacı Nihal Atsız’ın mirasçılık sıfatının bulunmadığı, kaldı ki Nihal Atsız’ın Rıza Nur’un vakıf ve evlat edinme şartlarını yerine getirmediği… gerekçesiyle Nihal Atsız tarafından açılan davanın reddine karar vermiştir.( 1809 1950 gün 949/237 sayılı karar) Sinop Asli Hukuk Mahkemesi’nin kararı Nihal Atsız’ın avukatları tarafından temyiz edilmişse de Yargıtay’ın 22 06 1951 tarih ve 9930/3403 sayılı onama kararı ile adı geçen mahkemenin kararı kesinlik kazanmıştır.

Böyle bir geçmişten sonra Kütüphane Sinopluya kalmıştı.

 

(*) Berin Taşan/ Bir Tanığım Kalsın

(**) M.Mehmet Ateşoğlu

(****)  Dr.Ihsan Unaner

Adınız :
E-Mail Adresiniz :
Yorumunuz :
Güvenlik Kodu :    
   
Diğer TUFAN BİLGİLİ Yazıları
E-GAZETE