MESTAN(* ) (İZDEN SIZAN -15) - Tufan BİLGİLİ

Yazdır
Paylaş

Eklenme Tarihi : 26 Haziran 2018, Salı 12:36:07

Taşköprü’den akşam vakti Sinop’a inen ve Gül Palas Otel’in ikinci katıdaki odayı tutan baba kızın otelin lobisinde gördükleri, konuşmalarından Türkeli’li olduklarını anladıkları dört delikanlının; odalarının sokağı gören penceresinden baktıklarında, otelden çıkıp Kaleyazısı camiine doğru gittiklerini gördüler.
MESTAN(* ) (İZDEN SIZAN -15)
Mübaşir:

                Herkes ayağa kalksın!

                KARAR: Sanık Mestan Canöz’ün her ne kadar maktul tarafından yaralansa da, sanık Mestan Canöz yaralandıktan sonra, kendini savunmak amacıyla silahını ateşlemiş olup, maktulü tek kurşunla olay yerine öldürmüştür. Sanığın suçu sabit görülüp, tahrikten dolayı hafifletici nedenler uygulanıp cezada indirim yapılarak Mahkememizce TC Kanunu’nun 448. Maddesine göre 18 yıl ağır hapisle cezalandırılmasına oy birliğiyle karar verilmiştir. Aynı gün sanık M.C. olay yerinden kaçma teşebbüsündeyken maktulün ağabeyi tarafından yolu kesilip, sanık M.C’yi yaraladığı, daha sonra sanık M.C. silahını çekerek rast gele ateş ettiği açtığı ateş sonucu bir kişiyi öldürüp, bir kişiyi de yaraladığı anlaşıldığından sanık M.C. TCK’nın 448. Maddesi gereğince 18 yıl hapse  mahkum edilmesine karar verildi. Ayrıca aynı olayda yaralanan maktulün kardeşine karşı işlenen suçtan dolayı da 8 yıl ağır hapis cezası ile cezalandırılmansa karar verilmiştir.

                Mahkeme reisi kararı okuduktan sonra elindeki tokmağı kürsüyü vurdu:

                -Çıkın dedi. iki jandarma arasındaki Mestan’ın yanındaki ast subay Mestan’a kelepçelerini taktı. Mestan yüzünde tebessüm, hükümlü yerinden çıktı. Duruşma salonunun kapısından hızla geçtiler adliyenin arka kapısının yanındaki merdiven altında mahkumların geçici olarak konulduğu hücreye itildi.

                ***

Türkeli’nin Ayaz Köyünden Sarı lakaplı Mestan  Canöz kumral,  uzuna yakın boylu, yapılı,sarı saçlı, bıyığı yeni terlemiş, gözü kara, ilerisini gerisini pek düşünemeyen Almanya’da çalışan işçi babanın köyde yetişmiş henüz delikanlılık çağındaki, paranın şımarttığı cahil oğluydu.

Babasının Almanya’dan gönderdiği paralar ile birden büyümüş, küçük yaşta kadınlar ve kızlarla ilişki kurma şansını yakalamış, çocuk denecek yaşta içki içen, silah taşıyarak kendisini ispat etme çabasında bir saatli bombadır.

Birkaç vukuatını hasarsız atlattıktan sonra Türkeli’nde arkadaşları ile içki içerken hiç yokken silahlar konuşur. Mestan yine kaçar kurtulur. Ancak artık aranıyordur.  Bir müddet İstanbul’da yaşar ve bir vurgun vurup önce  Samsun’a sonra köyüne döner. Köylerine yakın kurulan pazar yerinde İstanbul’a gitmeden önce çatıştığı kişilerle karşılaşır. Olay’ın tartışması kavgaya döner ve Mestan kendilerine saldıran üç kişiyle silahlı çatışmaya girer. Çatıştıklarından ikisini öldürür, birini yaralar. Bu arada kendisi de bacağından vurulmuştur. Kaçamaz. Yakalanır.

Yaralı halde Sinop’a hastaneye getirilir. Bir ay hastanede tedavi gördükten sonra hapishane de mahkemesi görülür. En son mahkemesinde öldürdüğü her bir kişi için 18’er yıl, yaraladığı vatandaş için ise 8 yıl olmak üzere toplam kırk dört yıla mahkum olur.

Artık ülkenin en namlı cezaevindedir. Ancak gerek gözü karalığı, gerek güçlü fiziki yapısı, gerek zenginliği, gerek ise kırk dört yıl gibi uzun mahkumiyeti nedenlerinden kısa sürede hapishanede isim sahibi olur. Gerek mahkumlar, gerek gardiyanlar arasında itibarlı mahkumların başında sayılmaya başlanmıştır. Ancak kısacık yaşamında zincir tutmaz yaşama alışmış Mestan için (itibarlı da olsa) kırk dört yıl mahkum yatmak kabul edilir bir gerçek gibi görünmez.

