Neşet Ertaş’ı 5. Ölüm Yılında Anarken “Garip Kalan Tezene” - Nezih YILDIRIM

Yazdır
Paylaş

Eklenme Tarihi : 26 Eylül 2017, Salı 11:15:24

“Garip mahlaslı” Kültür adamı Neşet Ertaş’ın vefatından sonra kaleme aldığı. Ölümünün 2. Ve 3. yılında da yeniden yayımladığım “Garip Kalan Tezene!..” başlıklı yazımı ölümünün 5.Yılında sizlerle yeniden paylaşmak istedim.
Neşet Ertaş’ı 5. Ölüm Yılında Anarken “Garip Kalan Tezene”
“Avşar ve Türkmen” oymaklarına ait, adına “bozlak” dediğimiz uzun hava türkülerinin son temsilcisi, memleketimizin yetiştirdiği söz, saz ve ses’ in büyük ustası “Neşet ERTAŞ” 25 Eylül 2012 tarihinde vefat etmiştir. Diğer bir ifadeyle Rahmeti Rahman’a  yani Hakka yürümüştür.

Ruhu şad olsun!...

Bendeniz ölüm ve ötesine inananmış kaderci bir insanım. Bu inanca rağmen özellikle “Kültür adamlarının” vefatına çok üzülür ve onların ölümlerinden etkilenirim.

Kendisiyle özel dostluğumuz bulunan, ayrıca icra ettiği TV. Programına 2–3 defa konuğu olduğum ve  önceki yıllarda vefat eden, Murat Çobanoğlu, Âşık Mahsuni Şerif, “versiyonu farklıda olsa” kendisine yakınlık hissettiğim Ozan, Yıldıray Çınar ve kendileriyle de hukukum bulunan Abdürrahim Karakoç’un ölümleri  şahsen beni çok etkilemiş ve üzmüştü.

“Türküleri Büyük Acıya” boğan konser verdiği insanlara “Saygısızlık olmasın ceketimi çıkarabilir miyim?” diyecek kadar tevazu sahibi bir beyefendi!. Olan Neşet Ertaş, babası Muharrem Ertaş, Çekiç Ali ve Hacı Taşan gibi “bozlak ustalarının” son halkası ve son temsilcisiydi.

Ayrıca  “bu toprakların sesi” kabul ettiğim/edilen büyük bir usta idi.25 Eylül 2012 tarihindeki vefatı ile “tezenesini, sevenlerini ve türküleri yetim” bırakmış ve Türkiye’yi derinden üzmüştür.

“Müziğin temeli ritmidir” diyen Neşet Ertaş, Erzurumlu Emrah, Yunus ve Dadaloğlu gibi Bozlak soyunun son temsilcisi ve “Bozkırın Garip Tezenesi idi”. Şiir ezgileriyle birlikte kendini gösteren, Hayatıyla sanatı iç içe yaşamış Türk Halk Müziğini kırsaldan şehre taşımış usta ve büyük bir “Ozan’dı.

Devlet Sanatçısı unvanını “Ben Halkın Sanatçısıyım” diyerek reddetti. Ve  ‘devlet sanatçılığı neymiş’ dedi ve “devlet sanatçılığı” lafını bir ayrımcılık olarak kabul ettiğini açıkladı. Sağlam iradeli ve bu büyük imkânı” kabul etmeyecek kadarda soylu, ayrıca mütevazı bir adamdı.

Neşet Ertaş kendi ifadesiyle “bir garip” ti. Ama Onun da şikâyetçi olduğu şeyler vardı ancak o şikâyetini hep sazına döktü/söyledi. Bir kültür adamı olduğu halde tevazudan dolayı kendisine birazda haksızlık ederek “cahilim” dedi. Kadınlara “Nimet” gözüyle baktı.

