Milli Mücadele Döneminde Sinop (İZDEN SIZAN -10) - Tufan BİLGİLİ

Yazdır
Paylaş

Eklenme Tarihi : 15 Mayıs 2018, Salı 13:06:35

Topal Osman’ın Kurtlu Han’da defterlerini dürdükleri Rum çetelerin destekçileri sıradan güçler değildi. Bunların arkasında, Orta Doğu’daki sonuçları Batı’nın çıkarına olan hemen tüm kirli işlerin arkasındaki emperyalizmin en belirgin gücü yatıyordu.
 Milli Mücadele Döneminde Sinop (İZDEN SIZAN -10)
(*) 7 Eylül 1919 günü Sinop limanına iki Amerikan savaş gemisi yanaştı. Gürültü ile demir attılar. Bunlardan birisinden iki İngiliz subayı ve üç silahlı deniz eri bir motora binerek karaya çıktılar. Bu subaylardan biri Samsun İngiliz temsilcisi Rum Milli yedek yüzbaşısı Solter' di. Silahlı üç deniz askerinden birinin elinde katlanmış kocaman bir İngiliz bayrağı bulunuyordu. Askerlere, savaş sırasında yarısı sağlam kalan bayrak direğine İngiliz bayrağını çektirdi.İngiliz bayrağı,  eski (daha sonra Rıza Nur Kütüphanesi olacak) Rus Konsoloshanesinin penceresinden Karadeniz’den esen serin rüzgarla dalgalanmağa başladı. Mustafa Kemal, henüz Havza'dayken Amasya Saat Kulesine İngiliz bayrağı çeken ve halkın kendisini linç etmesinden korkup kaçan bu yüzbaşı, aylardan sonra, içindeki bir komplekse çıkış noktası arayarak Sinop'a da İngiliz bayrağı astırarak otorite kurmak istiyordu.

 

Amerikan Savaş gemilerinden inen yalnız bunlar değildi. Ayrı bir motor karaya birkaç Amerikalı da çıkardı. Bunlar albay Boer ile maiyetiydi. Solter'le adamları, Rus konsoloshanesine kapanıp kaldıkları halde Amerikalı deniz Albayı doğruca hükümet konağına gittiler ve bürosunda genç  mutasarrıfı ziyaret ettiler. Mazhar Tevfik bey, konuklarına kahve ve çay ikram etti. Oturup havadan,sudan konuştular. Konuklar kalkıp giderken Mazhar Tevfik beyi de gemilerini ziyarete çağırdılar. Mutasarrıfın içinden kötü kuşkular geçti. Böyle düzenbazlıkla yakalanmak, "belkisi" kafasından birçok kez geldi geçti. Yine de Amerikalıların bu kahpeliği yapmayacakları üzerinde bir kanı ,onu konukların yanı sıra savaş gemilerine sürükledi. Onlar da genç mutasarrıfa soğuk içecekler ikram ettiler, onu ağırlayarak yine motora bindirip kıyıya bıraktılar.

Amerikan mandası propagandası İngiliz mandası propagandasının dolu dizgin yarış ettiği Türkiye'de yüzbaşı Solter elbette bu davranışlarıyla okkanın altına gitmişti..

 

İkindi üstü, Karadeniz’i yalayarak gelen tatlı bir poyraz, Amerikan savaş gemilerinde çalmağa başlayan bandonun coşkun ve hoppa havalarını kıyıya sürüklemeğe başladı. Gemiler, kalkmak üzereydiler. Sinop halkı da deniz kıyısına dökülmüş, hem Amerikan savaş gemilerini seyrediyor, hem de mızıka dinliyordu. Mutasarrıf Mazhar Tevfik, Binbaşı Şevket, Belediye Başkanı Rasim, Hürriyet ve İtilaf Partisi Başkanı Akif bey de kayıkla limanda dolaşıyor ve bandonun çaldığı güzel havaları dinliyorlardı.

 

Gemiler, demir alıp ağır, ağır suları yarmağa başladı. Sonra kayalığı dönüp gözden ırak oldular. Arkadaşları ile, kayıktan iskeleye çıktığında mutasarrıfın eline bir zarf tutuşturdular. Mazhar Tevfik Bey, zarfı büyük bir ilgiyle açtı, yer gibi okudu, bütün keyfi kaçtı. Gözleriyle ne yazdığını soran arkadaşlarına mektubun içindekileri özetledi :

 

- Bugün gelen İngiliz mümessili yazıyor, dedi, "bizim geldiğimizi duymadınız mı? Niçin bizi gelip ziyaret etmediniz? Hep Amerikalıların peşinde dolaştınız. Şimdi, gel, beni ziyaret et" diye emir veriyor.

