RAMAZAN AYINA DAİR DÜŞÜNCELER!... - Nezih YILDIRIM

Yazdır
Paylaş

Eklenme Tarihi : 29 Mayıs 2017, Pazartesi 12:55:55

Müslümanlar için, “başında rahmet, ortasında af, sonunda cehennemden kurtuluş” olan mübarek aya 27 Mayıs 2017 tarihi itibari ile girmiş bulunuyoruz. Bu ay(Ramazan ayı) şanlı peygamberimizin diliyle “ümmetin ayı” olarak da ifade edilmiştir. Hemen hemen Lale devrinden bu yana diğer aylarda olduğu gibi bu mübarek ramazan ayı da “dünya Müslümanlarına “zahirde” rahmet getirmiş gibi görünmemektedir.
RAMAZAN AYINA DAİR DÜŞÜNCELER!...
Özellikle asrımızda Müslümanlar tesbih taneleri gibi dağılmış birbirlerinden kopuk başlarında bulunan ve halklarından uzak yaşayan siyasi otoritelerin (yöneticilerin)baskı ve sindirme yolu ile sömürücü kapitalistlerin sömürü anlayışına boyun eğdirilmiş bunu kabul etmeyenler gerek kendi ülkelerinde ve gerekse yeryüzünde yaşayan Müslümanlar potansiyel suçlular gibi görülmeye başlamıştır.

 

Bu halde emperyalistler tarafından yapılan algı operasyonlarıyla   “ölü Müslüman” daha iyidir anlayışına doğru sürüklenmiştir. Asya da Afrika’da veya tüm İslam coğrafyasında her nerede Müslümanlar yokluk açlık/kıtlık, susuzluk kan ve gözyaşı ve barut kokusu ve de ölüm korkusuna terk edilmişlerdir. Bu durum Suriye de, Irakta Hindistan’da Arabistan adasının genel olarak İslam coğrafyasının tamamında böyledir.

Bu durumu yaşayan mazlumların gözü ve umudu Türkiye’dedir. Bu açıdan bakıldığında Türkiye’nin sorumluluğu çok büyüktür. Bu bakışı gören yöneticilerimiz birkaç yıl önce, Türkiye Diyanet İşleri Başkanlığı tarafında Afrikalı Müslümanlar için “Her evden bir fitre” kampanyası başlatmıştı. Bu tip faaliyetler elbette çok güzel faaliyetler ancak Müslümanların derdine genel bir çare değil

Hâlbuki İslam coğrafyası o kadar zengin kaynaklara sahip ki. Ama  bu coğrafyada yaşayan Müslümanlar hazine üzerinde oturan fakir bekçi durumundalar. İzzet sahibi olması gerekenler de yanlış yönetimler sonucu zillete boyun eğme durumuna düşürülmüşlerdir. Bu durumu bilen emperyalistler Müslümanları kısa orta ve uzun vadeli planlarla sömürmekte Halkı Müslüman olan birçok ülkeyi yönetenlerse kendi geleceklerini veya saltanatları kurtarma derdi ile bu planlara dolaylı da olsa destek sağlamaktadırlar.

Daha dün Suudi Arabistan kralı Selman, ABD’leri Başkanı Trump’la 380 milyar dolarlık “Ortak Stratejik Vizyon anlaşması” imzalamıştır. