Nilüfer (İzden Sızan) - Tufan BİLGİLİ

Yazdır
Paylaş

Eklenme Tarihi : 13 Mart 2018, Salı 10:52:29

Üç gündür esen gün doğusu rüzgarı dört saat önce dinmiş, denizdeki köpüklü dalgalar üzerlerindeki beyazlıkları bırakmıştı. Yöre halkının ‘Kara Deniz’ diye isimlendirdikleri daha çok gündoğusu rüzgarına karşı muhafaza görevi yapan, çoğunlukla hırçın dalgalara maruz kalan dış liman ender görülen sakinliklerinden birini yaşıyordu. Ada’lıların kalas denizleri dedikleri ölü dalgalar hafifçe yükselerek, geniş aralıklarla, ritmik biçimde yalıya vuruyor; dalgaların kıyıya vurduğu sığlıkta, serçe parmak iriliğinde, orta boy tepsi genişliğinde yularya sürüsü yağıntı yaparak Kumkapı’dan doğuya, Çukurbağı yönüne doğru oynaşarak ilerliyorlardı.
Nilüfer  (İzden Sızan)
Hareket halindeki yularya sürüsü yollarına birden bire çıkan  cisim nedeniyle önce ikiye ayrıldı. Bir an farklı yönlere gidecek, ayrı sürüler halinde yollarına devam edecek gibi izlenim uyandırdıysalar da üç metre ileride birleşip yine tek sürü halinde suda sıçrayarak gözden kayboldular.

                Küçük balık sürüsünü ikiye bölen , kıyıya doğru kadife yumuşaklığıyla vuran dalgalarla, papatyanın etrafındaki taç yapraklar gibi kafanın tamamını saran, birazı yüzüne yapışan saçlarıyla, yüzü yukarıya dönük,  gözleri anlamsız şekilde havaya bakan çocukluktan yeni çıkmış bir gencin başıydı. Uzaktan bakıldığında bu baş, kökü suyun deriliklerindeki nilüfer çiçeklerine benziyordu.

                Yöre gençlerinden bazıları Mayıs ayının başıyla birlikte ‘deniz sezonunu açmak’ adına sembolik olarak, kısa süreli de olsa denize girerlerdi. Ancak Nisan ayında denizde genç?! Bu sulardaki canlıların dahi tanık olmadıkları farklı bir durumdu bu… Hani bu denizdeki, yöre halkının ‘Deli Tevfik’ dedikleri olsa tamam, anlaşılırdı. O, ocak ayında da denize girer, balıklar dahil kimse yadırgamazdı bu durumu… Ama bu genç sima!?...

                Nisan ayının ortalarına gelinmişti. İlk bahar yörede genellikle her yıl yaşandığı şekilde hüküm sürüyordu. Buralarda ilk baharın adı bahardı. Gerçekte, hemen hiç bilinen bahar yaşanmaz; ilkbahar ayları ala serin geçerdi. Ancak mayıs ayının ikinci yarısıyla haziran başıyla birlikte bahar, başlamadan biter, mevsimi yaz olarak sürerdi. O günlerde de yöre tipik  ilkbaharını yaşıyordu. Bir haftadır esen gün doğusu rüzgarı getirdiği sisle kenti neme, rutubetle boğmuş, ara ara serpiştiren yağmur gökyüzünün kül gibi rengini yer yer siyaha çevirmişti. Günlerdir yoğun sisle birlikte göğü kaplayan sis düdüğünün Ada Başı’ndan gelen sesi, bıkkın gönüllere bir başka ağırlık bindiriyordu. Kuşluk vakti kesen rüzgarla gökyüzü kısmen gırıliğinden sıyırsa da, kışı aratmayacak serinlik, çiseleyen yağışla Ada’ya düşüyordu.

                İşte böyle kötü günde denizdeki bu genç sima bu nedenlerden balıkları bile hayrete düşürüyordu.

                Son gelen dalga rüzgarın estiği yöndeki dağınık saçlarını yanaklarına doğru yasladı. Saçların bir kısmı yüzünü yalayıp, yarı kapalı göz kapaklarından öte yana aştı. Belli belirsiz göz kapanmasının dışında hiç tepki vermedi. Buna kendisi de şaşırmıştı. Halbuki denizi ilk gördüğünde…

                ***

               

 

                 

                Altı yıl önceydi. Bin bir hülya ve heyecanla bir türlü geçmek bilmeyen o kurak ve sıcak yaz nihayet bitmiş, yaşamındaki şimdiye dek yapacağı uzun yolculuk günü gelmişti.  Öğretmeninin ‘okutun, okutun bu kızı, okutun’ dediği, ailesinin büyük kızları olan Çocuk beşinci sınıfı bitirme sınavlarını kolaylıkla geçtikten başka Kastamonu’da  yapılan sınavla yatılı öğretmen okulu sınavını da kazanmıştı. Kırk haneli köy tüm yaz Çocuk’un başarısını konuşmuştu. Gerek çeşmeye suya gittiğinde, gerek bahçede, tarlada çalışanlarla karşılaştığında Fadime kadın kızı Çocuk ile ilgili övücü sözleri duyarken gurur duyuyor, ancak kızının yatılı okuyacağı aklına düşünce ruhunda tarifi mümkün olmayan sızı duyuyordu. Köyün yaşlıları, özellikle erkeklerinin eleştirel tavırları baba Mehmet’in yüzüne çok açık söylenmese de; gerek tavırlardan, gerekse topluluğa girdiğinde sözlerin değişmesinden Çocuk’un okuyacak olmasının hoş karşılanmadığını anlatıyordu babaya… Ancak Kayaların Mehmet, kızının köyün ilk öğretmeni olacak olmasının sevinciyle  bu baskılara direniyordu.

Kent merkezlerinde ülkedeki 21 köy enstitüsünden Batı Karadeniz Bölgesinin en büyük öğretmen yetiştiren kurumu ‘Göl Köy, Köy Enstitüsü’ yıllardır Cumhuriyet Türkiye’sine öğretmen yetiştiriyorlardı. 1954 yılında bu okul kapatılarak öğretmen lisesine dönüştürülmüştü. Karma eğitim yapan bu okulda sınırlı sayıda kız öğrenci okuyabiliyordu. Ailesinin ve çevresinin tepkisini bildiğinden yalnızca kızların öğrenim gördüğü ‘Kız Öğretmen Okulunu’ tercih etmişti Çocuk.

Ve bu başarısının sonunda denizi de görecekti. Kitaplarda okuduğu sınırsız suyu... Resimlerden ve kitaplardan çok anlamlandıramadığı denizi….Köylerindeki Aşağı Çay’ı düşünüp betimlemeye,canlandırmaya çalıştığı büyyüük suyu… Denizi! Sinop’a gidip okuyacaktı.

Köydeki tek hasımları Eşe’lerle yıllardır sürdürdükleri husumetin son günlerde yumuşamasıyla babasını daha bir gönül rahatlığıyla köyde bırakıp gidebilecekti Sinop’a, denize…

Çocuğun hedeflediği Deniz ve Sinop

 

Adınız :
E-Mail Adresiniz :
Yorumunuz :
Güvenlik Kodu :    
   
Diğer Tufan BİLGİLİ Yazıları
E-GAZETE