Okulda İlk Gece (İZDEN SIZAN -21 ) - Tufan BİLGİLİ

Yazdır
Paylaş

Eklenme Tarihi : 31 Temmuz 2018, Salı 11:27:17

Henüz yeni sayılabilecek okulun mozaik merdivenlerinden yanında nöbetçi öğrenci, elinde az önce aldıkları naylon terliklerin de bulunduğu çantayla yürüyen Seher tarif edilemez duygular içindeydi.
Okulda İlk Gece (İZDEN SIZAN -21 )
Şimdi okula kabul edilmiş miydi… Bu yeni, bu büyük binada okuyacaktı ha!... Ailesinden uzak, onların özlemiyle… Burada kiminle dertleşecek…Öğretmen olacak, kendi öğretmeni gibi… Ya okuyamaz atılırsa. Babasının az önce imzaladığı on iki bin liralık taahhütname! Nasıl öderler?!! Tüm varlıklarını satsalar eder mi ki o kadar para! Hastalanırsa kim bakar? Birden çok öğretmeni olacakmış… İsimlerini hatırlayabilir mi? Ya gece yatağına kaçırırsa!

Yanında nöbetçi öğrenci, arkasında babası zemine  indiler. Çocuğa devasa gelen büyüklükteki üç beş kişinin gezindiği yapıda bu tenhalık binayı daha büyük, daha heybetli, daha azametli gösteriyordu. Merdivenlerden indikten sonra sola döndüler. Önlerinde yol gibi uzun görünen sol tarafı sınıf duvarları sağ yanı camdan oluşmuş koridordan Seher’e uzun gelebilecek yürüyüşten sonra koridorun bitiminde nöbetçi öğrenci kapıyı açtı. Dışarı çıktılar. Merdivenlerden inip hemen otuz metre ilerideki binaya yöneldiler. Açık alanda bir an sol yanında denizi fark etti Seher. Dün akşamdan bu yana yaşadığı yeniliklerden, farklılıklara uyum sağlama çabaları ve kayıt ile ilgili telaşeler sırasında unuttuğu Denizi… Ancak yanındaki öğrenciyi takip zorunluluğundan dolayı yine ilgilenemeyecekti onun için muamma olan denizle.

Alt katı yemekhane olan yapının girişinde onları yine bir başka nöbetçi öğrenci karşıladı. İki kat yukarıdaki yatakhaneye çıktıklarında on iki kişilik koğuştaki boş ranzalardan biri. Yatakhanede iki kız. Sorar gözlerle içeri girenlere bakıyorlar. Duvar tarafındaki ranzayı seçti. Daha güvenli olur diye. Bir de alt ranza. Yere yakın. Çelik dolap...Yedi numara. Artık kilidini kendisi alacak.  Çantasını dolaba koydu. Nöbetçi öğrenci kapıdan uzanıp lavaboyu gösterdi. Çıktı. Babasını uğurlaması gerek. Baba Seherin başını okşadı. İçi aktı Seher’in. Vakit akşama döndü. Gitmek zorunda Mehmet Ağa. Ağır ağır iniyorlar yatakhanenin merdivenlerden. Seher babaya yaslanırcasına yanına sokuluyor önce sonra ağlayacak gibi oluyor. Aradaki mesafeyi açıyor. Baba da benzer duygular içinde. Ancak o daha sağlam görünmeli.  Cümle kapısına geldiler konuşmadan. Baba:

-Kızım ben gidiyorum. Allah’a emanet ol!

-…

Seher yanındaki ele uzanıp önce dudaklarına sonra başına götürüyor, gözünde damlalarla… Baba gidiyor okulun kapısı yönünde beton yoldan. Seher farkında olmadan peşinden sekiz on adım atıyor. Yemekhaneye gelen kızları görünce utanıp, hatırlıyor burada kalması gerektiğini. Geri dönüp gizliyor gözündeki yaşları… Bir an fırsatını yakalayıp bir kez daha bakıyor babasının gittiği yöne. Baba dolanmış okulun köşesini. Yok.

Yok… Ağır bir yalnızlık hissi duyuyor. Kol kanat düşüyor. Kendisi de eriyor, eriyor… O da yok olacak.Duvar gibi yüksek Salon tarafındaki tepeye tırmanıp çöküyor. Gözlerindeki yaşlar kurumuş, hareketsiz, kıpırdamadan, hiçbir şey duymadan kala kalıyor. Neden sonra bir anda yanında biten öğretmenin Fikri (Gökdal):

-Kızım, yemek zamanı, demesiyle anlamsız gözlerle öğretmene bakıyor.

