NOT ALMA/YAZI YAZMA !... - Nezih YILDIRIM

Yazdır
Paylaş

Eklenme Tarihi : 17 Kasım 2017, Cuma 10:34:03

Yazımızın başlığı olumsuz bir emir kipi ifade ediyorsa da, maksadım yazı yazma alışkanlığımdaki aşınmayı sizlere anlatabilmek için bu başlığı kullanmış bulunuyorum. Yıllardır kazandığım alışkanlıkla; Hemen her gün iş yerime geldiğimde, elimde bulunan defter veya ajandamı ilk iş olarak açıp 24 saatin özetini not eder, mümkün olduğunca gazete başlıklarından seçtiklerimi günlüğüme kaydeder ve hem bilgi tazeleme hem de yeni bilgiler edinme yöntemi geliştirmiş olduğumu sanırdım.
 NOT ALMA/YAZI YAZMA !...
Bu alışkanlığım yıllarca sürmüştü ve bendeniz bu halimden çokta memnun oluyordum. Ama son birkaç yıldır yoğun çalışmam ve belki de kişisel tembelliğe alıştığımdan, yazı yazma işine ayni gayretle devam edemez oldum. Bu duruma okuma/yazma gerilemesi veya tembellik ne dersek diyelim realite bu. Biraz zorlayarak bu alışkanlığıma geri dönmek istiyorum. Bu düşünceyle de bu haftaki yazımda, kişisel gibi görünen ama hepimizin sırları içinde sır kalmış akraba ilişkilerinden “teğet geçerek” sizleri farklı düşünceye götüreceğim.

 Takvim (28.01.2002) gösteriyordu, mekânı cennet olsun merhum annem vefat etmişti. Asla bir kıyaslama değil ama annemin ölümü (kıyaslama doğru değil) rahmetli babacığımın ölümünden (babama çok düşkün olmama rağmen)  daha ağır gibi gelmişti. Ölüm haftasında ve yoğun duygular yaşadığım bir gecede yataktan kalkarak A4 kâğıdına tam altı sayfalık kardeşler arası ilişkileri anlatan bir yazı yazmıştım.Yazı ‘’Annemin ölümü ve düşündürdükleri’’ başlığını taşıyordu.

 Bu yazıyı yayımlamamış ve kimseyle paylaşmamıştım. Yazı muhteviyatı(içeriği)nı gönlümde  adeta sır gibi saklamıştım. Ama bir gün “dostluğundan emin olduğum” ve ziyaretime gelen bir arkadaşıma bu yazıyı uzattım (başka da kimse okumadı). Arkadaşım yazıyı adeta nefes almadan okudu ve ‘’……kardeşim vallahi hayret, sen bizim evi yazmışsın ya’’ dedi. Bu durum bana iki şeyi öğretti, Birincisi tüm ailelerde ilişkilerin üç aşağı beş yukarı hep aynı olduğunu; İkincisi de yazma/yazabilmenin ve kayıtlı yaşamanın önemli olduğunu.

   Çoğu kez geçmişte yazdığım yazıları ileri tarihlerde, tekrar okuduğumda çok şaşırtıcı ve önemli konular yazdığımı görebiliyorum. Ayrıca gündemde olan bir meseleyi yıllar önce kayda geçmiş olduğumuzu. Bu durumda insan hayatında hep ayni olayların farklı şekilde yeniden yaşandığını ve bu durumu yani olayları önceden görebilme şansını elde ettiğimizi görebiliyoruz. Bir şekilde olayları önceden görebilme ve tedbir alma sonucunda insanın mutlu anlar yaşamasına da sebep olabiliyor.

   Bu yazımızı yazmadan önce notlarıma baktım.Daha önce yazdığım yazının bir kısmını alacak olursak “.. gündeme bakıyor ve rahmetli Turgut Özal’ın Başkanlık sisteminden bahsettiği günleri hatırlıyorum. Başkanlık sisteminin uygulanabilme ihtimali zayıf gibi görünse de bu sistemin bize uyup uymayacağına kafa yorduğumu geçmişte yazdığım notlarımda görebiliyorum. O dönemde başkanlık sistemine bu günkü kadar adaptasyon sağlanabileceğini aklımıza bile getirmediğimizi seziyorum. Çoğu konularda uzak görüşlü olduğumuzu sansakta,  Başkanlık sistemi hakkında ki ilerleyişi ve Cumhurbaşkanlığı Köşkünden “Saraya” taşınacağı durumunu görememişiz olduğumuzu da kabul ediyorum.

 

Çünkü Cumhurbaşkanlığı Köşkünün kapısındaki forslarına kadar sökülüp ‘’bir devrin kapanacağı hiç aklıma gelmemişti. Zira bugünkü gazeteler de “Cumhuriyet Gazetesinde” en büyük punto ile yazılmış  “bir devrin kapandığı” ilan ediliyordu.

Şahsen bir devrin kapandığını düşünmüyorum ama “yeni bir başlangıç” olduğunu kabul ediyorum. Yapılanlarınsa Türkiye’nin ihtiyacı olduğuna inanıyorum.Çünkü Türkiye’nin 10 yıl öncesini düşündüğümüzde “kendini yönetemeyen ve siyasi kararlara direnen ideolojik ve hantal bürokrasiden” başka bir şey hatırlamıyorum.

  Böylesi hantal ve üretmeyen içine kapalı yapı içindeki bir Türkiye yerine üreten ve kendi ayakları üzerinde durabilen;

 Ayrıca tarihi sorumluluk şuurunda “Yeniden Büyük Türkiye ” olabilmenin Başkanlık sisteminden geçtiğine inanıyorum. Bu nedenle ayak direyen hantal bürokrasiden kurtulmanın ve üretmenin yolunun başkanlık sistemiyle açılacağını düşünüyorum. Gerçi başkanlık sisteminde de  “hızlı dikey büyüme ile ayakları yere basmayan, kanun ve mevzuat arkasına sığınan hantal bürokrasiden kalıntılar olabilecektir ama etkileri şimdiki kadar olmayacaktır diyorum.” Demişim.

 Bugün yazımızda not alma ve kayıtlı yaşamanın önemini anlatmaya çalışırken geçmiş yıllara da bir uzanmış olduğumuzu düşünüyor;

 Hoşça kalın diyerek söze nokta koyuyorum!...

 

Adınız :
E-Mail Adresiniz :
Yorumunuz :
Güvenlik Kodu :    
   
Diğer Nezih YILDIRIM Yazıları
E-GAZETE