MÜZİK VE TAASSUP!.. - Nezih YILDIRIM

Yazdır
Paylaş

Eklenme Tarihi : 21 Haziran 2020, Pazar 23:11:48

Kıymetli dostlarım, öncelikle, yazımızın başlığını (müzik ve taassup) olarak görünce, birbiriyle alakası olmayan iki kelime olarak düşünebileceğinizi sanıyorum. Ama ben bu iki kelimeden yola çıkarak 50 yıl öncesine ait Türkiye'nin durumunu değerlendirmek istiyorum.
MÜZİK VE TAASSUP!..
İzninizle öncelikle kendi durumumdan bahsedeceğim. Bendeniz henüz beş yaşımdayken bugünkü ifadeyle Kur'an kursu diyebileceğimiz türden “iki yıl köy” hocasına gönderilmiştim. Genel olarak zeki bir çocuk olduğum kabul edilirdi. Diğer köy çocukları gibi iki yılda koyun kuzu ile uğraştım ve tam da 9 yaşım da ilkokula başladım. Birinci sınıfa bir iki ay devam ettim ve yıl ortasında ikinci sınıfa geçirildim. Çünkü okula başladığımda okur/yazardım bu durum da "zeki çocuk kabul edilirdim" cümlesini güçlendiren niteliktir. Dört yıllık ilkokul hayatımda Tarihi ve matematiği çok sevmiştim öğrencilerin 4 ve 5.sınıflarda zor ezberlediği kerrat(çarpım tablosu) cetvelini ben üçüncü sınıfta tamamen ezberlemiştim. Baya kesirleri çok sever okulda yapılan müsabakalar/tartışmalara katılır problemleri en çabuk çözerdim. Bir özelliğim de müziğe yatkın olmamdı ve sesimin güzelliği de beni bu alana iterdi. Çarşamba günleri (sonradan eğitsel çalışma adını alan) uygulamalarda türküler söyler milli bayramlarda şiirler okurdum. Böylece hem öğretmenlerimin hemde arkadaşlarımın takdirini alırdım. Hatta daha ilerisi radyoda hangi türküyü hangi sanatçının söylediğini bile bilir onların ağız yapısıyla o türküleri seslendirmeye çalışırdım. Bu nedenle okulda şarkı ve türkü gibi sosyal içerikli programlarda bir numara sayılabilirdim. İlkokuldan sonra geldiğim Ankara'da ve ilk fırsatta bir bağlama (saz) edindim. Ama o günün insanı (belki de bizim çevremiz) genel anlamıyla katı ve koyu bir taassup içerinde, farklı bir din algısı yaşıyordu ve her hareket günah kavramıyla değerlendirilerek ayıplanıyordu. Hele de “ müzik” tamamen gündemimiz dışında bulunuyordu. Bu duruma rağmen fırsat buldukça bu alanla ilgileniyor ve türküleri mırıldanmaya çalışıyordum. Bir iki ayda da kulaktan dolma bayağı nota seslerinin hangi perden çıktığını kavramıştım. Ne var ki "her şeyimiz gizli idi" çünkü bu çalışmaların çevremizde ayıplanacağını düşünüyorduk. Şiiri çok seviyor ve yazıyor ama sadece kendime okuyordum. Çünkü aşktan meşkten bahsetmenin ayıp olduğuna inandırılmıştım. Bazı şiirlerimi amatörce de olsa “Yanan Gönlüm adlı” kitabımda onlarca yıl sonra yayımlamıştım. Kitap yayınlamanın bile çevremde hoş karşılandığın dan emin değildim. Çünkü o günün şartları öyleydi. Aslında insanların şiire ve müziğe bu kadar dar açıdan bakmalarını anlayabilmiş değilim. Ama o günkü realite de buydu. Hala da muhafazakârlıkla taassup arasında gidip gelmeler mevcuttur. Hal bu ki Padişahlarımızın çoğu hemde İslam Halifesi olarak müzikle uğraşmış birçoğunun besteleri günümüze kadar da ulaşmıştır. Şu hususunda bilinmesi gerekir ki; Günümüz de insanımızın bir kısmı zıvanadan çıkarken bir kısmı da hala o koyu taassubun pençesinden kurtulamamıştır. Anadolu insanının yaşantılarında bölgeler arası çokta farklılık yoktur. Buna rağmen belkide çevreme haksızlık edercesine çevremizde ki “muhafazakâr” anlayışı içten içe eleştiriyorum. Belki de kendime haksızlık ediyor ve kişisel eksikliğimi böyle tatmin ediyorum. Ama yinede İslama aykırı olmayan müzik şiir velhasıl sanatın her yönüyle ilgilenmesinin faydalı olacağını ifade etmek istiyorum. Koyu taassubun hiç ettiği bir hatta, iki kuşağı kaybetmişken gelecek kuşakların duyarlı sanat ruhlu insanlar olarak yetişmesi için bir anlayış değişikliğine ihtiyaç olduğunu; Sadettin Kaynak, Amir Ateş, Yıldırım Gürses gibi bestekârlar sanat adamları yetiştirmeyen toplumların ruhlarının ölmüş olabileceğini düşünüyorum. Bunun için çocuklarımızın yetenek durumlarına göre şiir ve edebiyata bununla bağlı olarak müziğe yönlendirilmesini diliyorum. Kuşakların müziğe karşı önyargılı işi “taassup” girdabına sokan düşüncenin körelttiği kişiler halkasına eklenmesini istemiyorum. Hani müzik ruhun gıdasıdır derler ya bizde gerçektende müspet müzik ve tasavvufun toplumların gıdası olması arzusu ile “MÜZİK VE TAASSUP” ayrımına dikkat edilmesini diliyorum. Hoşça kalın. Nezih Yıldırım 23.5,2020
Adınız :
E-Mail Adresiniz :
Yorumunuz :
Güvenlik Kodu :    
   
Diğer Nezih YILDIRIM Yazıları
E-GAZETE