-Ben Fizik öğretmeniyim. Haydi gidelim. Çocuk hala  söylenenleri algılayamıyor...Öğretmen eğilip elinden tutup, çocuğu kaldırıyor. Öğretmenin az önce söyledikleri yeni yeri zihninde anlam buluyor. Demin çıktığı rampadan birlikte iniyor, yemekhanenin kapısından giriyorlar. Yemek sırasındaki öğrencilerin yanında öğretmen çocuğu bırakıyor. Seher diğerlerinin yemek kuyruğundaki hareketlerini takip ederek sıranın kendisine geldiğinde yapacaklarını planlıyor.  Kaşık ve çatalı servis tepsisine koyup tepsiyi aşçının önüne sürüyor. Tepsisine üç çeşit yemek konuluyor. Bu kadar yemek onun mu?!Önündekinin tepsisindeki ekmeği görüyor. Onun yok! Dönüp ekmek sepetinden bir parça ekmek koyuyor tepsisine.  Çoğu boş olan yemekhanenin en köşesindeki kimsenin oturmadığı masayı kendisine seçip  oturuyor.Masanın ortasında demirden sürahi ve demirden bardak.  Kaşığı eline alıp sulu yemeğe daldırıyor. Demir kaşık? Köyde hep tahta kaşıkla yerlerdi! Yemek Kuru fasulye. Evet sever. Pilav. Diğeri de… Üzüm hoşafı. Karnı aç. Ancak hiç yiyesi yok. Bu gece ailesinden kimse olmadan yatacak! Mümkün değil. Uyuyamaz! Baba? Gidebildi mi? Yoksa Sabah Kalıkları Gül Palasta mı bu akşamda? Annesi… Kardeşleri… Hatta inekleri! Yemekhanede sesler azalıyor. Etrafına bakıyor. Kendisiyle birlikte iki kişi kalmış. Bir de nöbetçi öğretmen. Fasulyeye kaşık sallıyor. Demir kaşıkla hiç de keyifli değil. Zaten annesininki gibi güzel de değil. Pilav? O da yapış yapış. Hoşaf? Hah! Bu iyi. İki üç kaşık. Yok onu da yiyemeyecek. Şimdi yemekhanede yalnız o var. Zil çaldı. Çıkmak gerek! Ekmeği cebine koyup kalkıyor. Yemek tezgahının önünden geçerken aşçı:

-Kızım tepsini getirsene! Geri dönüp tepsiyi getiriyor. Aşçının gösterdiği gibi yandaki çöp kovasına boşaltıp çıkıyor. Yemekhanenin önündeki çocuklar ‘etüt’den bahsediyor. Etüt!? Biri:

-Herkes sınıfına ! diye bağırıyor.

Sınıf?...   6/C… Çocuklarla okul binasına geçiyor.   6/C’de sekiz kişi var. Hepsi de tedirgin. Yine arkaya oturuyor. Yanındaki duvarda mavi boyalı, demirden tırtıklı bir şey var?! Çocuklar birbirleriyle iletişim kurmaya çalışıyorlar. Birden kayıt sırasında gördüğü Taşovalı Gülendam’ı fark ediyor. Göz göze geliyorlar. Bir tanıdık! O’nu bahçeden yemekhaneye getiren öğretmen giriyor sınıfa. İşte bir tanıdık daha. Öğretmen sınıfa kendisini tanıtıyor. Çocukların hatırlarını soruyor. Yoklama yapıyor. Etütün ders çalışma saati olduğunu, her gün okuldan sonra, akşam yemeğinden önce bir, yemekten sonra bir, bir de sabah olmak üzere üç etüdün olduğunu: Bu gün kitapları olmadığından ders çalışmayacaklarını, bu süre zarfında isteyenin istediğini yapmakta özgür olduğunu söyleyip diğer sınıfa geçiyor.

 Gece yatakhane. Yoklama alınıyor. Yarı boş yatakhane olduğundan daha azametli görünüyor. Dışarısı zifiri karanlık. Pencereler çift cam. Burada da yemekhanedeki mavi boyalı tırtıklı demir duvara çakılı? Yandaki ranzanın üstünde yatmaya hazırlanan Ümmühan’ın (Çetin) dikkatini çekiyor Seher’in kalorifer peteğine bakışı. “Kalorifer”, diyor.”Kışın bizi ısıtacak!”

Seher’in  Seher yorganı başına çekiyor. Baba ne yaptı… Köy… Anne, kardeşler…

Önce yaşlar dökülüyor sicim gibi. Sonra hıçkırık. Duyulmamalı. Dudağını ısırıyor. Yorganın altında cenin vaziyetindeki vücudun titrediği karanlıkta dahi fark ediliyor da… Neredeyse tüm yataklardaki vücutların kafaları yorganların altında olduğundan Seher’in ağladığını kimse fark etmiyor.

 

Adınız :
E-Mail Adresiniz :
Yorumunuz :
Güvenlik Kodu :    
   
Diğer Tufan BİLGİLİ Yazıları
E-GAZETE