Mektup (İzden sızan 55) - TUFAN BİLGİLİ

Yazdır
Paylaş

Eklenme Tarihi : 12 Mart 2019, Salı 12:09:56

Sona yaklaştıkça artık günler daha yavaş geçiyor gibi geliyordu Seher’e… Halbuki okul bitiyordu işte… Bunun bilincinde olmasına rağmen Sinop’un sisli, ağır ilk bahar havası, okula ilk geldiği günlerdeki gibi sıkıyor, ağır geliyordu genç kıza… Sabah etüt için gün doğmadan uyanır; günün ilk ışıklarıyla köylerinden getirdikleri tütünleri kağnılarla Kaleyazısından geçip, şehre, Tekel’e getiren köylülerin kağnılarının mazılarından çıkan gıcırtıları, havalandırmak için açtığı yatakhane penceresinden içeri ağlar gibi süzülürken, içinde kendi köyüne dair farklı duygular oluşur, yüreği iyiden iyiye ezilirdi. Kağnı-tütün sembolleri son günlerde Alpay’ın (isimli şarkıcı) meşhur ettiği ‘Fabrika Kızı” şarkısını istemeden diline oturtur, kendini “ içeceği tütünü fabrikada saran kız olarak’ hayal eder, o duygusal ortamda dilinde şarkıyla tam bir melankolik ruh haline bürünürdü. Bir de okulun ve idarenin baskıcı tutumuyla bu hal birleşince sırtındaki yük daha da artıyor, ara ara çok ağır geliyordu Seher’e .
Mektup (İzden sızan 55)
Hükümet değiştiyse, bir şeyler de değişmeliydi. Onlar için, özellikle okullarında… Adında “birlik” olan (12 Mart hükümeti) yeni hükümetin okullarında yaşananlardan haberleri yoktu da onun için değişen bir şey olmuyordu herhalde. O zaman!...

O zaman,  içinde bulundukları bu durumu hükümete duyurmak gerekirdi!

Nasıl?!

Durumdan rahatsız olan, öğrenci liderleri olarak kendiliğinden ortaya çıkan, çoğunluğu farklı şubelerdeki son sınıf öğrencilerinden oluşan grup “nasıl?” sorusunu birkaç gün taşıdılar. Sonunda “Yeni Milli Eğitim Bakanına” “ulusal basın aracılığıyla mektup gönderelim”, önerisini uygulamak kararı aldılar. İyi de, hangi gazete ve hangi yazar? Çok gazetenin gönderecekleri mektubu yayımlamayacakları açıktı. Cumhuriyet Gazetesi ve Oktay Akbal’da karar kıldılar. Ancak bir şartla. Mektubu kaleme alan gizlenecek, başkaları tarafından bilinmeyecekti. Bu sır ölene kadar buradakiler arasında kalacaktı.

En kutsal şeyler üzerine yemin ettikten sonra etütte herkesin karalama yapması, sonra birleştirilerek ortak metin oluşturulması kararı çıktı.

Bu karardan sonra günler geçiyor, çocuklar bir araya gelip yine ders çalışıyor, hayaller kuruyorlar, günlük meselelerini tartışıyor, idarenin tutumunu konuşuyorlar ancak ‘metinden’, ortak çalışma yapıp anlaştıkları gibi gazeteye yollamamaktan hiç biri söz etmiyordu.

                O hafta sonu izni için göğsünde sakladığı mektupla nizamiyeden çıkan Perihan (Doğan)   tir tir titriyordu. Bu, dışarıdan bakanların çoğunun zannettiği gibi serin Sinop havasının vücudunda yaptığı etkiden çok başka titremeydi. Titreme Tershane’ye inip, tarihi postane binasında koynundan çıkardığı mektuba pulu yapıştırıp, posta kutusuna attıktan sonra bir saat daha devam edecekti.

Mektup yazma düşüncesindeki çocuklar, ortak metin için bir araya gelmeyi gün be gün geciktirirken bir gün, gündüzlülerin getirdiği gazetede duygularını anlatan mektubu görünce  ; hem dertlerini anlatmanın, hem de sorumluluk almadan arzularının gerçekleşmesinin mutluluğunu yaşadılar…

21 Nisan 1971 tarihli Cumhuriyet Gazetesinde OKTAY AKBAL’ın köşesinde mektuplarını okurlarken bile,   ‘bu mektubu kim yazdı?’ diye birbirlerine dahi sorma cesaretini yüksek sesle dillendiremediler.

Cumhuriyet yazarı Sayın Oktay Akbal’a

Bizler Sinop Kız Öğretmen Okulu öğrencileriyiz. Bu zamana dek düşük Hükümeti'nin Milli Eğitim Bakanları devrimci Atatürk'çü öğretmenlere amansızca kıydılar. Onların bütün suçları bizleri çağdaş bilimin verilerine göre yetiştirmek, ülkemizin temel gerçeklerinden haberdar etmek, ülkemizin geri kalmışlık batağından kurtulması için ilkokul öğretmeni olarak üzerimize düşen görevleri yüklenmeye hazırlamaktır. Daha önce iki öğretmenimiz Avni Bayrak, Mustafa Atasoy sürmüşler, Danıştay kararı ile bu yıl geri dönmüşlerdi. Şimdi Danıştay kararı ile dönen bu öğretmenlerimiz de dahil dört devrimci öğretmenimizin istekleri dışında sürüldüler.  Onların TÖS’lü ve devrimci olmaktan, Atatürk'ün tam bağımsızlık konusundaki ve çalışmayanın toplumumuzda yeri, hakkı olmadığı yolundaki düşüncelerini benimsemekten, ortaya koyduğu ilkeleri çağdaş ve bilimsel bir açıdan görmekten başka suçları yoktu.

Biz öğretmenlerimize herkesten daha iyi tanıyor olabileceği bize inanıyoruz. Ne var ki, bu özellikler eski hükümetin yanında çok büyük suç sayıldığından, zamanın Milli Eğitim Bakanı bay Oğuz öğretmenlerimize (Bakanlık koltuğunu bırakmadan) bu azizliği düşünmüştür. Oysa Sinop'ta ülkücü gençlik teşkilatını,  Atatürk'ün kesinlikle karşı olduğu Turancılık akımının açıkça propagandasını yapan, işi gücü bizleri Orta Asya, Kerkük ninnileriyle uyutmaktan ibaret olan Fen grubu öğretmeni Turgut Neşeli’yi Ağrı Kız Öğretmen Okulu'na müdür olarak atamıştır. Merak ediyoruz, reform savı ile kurulmuş bir hükümette görev alan Milli Eğitim Bakanı Sayın Şinasi Orel de devrimci öğretmenlerimizden Mustafa Atasoy, Tennur Atasoy , Ayni Bayrak, Nevzat Çetinbaş’ın nedensiz ve zamansız tayinlerine göz yumacak mı?

                Sinop'ta karşı devrimcilerin, Atatürk düşmanlarının Milli Eğitimin kilit noktalarında kalmaları, büyük başarı kazanmış takılmaları karşısında kayıtsız kalacak mı? Bekliyoruz, göreceğiz, gerekirse biz de konuşacağız.

OKTAY AKBAL

(Cumhuriyet, 21 Nisan 1971)

 

Adınız :
E-Mail Adresiniz :
Yorumunuz :
Güvenlik Kodu :    
   
Diğer TUFAN BİLGİLİ Yazıları
Kaz
E-GAZETE