METROPOLİS SEBASTE (İZDEN SIZAN -2) - Tufan BİLGİLİ

Yazdır
Paylaş

Eklenme Tarihi : 20 Mart 2018, Salı 11:53:58

Çocuk Kaya’ların, Eşelerle olan husumetin bitmesiyle yılladır içindeki ‘babasına bir şey’ olacak korkusunu altı aydır duymuyordu.
METROPOLİS SEBASTE (İZDEN SIZAN -2)
Artık babasının ağaç kınıyla kaplı sürmene bıçağını kendinden gizleyerek beline takışını korkuyla izlemekten kurtulmuştu. O zamana dek babasına yapılacak kötülüğün aracı olarak gördüğü bıçak eski ürkütücülüğünü kaybetmişti. O ürkünç aleti artık babasının vücudunun parçası olarak kabul ediyor, dağda, ormanda ihtiyaç gideren araç olarak kabul etmenin rahatlığını yaşıyordu.

Artık endişe yerine yalnızca sıla özlemi yaşayacaktı Sinop’ta.

Kayalar’ın Mehmetlerin hasımları Eşe’lerin, Bilal’lerle olan gerginlikleri geçen yıl Bilal’in asker arkadaşının köye gelişinden sonra yumuşamış, yıllardır iki aile arasında süregelen eski husumet  kendiliğinden yok olmuştu.

30 haneli köyleri, civar köylere göre oldukça mazbut, sakin ve huzurluydu. Köylünün arasındaki uyuşmazlıklar bahçelere hayvan girmesi, çocuk kavgaları gibi basit nedenlerden çıkar, aileler yılların verdiği komşuluk hukukunu gözetip olayları görmezlikten gelirler, küslükler uzun sürmezdi. Büyüyecek gibi duran anlaşmazlıklarda ise araya giren yaşlılar aracılığıyla soğumaya bıraktırılır, küslükler en çok iki bayram arası sürmez unutulur giderdi. Bir farkla. O da Eşeler’le Kaya’lar arasındaki gerginlik köyün bu kin tutmaz kültürüne aykırı sürüp gelmişti.

Yıllar önce, dedeler zamanında harman yerleri bitişik olan iki komşudan Eşeler’in in harman yerindeki yığınları yanmış, Eşe’ler bu yangından Kayalar’ı sorumlu tutmuşlardı.Her ne kadar Kayalar; ‘Biz yakmaduk. Bizim yuğunların yanundaki yuğunu yakacak kadar delümüyük! Ataşın bizim yugunlara atlayacağunu hesap edemeyecek kadar kendümüzden geçük müyük!” dedilerse de fayda etmemiş iki komşu arasındaki  gerginlik  geçen bahara kadar sürmüştü.

Gökte asılı gibi duran güneş yönünü batıya çevirse bile, Temmuzun ikindi sıcağı henüz etkisini yitirmemiş, bulutsuz masmavi gökten tüm ışınlarını kasabaya boşaltıyordu. Köyün varlıklı ailelerinden Eşe’lerin Bilal sabah geldiği kasabada işini bitirmiş akşam köye gidecek arabayı beklemek için Gökırmak kenarındaki çay bahçesine uğramıştı.  Irmağa yakın bir söğüt gölgesinde bir masa bulup oturmuş, yanına gelen garsona çay söylemiş, yönünü ırmağa dönerek sigarasını yakmış,kendini hülyalara kaptırmıştı. Kısa sürede çayını getiren garsonun bıraktığı bardaktan bir yudum almıştı ki kırk yaşlarında, iyi giyimli, uzun boylu, favorileri çenesine kadar uzanmış bir adam yanına yaklaştı.Selam vererek Mehmet’e Alisaray köyünden mi olduğunu sordu. ‘Evet’ yanıtını alan adam:

-İsmim Veysel, sizinle biraz konuşabilir miyim? Deyince Bilal, tabi demek zorunda kaldı.

