MEMLEKETE GEZİ NOTLARIM: - Nezih YILDIRIM

Yazdır
Paylaş

Eklenme Tarihi : 01 Kasım 2017, Çarşamba 13:22:46

Güzel Türkçemizde insan doğduğu yer demi? Doyduğu yer demi? Diye bir laf vardır. Gerçektende insan doyduğu yerde kalıyor ama doğduğu toprakların havasını suyunu da bir başka arzuluyor. Bendeniz yaklaşık 50 yıldır doğduğum yerde yaşayamadım ama doğduğum topraklardan hiçte kopamadım. Kıt imkânlara rağmen çoluk çocuğuma memleket sevgisini aşılamaya çalıştım. Özellikle yaz aylarında ve izin dönemlerinde çocuklarımı memleketime götürmeye gayret ettim. Bunu yaparken çocuklarımın hem akrabalarımı ve hem de ata topraklarımı bilmesini istedim. Bunun yanında 40 yıldır yazdığım yazıların bazılarında çeşitli vesilelerle çağırıda bulundum. Çağırım çalışan veya emekli olmuş hemşehrilerime idi. Yıllık gelirinin hiç değilse bir aya tekabül eden bölümünü memleketimizde harcayınız dedim.
MEMLEKETE GEZİ NOTLARIM:
Bu gayretime rağmen yeri gelmişken içimdeki "ukde"yi söyleyeyim ki: 2009 Mahalli İdareler genel seçimlerinde Boyabat belediye Başkanlığı için aday adayı olmuştum. Maalesef hemşehrilerimin bazıları buda nereden geldi diyerek bana  "yabancı" demişlerdi bu tür  ifadeler  beni ömrünü memleket hizmetine adamış biri olarak  çok yaralamış ve üzmüştü.

Ama olsun birileri bir şey dedi diye biz memleketimizden ve hizmet hizmetinden uzak duracak değildik. Gerçi ben her şeyin nasip olduğuna ve insanın kaderinde varsa hizmet imkânı bulacağına inanan bir insandım. Siyasi yönde imkân olmadı ama Allah (c.c) bize bürokraside hizmet etmeyi nasip etti bizde imkânlar dâhilinde bunu gerçekleştirmeye çalışmıştık ama bu “yabancı” lafına içerlemiştim.

Neyse konumuza dönecek olursak her yıl olduğu gibi bu yılda birkaç defa çeşitli vesilelerle Sinop ve Boyabat'a gittik geldik. Son gidişim 15 Ekim 2017  tarihinde idi.Boyabat’a giderken öncelikle Şimdi Saraydüzü ne bağlı olan Cuma Köyüne uğradık. Yazları orada yaşayan en büyük ablam birazda saatin ilerlemesini bahane ederek çaktı yemini bizi Boyabat’a göndermedi. O geceyi ablamda geçirdik ve 16 Ekim günü sabah saat 10.00 da Boyabat’a geldik.

Boyabat'ta daha önceden sipariş verdiğim bir inşaat projesi vardı. Saraydüzü’nde Hanoğlu Köyüne bir ev yaptırmayı düşünüyordum ama istişare etmek istediğim insanlar ittifak etmişçesine projeye gerek olmadığını ustaların bu işi yapabileceğini söylüyorlardı. Ama ben resmiyetten ayrılmamayı kimseyle ve hiçbir şeyle uğraşmak istemediğimi söylüyordum ve işlemleri de resmi olarak yaptırdım. Saraydüzü tapu dairesinden tasdikli güncel belgeyi alarak Boyabat Kadostra dairesinden de arsa çapı vs. şeklindeki lüzumlu evrakı da alıldıktan sonra Projelerle birleştirdik ve Sinop Özel idaresine teslim ettik.

Hakkı teslim etmek adına şu kadarını söyleyeyim ki, Sinop, Boyabat ve Saraydüzü’nde bürokratik işleyiş çok seri ve güzel. Bürokraside ki "Çatık kaş devlet" anlayış değişmiş.Bu İşleyiş nedeniyle Sinop valimizden Boyabat ve Saraydüzü kaymakamımıza ve tüm dairelerin en geri hizmetinde bulunanına kadar herkesi tebrik ediyor teşekkür ediyorum.

  Yalnız özellikle Sinop'ta geçmişten bu güne kadar yapılan çarpık yapılaşmaya bir çözüm getirilmesini talep ediyorum.Çünkü belkide projeye uygun olarak yapılan binaların sıvalarının yapılmamış olması ile çevre temizliğine çok dikkat edilmemiş görüntüsü vermesi ve başlanılan inşaatların bitirilmemiş olması en azından dış sıva ve boyaların tamamlanmamış görüntüsü vermesi  çok hoş görünmüyor.

Birde Sinop'ta ve Boyabat'ta yön levhaları yeterli faydayı sağlamıyor. Biz bu şehirlerin yapısını biliyoruz gideceğimiz yerlerde sıkıntıda çekmedik. Ama dışarıdan gelen biri için ayni şeyleri söyleyemem. Bendeniz gittiğim her şehirde(başka şehirlerde de) yön levhalarına dikkat ediyorum ama maalesef tüm şehirlerimiz de bu eksiklikler var. Ben bunları yazarken bir gazeteci gözü ve sorumluluğu çerçevesinde değerlendiriyorum.

Neyse Sinop’u 2017 Ekim ayında daha sakin ve daha güzel ama geçen birkaç yıla göre daha hareketli gördüm. Ayni durumu Boyabat ve Saraydüzü içinde söyleyebilirim.

Köylerimizin görüntüsü daha farklı idi. İnsanların eski doğal kaynaklara yeniden dönme arzusunu gördüm. Örneğin Saraydüzü Yukarı Akpınar Köyünde Munise Çeliker ana ile konuştum. Bu yıl kazanlarla pancar elma ve diğer meyvelerden pekmezler yaptığını gördüm. Kendi ifadesine göre parada kazandığını söyledi. Oğlum otursam ne yapacağım ekmek paramız çıkıyor şeklinde konuşurken üretmenin mutluluğunu gözlerinden okudum.

Munise ana ile konuşmamızdan tespit ettiğime göre bir ara nerdeyse unutulmaya yüz tutan kış hazırlıklarına yeniden dönüldüğünü anladım. Örneğin Pancar pekmezi, elma, kızılcık gibi çeşitli meyvelerden bizim yörelerimizde ekşi/dedikleri pekmezlerin yapıldığını böylece  köyde yaşayanlara ekonomik katkı sağladığını ve insanımızın üretme azmini gördüm.   (devam edecek)

Adınız :
E-Mail Adresiniz :
Yorumunuz :
Güvenlik Kodu :    
   
Diğer Nezih YILDIRIM Yazıları
E-GAZETE