Hapishaneden kaçmalıdır. Ancak Bulunduğu hapishane ülkenin en kaçılmaz, en zorlu hapishanesidir. Tarihi boyunca Sinop Cezaevinden o surları aşarak kaçtığı bilinen üç kişi olmuş. Kanalizasyon kanalını kullanarak kaçan 1927 ‘de Rizeli Şükrü Küçük.  1953’te Niğde canavarı Mehmet Coşkun, kaçabilen bir başkası…  

Bu hapishanenin kale duvarlarını aşarak kaçan tek mahkum da Tosyalı Emin Aladağ’dı. Diğerleri ya iş için çıktığında, ya sevk sırasına, ya da işbirliğiyle başka yollardan kaçanlardı.

İstanbul’da fırın işçiliği yaparken küçük bir çocuğun ırzına geçip öldüren ve cezasını çekmek için Sinop’a gönderilen Emin Aladağ…

Ağır cezalık Aladağ süreç içinde; önce boncuk işlemeciliği yapmak amacıyla tığ, boncuk, bal mumu, bobin istiyor gardiyanlardan. Ayakkabısının tabanında kıl testere sokuyor cezaevine. Bir yıl boyunca bu testereyle geceleri demir parmaklıkları kesiyor. Geceleri kestiği yerlerin belli olmaması için ıslattığı ekmek ufantıları ile dolduruyor kestiği yerleri. Bal mumunu ses çıkarmaması için demir testeresine sürüyor. Kedilere ekmek veriyor belli saatlerde… kesme işlemine başlamadan. Gardiyanların ayak seslerini işiten kedilerin kaçışmasından anlayıp gerekli pozisyonu alıyor. Çarşafları yırtarak örüp, on metre boyunda ip yapıyor. Kestiği parmaklıklardan koğuşunun penceresinden iki metre aşağı atlıyor. Mahpushanenin kısman alçak ön kale duvarına sapladığı iki şimşir kaşığı basamak yapıp, kulelerdeki jandarmalara görünmeden kaleye çıkıyor. Daha sonra önceden hazırlayıp ip haline getirdiği çarşafları beline dolayıp on iki metre yükseklikten sarkarak denize atlıyor. Dört gün dışarıda geziyor. Açlıkta bitkin düşüyor. Ayancık Yolu üzerindeki Şerefiye Köyü’nde bir köprü inşaatında çalışan işçilerden ekmek istiyor. O sırada orada bulunan Adana’dan izne gelmiş bir polis memuru tarafından şüphe üzerine yakalanıp yetkililere teslim ediliyor.

***

 Böyle zorlu hapishaneden çıkmak!

Uzun araştırmalardan sonra kaçışı hastaneden yapmayı planlıyor Mestan .

Önce hapishanede rüşvetlerle kendine yakın gardiyanlar oluşturuyor. Sonra ziyarete gelen arkadaşları aracılığıyla kendini hastaneye yatıracak doktoru ayarlatıyor.

Hastalanma gerekçesiyle hastaneye sevkini sağlıyor. Satın aldığı doktor hastaneye yatırıyor. Hastanede yattığı koğuşta bir mahkum daha var. Koğuşun pencereleri demir parmaklıklı, kapıda iki jandarma…

O akşam hastanedeki yattığı koğuşta akşam 22. 30’da fenalaştığını söyleyip kapıya vurup çırpınıyor. Kapıyı açıp içeriye bakan Mestan’ın perişan durumunu gören nöbetçi jandarma;

-Doktor, diye bağırıyor.  Koridorun ucunda doktor elbisesi ile bekleyen arkadaşı hemen gelip Mestan’ı muayene ediyor. Yoğun bakıma alınması gerektiğini söylüyor. Jandarma bırakmak istemiyor. Doktor(!), sorumluluğu aldığını belirten imzalı kağıt verince jandarma Mestan’ı sahte doktora veriyor. Mestan arkadaşıyla birlikte hastanenin ikinci katının penceresinde sarkıp aşağıya atlıyorlar.

 Baba kızın akşamdan, önce Gül Otelin lobisinde karşılaştıkları, sonra odaya çıkıp sokağı gören camından baktıkları anda otelden çıkıp Kaleyazısı Camii’ne doğru gittiklerini gördükleri dört Türklelili’den üçünün bulunduğu; (kendilerini bekleyen) otomobile binip Aynı gece Kastamonu’ya ulaşacak, oradan ver elini İzmit.

Ertesi sabah hastanenin bulunduğu Ada’nın Zeytinlik mevkii, birerli kolda jandarmalar tarafından taranarak aranacak, olaydan habersiz Ada’nın sakinleri  bu aramanın nedenini ancak bir sonraki gün öğrenebileceklerdi.

(* ) Yılmaz YAVUZ’un ‘ Buradan Kaçış Yok’ kitabından uyarlanmıştır.

 

Adınız :
E-Mail Adresiniz :
Yorumunuz :
Güvenlik Kodu :    
   
Diğer Tufan BİLGİLİ Yazıları
E-GAZETE