 

İngiliz temsilcisi burada haksızdı. İlkin nezaket ziyaretini onun yapması gerekti. Bu protokolü bilerek çiğneyen İngiliz subayının bir hadise çıkarmak istediği anlaşılıyordu. Bu, Rus konsolosluğuna hışımIa İngiliz bayrağını çekmesinden de belliydi. Mazhar Tevfik bey, temsilcinin mektubuna Fransızca birkaç satırIa karşılık verdi: "Hoş geldiniz!" dedi. Ayrıca bir istekleri olup olmadığını da sordu.

*******

 

 

8 Eylül 1919 kurban bayramı sabahı Sinop şehri karıştı. Olay şöyle başladı: Bütün sokaklarda alaca-bulaca entari ve giyneklerini giymiş çocuklar dolaşıyor, büyükler birbirlerini kutlamak için sokağa ilk adımlarını atıyorlardı. VarlıkIı evlerin önünde boğazlarından kan fışkıran koçlar yatıyor, yoksul evlerin insanları, bu koyunları belki kendilerine de bir parça düşer diye uzaktan yakından sabırsızIıkIa gözetIiyorlardı.

 

Mutasarrıf evinde pijamasıyla oturmuş, sabah kahvesini içiyor, bir yandan da herkesten önce kutlamağa gelen muhasebeci İhsan Bey’le şuradan buradan konuşuyordu. Bu ara dışarıda bir gürültü oldu. Mazhar Tevfik bey, yerinden fırladı, zaten kuşku da idi. Nedir ki hiçbir şey düşünmeğe ve yapmağa vakit kalmadan yüzbaşı Solter yanındaki İngiliz teğmeni ve üç silahlı İngiliz askeriyle odaya daldı. Dışarıda kapıyı bekleyen adamı bir kenara iterek palas-pandıras içeri dalmışlardı.

 

Yüzbaşı Solter, süngü takmış olan askerleri kapıya dikti. Solter Mutasarrıfa:

 

- Çabuk giyinip benimle geleceksiniz! Diye sert bir sesle ve amirce bağırdı.

 

Mazhar Tevfik bey, İngiliz’le gitmenin nereye vara cağını anladığından bir kurnazlık düşündü:

- Peki, şimdi giyinip geleyim!Dedi.

Oturma odasından yatak odasına geçen Mazhar Tevfik bey, pencereden dışarı atladı. Arka bahçeye ayak bastıktan sonra ağaçların arasında gözden uzaklaşmak kolaydı. Çitler üzerinden atladı, bahçeden bahçeye geçti. Epeyce ötede bahçeler içindeki Belediye Başkanı  Rasim beyin evinin tokmağını güm-güm öttürdü. Rasim bey, mutasarrıfı sabah, sabah böyle pijama ve terlikle görünce işi anladı. Hemen adam salarak küçük Kuvay-ı Milliye grubuna haber gönderdi.

 

Yüzbaşı Solter, Mazhar Tevfik beyin bir türlü giyinip gelmediğini görünce bir kez daha aldatıldığını anladı. Yüzbaşı Solter, elleri boş dönmenin ve yenilmiş olmanın utancı içinde darmadağın ettiği evden ayrıldı ve doğruca hükümet konağına gitti. Kapalı cümle kapısını açtırdı. Odacının kapıyı açmasını beklemeyen Solter bunu dipçikle kırdırarak mutasarrıfın odasına girdi .  İngiliz askerleri İngiliz bayrağını bir sopaya geçirdiler, pencereden dışarı sarkıttılar.

 

Öbür yanda Kuvay-i Milliye grubu çabucak Rasim beyin evinde hala sırtındaki pijamasıyla oturan Mutasarrıfın çevresinde toplandılar. İvedi bir karar vermek gerekiyordu.   En iyi savunma, saldırıydı. Millici grup hemen sokağa dökülmüş olan hemşeriler arasına karıştı, kalabalık bayram yerini dolaştı. Her dek geldikleri güvenilir hemşeriye şunu fısıldadılar:

- İngilizler hükümet konağını bastılar, hükümeti işgalleri altına aldılar. Penceresine İngiliz bandırası astılar. Mavzeri, çiftesi olan alsın, hükümet konağının önünde toplansın. Halk, bunu kolayca anladı. Silahlı-silahsız, çoluk - çocuk koca bir kalabalık, hükümet konağını sarıverdi. Halkın tehdit edici bir durumda hükümet önünde toplandığını ve işin kıvama geldiğini anlayan Belediye başkanı Rasim bey, doğru yukarı çıktı. Mutasarrıfın koltuğuna kurularak uzun bacaklarını yeşil örtülü büyük masanın üzerine atmış olan yüzbaşının karşısına dikildi:

- Yüzbaşı Solter, dedi, şöyle pencereden dışarı bakınız, biraz. Halk heyecandadır. Onların öfkesinden korkulacağını sizler de bizim kadar bilirsiniz. İlk iş olarak hemen şu bandırayı kaldırmalarını askerlerinize emrediniz. Yüzbaşı Solter:

- Ben Mutasarrıfı aradım, bulamayınca da boş makamını işgal ettim, dedi, mademki aracılık ediyorsunuz, hemen söyleyiniz, mutasarrıf buraya gelsin, görüşelim.