Adamın yüzüne bir daha bakınca bu adamı sanki bir yere görmüş olacağı hissine kapıldı. Ancak çıkaramadı.

Adam izin istemeden masada yaslı olan sandalyelerden birini düzeltti, çekti oturdu. Bu oldubitti Bilal’in canını sıkmıştı. Kafa dinlemek için köylülerinin oturduğu kahveden bu kadar uzağa gel, burada da yalnız kalama!.. Keyifsizce adama:

-Buyur bey, bir isteğiniz mi var. Deyince adam:

-Siz gerçekten Alisaraylı mısınız? Diye sordu. Bilal:

-Hemi de yedi göbekten…Adam:

- Klaudius Severus’u bilir misin?

-…!?

- Metropolis Sebaste” neresidir?

-…

Bilal anlamsızca adamın yüzüne bakar. Adam da etrafı gözleyerek ceketinin iç cebinden kıymetli bir şey çıkarır gibi bir kağıdı çıkarır, etraftan gizler gibi kağıdın üzerine eğilerek kağıdı masaya açar.

Adamın serdiği kağıt eski bir haritadır. Adam:

- Metropolit Sebaste” Romalıların kutsal şehri anlamına gelir ve Taşköprü’nün Roma’daki ismidir. Klaudius Severus da  Metropolis Sebaste’nin yani Taşköprü’nün valisi. Bu harita da onun hazinesinin haritası.

İlk okul üçü bitiren Bilal, Veysel ile haritaya bakar. Taşköprü’yü, Olukbaşı’nı, Alisaray’ı Çaylaklar Köyünü çıkarırlar. Alisaray’ın Çaylaklara yakın Aşağıçay üzerinde bir noktanın üstünde küçük bir sandık resmi vardır. Veysel:

-Burayı bulabilir miyiz? Burada büyük hazine var. Sen burayı bana buluverirsen hazineyi paylaşırız, der.

Bilal şaşırır. Adama nereli olduğunu, ne iş yaptığını sorar. Adam, Aslen Ordu’lu olduğunu, bir ara astsubaylık yaptığını, Maraş’ta subay iken definecilerle tanıştığını, ortak bir gömü bulup payını düşen beş yüz bin lirayı aldıktan sonra askerlikten ayrıldığını, şimdi İstanbul’da oturduğunu, elindeki haritayı  İstanbul’dan Yunanistan’a göç eden yaşlı bir Rum’dan on beş bin liraya aldığını, anlatır.

Bilal:

- Ben yalnız sana yeri göstereceğim ve hazineye yarı yarıya ortak olacağız öyle mi? Veysel:

-Yabancı biri olarak benim oralarda görünmem dikkati çeker. O nedenden bana güvenilir biri çok gerekli. Ben epeydir böyle birini arıyordum. Sordum soruşturdum. En uygun, en ağzı sıkı seni gördüğüm için sana teklif getirdim, deyince; Bilal bu adamı, köylülerinin Taşköprü’de buluştukları, köy arabalarının kalktığı yerdeki kahvede gördüğünü hatırlayıverdi. Adama dönerek:

-Ben hiçbir şeye karışmam. Sana yalnızca yeri gösteririm, hazinenin yarısını alırım, deyince adam:

-Hiç kimseye bir şey söylememek kaydıyla, dedi.

 

Üç gün sonra köydeki kahvede otururken köy bekçisi Bilal’a zarf içinde mektup getirir. Köylüleri:

-Hayrola Bilal Ağa sana kümden megdup geliyü? Bilal zarfı açıp mektubu gözden geçindikten sonra;

-İstanbollu bir asger argadaşum gelecemüş, deyince tüm Alisaray, Bilal’i ziyarete asker arkadaşının geleceğini öğrenmiş oldu…

 

Adınız :
E-Mail Adresiniz :
Yorumunuz :
Güvenlik Kodu :    
   
Diğer Tufan BİLGİLİ Yazıları
E-GAZETE