MUHTEŞEM 100 YIL VE TARİHE SAYGI! - Nezih YILDIRIM

Yazdır
Paylaş

Eklenme Tarihi : 17 Temmuz 2021, Cumartesi 14:42:42

Bu yazıyı 20 Ocak 2011 tarihinde yazmış ve yayımlamıştım. Aradan on yıl geçti o gün 18 yaşında olan delikanlı bugün 28 yaşına geldi.
MUHTEŞEM 100 YIL VE TARİHE SAYGI!
Tarihimizi genç kuşaklara aktarma ve şuurlarını diri tutma gayesi ile
bu yazıyı yeniden yayımlama ihtiyacı hissettim.
Yazıya konu film bazı yabancı kanallarda hala gösteriliyor. Bizde
“aynı” yazıyı yeniden yayımlıyoruz.
Yazı;
 “Dinime Söven bari Müslüman olsa” diye bir laf vardır. Bu özdeyişi
hatırlatan ifade ile “Tarihi film yapanlar bari tarihi bilse veya
tarihi gerçeklere saygılı olsa en azından tarih bilmediklerini
bilseler daha saygın olurlardı.”
Para kazanma uğruna tarihi katledenler maalesef ceplerinde “Türkiye
Cumhuriyeti” kimliği taşıyor ve devletin her imkânından
yararlanıyorlar.
Bunların tarih bilgisi ve öğrenme gayreti yok. Tarihi kaynakları;
Geçmişte Sefir olarak İstanbul’da bulunup, Osmanlı Sarayında neler
olup bittiğini kendi iç dünyalarında kurguladıkları hayal âlemlerini
ülkelerine rapor eden, sefir(elçi)lerin yazdıklarından oluşmaktadır.
Böylesi hayal âlemi sanal bir bilgi ile şanlı ecdadımız “uçkuruna
düşkün âlemden başka “âlem” tanımaz olarak” gösterilmek isteniyor. Bu
durum normal olamaz, olsa, olsa bir maksadın ürünü olabilir.
Son günlerde milleti ekranlara kitleyen (Muhteşem Yüzyıl) Filmini
tamamıyla değil ama kısmen seyrettim.
Kısmen seyretmiş olmam bile canımın sıkılmasına ve tarihe ters düşen
seviyesiz sahneleri görmeme yetti.
Tarihimizle ilgisi bulunmayan böylesi filmlerin çoğu, üzücü olsa da
maalesef devlet desteğiyle yapılmaktadır. Filmi genel hadleriyle
değerlendirecek olursak filmdeki “Kanuni” asla ve asla dedemiz
“Kanuni” değil.
Saltanat makamında en uzun süre oturan ve ölümünde bile seferde
bulunan bir Hünkârın filmi yapılırken daha duyarlı davranılmalıydı. Bu
film sıradan bir film değil bir milletin şanlı geçmişini anlatan ve
tarihe ters düşmeme duyarlılığı ile yapılması gereken önemli bir film
olmalıydı.
Çükü bu büyük milletin tarihi misyonu (görevi) ve sorumluluğudur.
Bunu yazarken “Kanuni'nin Affedersiniz “cinsel hayatı” yoktu falan
demek istemiyorum. Diğer İnsanlar gibi onun da Hükümdarda olsa bazı
ihtiyaçları, onunda bir kalbi vardı ve bir aşkı olması da  doğaldı.
Ama sanat adına film yapanlarında bu millete karşı bir sorumluluğu
olmalı ve değerlerimizi inkâr noktasında “haremle, haramı ve hamamı”
karıştırma hakkı bulunmamalı.
Osmanlı Sultanlarının özellikle ilk onuna (Kanunide buna
dâhildir)söyleyecek lafımız ve eleştirmeye hakkımız olmamalı.
Eleştirirken en azından vicdanlı ve geçmişe saygılı olmalıyız.
Bahsi geçen padişahlar  at üzerinden inmemiş; “ila’yı Kelimetullah
uğruna” kılıç sallamış ve Allah’ın izniyle fetihlerde bulunmuşlardır.
Şu gerçeği  bilmeliyiz ki Osmanlı hiçbir ülkeyi İngilizlerin yaptığı
gibi sömürge yapmamış ve gittiği yerlerde adaletle hükmettiği için 6
yüz yıl ayakta kalabilmiştir.
Ayrıca, “Kanuni” Osmanlı padişahlarından biri değil, dünyada görülen
hükümdarların en muhteşemler-inden biridir.
Bunun için batı âlemi “Le Manifigue” yani (Muhteşem) ve “Grand”(Büyük)
dediği 13 tane büyük “Gazaya”(ordunun başında) fiilen iştirak ettiği
gerçeğini bilmeden tarihi şuursuzlukla yapılan filmdeki görüntü,
“Osmanlı Sarayında kadından zevkten sefadan” başka bir şey yapılmamış
havası vermektedir.
Hâlbuki Kanuni devrine baktığımız da, Bir milyar civarında veya az
üzerindeki dünya nüfusunun yaklaşık %55’i diyebileceğimiz kadarı,
Osmanlı topraklarında yaşıyordu ve “Kanuni” batılıların gözünde
“Muhteşem” Süleyman ve bir kanun adamı” Adil bir hükümdar olarak
görülüyordu.
Bir mektupla Avrupa’da ki dansı yasaklayacak güçte idi.
“Kanuni” dünya milletleri tarafından adil hükümdar olarak kabul görmüş
muhteşem ve dirayetli idi. Böyle bir Hünkâra biz, araştırmadan
soruşturmadan şunu bunu yapıyordu ve ezberden içki içiyordu gibi
iftiraya varan isnatlarda bulunuyoruz.
Bir insanın içki içip içmediği, bence çok önemli bir olay da değildir.
Önemli olan o insanların neler yaptıklarıdır. Edison’u inkâr etmek
“ampulü” bulma gerçeğini yok etmez.
Ama doğruyu söylemek bir bakıma hakkı teslim etmek olur.
Sonuçta düşmanların yapamayacağını, kendi kendimize yaparsak “Mesela
gece yarısı ekspres filmini” biz çevirmeye kalkarsak bu kendimizi
inkâr ve geçmişimizi de ret anlamına gelir.
Bizim geçmişimizi inkâr edecek ayıbımız yok. Uç kıtada at oynatmış ve
7 denize hakim olmuş milletimizin utanılmayacak tarihi var.
Düne sahip çıkmak “Tarih bilmek ve saygı göstermekle”   mümkün olur.
Gerisi lafı güzaftır.
Selam ve dua ile.
 Nezih Yıldırım 20.01.2011

Adınız :
E-Mail Adresiniz :
Yorumunuz :
Güvenlik Kodu :    
   
Diğer Nezih YILDIRIM Yazıları
E-GAZETE