OKUMA SEVDASI VE BİR ÇAĞRI - Nezih YILDIRIM

Yazdır
Paylaş

Eklenme Tarihi : 02 Ocak 2017, Pazartesi 15:10:56

Geçmiş kuşakların okuma isteği ile bugün gençlerin okuma isteksizliğini kıyaslayan bir hanım kızımızın duygularından bahsetmek istiyorum. Aşağıda yazılı bulunan metni Sinop Gerze’mizin Sökü köyünden bir kızımız kendisi kaleme almış biz de elimize geçen bu metni dikkatlice okuduk, cümleleri hiç değiştirmeden kızımızın yazdığı gibi siz değerli okuyucularımızla paylaşmak istedik.
OKUMA SEVDASI VE BİR ÇAĞRI
Çünkü günümüzde okuma isteği olmayan değişken  pskoloji sahibi,  eline telefondan başka kitap almak istemeyen bir genç kuşak karşısında bu kızımızın duyguları bendenizi etkilemiş “ Kimisi Bilemez, Kimisi Bulamaz” sözünü de hatırlatarak tüm kırsal kesimlerimizde okuma isteği bulunan gençlerimizin elinden tutulmasının ne kadar önemli olacağını düşünerek özellikle köy öğretmenlerimize bir çağrıda bulunmak istedim. Ve kızımızın yazısı ile sizi baş başa bırakıyorum…

 

Hayatta hiç bir şeyi okuyabilmek kadar çok istemedim. Düşünüyorum da yirmi beş yıl evvelini öyle oyuncağımız yoktu çeşit çeşit defterimizi kalemimizi koyacak cafcaflı çantamız falan da yoktu, siyah bezden dikilmiş tek gözlü torba şeklinde üstünde boynumuza takacak bir ipi olan çantamız vardı.

Bir an evvel okulun kapısından içeri girebilmek için koşarak giderdik. Sessiz kendi halinde bir çocuktum ben öğretmenim çok takılırdı sessizliğime ama hırslıydım da  kimseye de çaktırmazdım bu durumu. Fasulyeden abaküsümüz fındık ağacından sayı çubuklarımız vardı. Fasulyelerle masalarımızın üstünde fiş yazardık. Ali gel, kalem al, Oya okula koş diye yazı tahtasının yanında çivilere bağlanmış ipler iplerin üzerinde kalın beyaz kartona yazılmış fişler asılıydı hatırladığım.

 Teneffüslerde ise okul lojmanının karşısında küçük bir meşe topluluğu vardı, orada meşe kapmaca oynardık. Birde orta sıçan oynardık yılan teveğinden ip yapıp atlardık. Dedim ya sessiz bir çocuktum diye birazda çekingendim zor karışırdım oyun ortamına. Ah o oyun arkadaşlarım kim bilir neredeler şimdi hayat nerelere savurdu onları onlarda hatırlarımı acaba o anları o günleri.

Aksam olup da paydos zili çaldığında baslardım kıvranmaya okumak okulda olmak isterdim. Hep yıl sonu karne tatili geldiğinde günler öncesinden başlardım ağlamaya kimselere hissettirmeden. Ve böyle geçti bes yıl dersler süper notlar pekiyi en yüksek not pekiyi idi o zaman. Babam hep gurur duyardı benimle notlarımı herkese anlatırdı ben kızımı okutacağım hemşire olacak derdi. Ses çıkartmazdım ben ama içten içe avukat olmanın hayalini kurardım hep derken mezun oldum ilk okul bitti. İş artık ciddi ben daha ileriye okumak istiyorum

Babam geri adım attı kız çocuğuyum ya evde işleri kim yapacak işte hayatımın en büyük hayal kırıklığını o zaman yaşadım yıllarca yalvardım ağladım sesimi duyuramadım en yakınımdaki babama hatta anneme bile. Küstüm yıllarca her şeye kırıldım tabii bundan da kimsenin haberi olmadı hepsini kendi içimde yaşadım.

İçimde en büyük ukdedir. okuyamamak hem de hiç bitmeyen bir ukde. Şimdiki zamana bakıyorum tam tersi her şey. Kızım her pazartesi soruyor anneee hafta sonuna kaç gün kaldı diye, sonrada küçücük parmaklarıyla pazartesi beş salı dört diye geri sayım başlıyor okula gitmemek için türlü bahane. Acaba bana okulu çokk sevdiren neydi şimdiki çocuklarımıza sevdirmeyen ne zaman mı şartlar mı? 14.02.2014 Bu yazıyı iki yıl önce yazmıştım notları karıştırırken geçti elime yine paylaşayım dedim hala aynı fikirdeyim .

 Okutulmamış olmanın zorluğunu iş hayatımın her anında yaşıyorum gerek, emek gerekse kazanç olarak kırgınım ama kime kadere mi yoksa sebep olana mı bilmiyorum.(Kezban Türkeri )

Adınız :
E-Mail Adresiniz :
Yorumunuz :
Güvenlik Kodu :    
   
Diğer Nezih YILDIRIM Yazıları
E-GAZETE