 

Mazhar Tevfik bey, Rasim beyle birlikte hükümet konağına yaklaştığında halkın korkutucu bir kalabalık halinde homurdandığını gördü. Onlar durumlarıyla korkmamasını ona duyurdu. Mutasarrıfla Belediye Başkanı bu yiğit halk seli içinden geçerek hükümet konağına girdiler. Mazhar Tevfik bey odaya girdiğinde Yüzbaşı Solter'i kendi koltuğuna kurulmuş, bacaklarını da büronun üzerine uzattığını gördü. Solter, yüzünde kötü bir alay maskesi olarak o durumda sordu:

- Benden neden kaçıyorsunuz? Elbette, Osman beyin nerde olduğunu söylememek için. Şimdi madem ki , geldiniz; söyleyin bakayım, Osman bey nerde?

 

Mazhar Tevfik bey, sert bir sesle:

- Siz, benim makamımı işgal etmişsiniz, bir de bana oradan soru soruyorsunuz. Bu durumda size hiçbir şey,söylememek hakkını muhafaza etmekteyim. Makamımdan kalkıp bir konuk gibi şuradaki iskemlelerden birine oturup benden insanca ve nezaketle bir şeyler saracak olursanız, size sorduklarınız üzerinde cevap verebilirim:

 

Mutasarrıf, sert ve öfkeli sesiyle bunları söyledikten sonra sinirli adımlarla odadan çıktı gitti.

Mutasarrıfın hışımla çıkıp gitmesi Solter'i şaşırttı. Bu adam, deli miydi? Neyine güveniyordu, iki-üç jandarmasına ve polisine mi?

 

Kalktı, bayrağın asıldığı açık pencerenin önüne gitti, caddeyi şöyle bir gözden geçirdi. Orda öfkeli bir kalabalık dalgalanıyordu. Hepsinin gözü İngiliz bayrağının asılı bulunduğu penceredeydi. Garip şey, bu bir kuru kalabalık ta değildi. Ellerindeki mavzerlerin mekanizmalarını kurcalayan birçok sert yüzlü ve bakışlı kimse de orda dolaşıp duruyor ve pencereye bakıyordu. Demek iş gerçeğe binmişti. Blöf, ters bir sonuç vermişti, demek. Bu halk topluluğu yetmiyormuş gibi ara sokaklardan çıkıp gelen takım takım insanlar da göze çarpıyordu. Solter de öbür İngilizler de pabucun pahalı olduğunu anlamışlardı. İngiliz soğukkanlılığının bu tuzaktan kurtulmanın çaresini bulacağı belliydi. Solter’in korkunç ve alaycı öfkesi dinmiş, yerine yüzüne soğukkanlı bir düşüncenin kurnazlığı yayılmıştı:

 

- Belediye Başkanı gelsin, diyeceklerim var! Diye seslendi. Rasim bey, biraz sonra geldi:

- Ne istiyorsunuz? Diye sordu. Solter, dostça gülümsedi:

- Bugün kurban bayramınızın birinci günü olduğunu biliyorum, dedi. Bu bayram şenliğine katılmak için biz de İngiliz bandırasını çektik, bunda heyecanlanacak ne var? Söyleyin, halk boşuna heyecana kapılmasın. Biz, zaten buraya av için gelmiştik. Sinop ormanlarında yaban domuzu, geyik filan avlayacaktık. Nedir ki iş bu üzücü sonuca geldi. İsterseniz hep beraber bir sürek avı yapalım.  Belediye başkanı Rasim bey, bu uydurmaları sabırla dinledi ve sonra şunları söyledi:

- Bakınız, halk, gittikçe coşuyor, sonra başınıza bir şey gelirse kabahat benden gitti. Ava filan gitmesi sonra düşünülür. Evvela şu bandırayı kaldırın!

 

(*) Hasan İzzettin DİNAMO’dan alınmıştır.( http://www.sinop.gov.tr/tarih)

 

 

Adınız :
E-Mail Adresiniz :
Yorumunuz :
Güvenlik Kodu :    
   
Diğer Tufan BİLGİLİ Yazıları
E-GAZETE