Kendisi çocukken annesi ölmüştü, eşiyle de uzun süren mutluluk yaşayamadı. Buna rağmen Anneden ve yârden yana ömründeki şanssızlıkları hep görmezlikten geldi. Şanssızlıklara rağmen özellikle kadından hiç şikâyetçi olmadı. Kadını nimet gördü ve  “iki büyük nimetim var biri anam biri yârim” dedi. Kadına âşık oldu sevdi ve “Leyla’sını” böyle buldu.

Neşet Ertaş türkünün, sazın ve sözün ustasıydı ama para için beste ve türkü yapmadı. Horasandan çıkışlarından itibaren sürdürülen “bozlak geleneğini” şehirleştirerek büyük kitlelere taşıdı ve o büyük kitleler onu derinden sevdi. O ülkemizin bir değeri oldu ve eserleri hepimizin gönlünde taht kurdu ve “derin” yer buldu.

Zahide’m, Ah Yalan dünya, Gönül dağı gibi sayısını kendisi de bilmediği ülkemize binlerce eser kazandırdı. Kendisini “Yaşayan İnsan Hazinesi” kabul eden “UNESCO” ya hiç rağbet etmedi. Kendisi halkın gönlünde taht kurdu/ yer buldu ve kendisini öyle mutlu hissetti.
Şimdi; Sazını duvara astı, gönül rahatlığı ile gözlerini yumdu ve dudaklarını kapadı. Son isteği de önemliydi “Bozlakların da babası” Muharrem Ertaş’ın ayakucuna defnedilmek istedi. Muharrem Ertaş’a baba sevgisinden başka, “usta” saygısıyla baktı. Toplumda öne çıkmış böylesi seçkin  insanların memleketlerine veya başka “mana anlamı” yükledikleri yerlere defnedilmek istemeleri benim hoşuma gidiyor.

Bu adamların memleket sevgileri ve büyük hasletleri beni sevindiriyor. Özellikle memleketlerine defnedilmek isteyenlere sonsuz saygı duyuyorum. Neşet Ertaş’a da son görevimizi yaparken kendilerinin de kabul etmeyeceği kesin olan, “mezhepsel Saiklerle” na’şını istismar etmek isteyenleri de kınıyorum. O bölücü ve ayrılıkçı değildi, bilakis bütünleştirici İyi ve büyük  bir ozandı.

O perdelerden çıkan nağmelere ahenk verdi ve  Ses, Söz ve de Saz ustasıydı ölümünün 5.Yılında merhumu rahmetle yeniden anıyor ve sizleri “Ah Yalan dünya” türküsünün sözleriyle baş başa bırakıyorum.

Saygıyla.

Ah Yalan Dünya
Hep senmi ağladın hep sen mi yandın,
Bende gülemedim yalan dünyada

Sen beni gönlümce mutlumu sandın
Ömrümü boş yere çalan dünyada.

Ah yalan dünyada, yalan dünyada
Yalandan yüzüme gülen dünyada

Sen Ağladın canım ben ise yandın
Dünyayı gönlümce olacak sandım

Boş yere aldandım, boş yere kandım
Rengi gözümde solan dünyada

Ah yalan dünyada yalan dünyada
Yalandan yüzüme gülen dünyada

Bilirim sevdiğim kusurun yoğdu
Sana karşı benim hayalim çoğdu

Felek bulut oldu üstüme yağdı
Yaşları gözüme dolan dünyada

Ah yalan dünyada yalan dünyada
Yalandan yüzüme gülen dünyada

Ne yemek ne içmek ne tadım kaldı
Garip bülbül gibi feryadım kaldı

Alamadım eyvah muradım kaldı
Ben gidip ellere kalan dünyada

Ah yalan dünyada yalan dünyada
Yalandan yüzüme gülen dünyada

Neşet ERTAŞ
Kırşehir

                                        Ruhu Şad olsun!...

 

 

 

                                                    Nezih Yıldırım

 

Adınız :
E-Mail Adresiniz :
Yorumunuz :
Güvenlik Kodu :    
   
Diğer Nezih YILDIRIM Yazıları
E-GAZETE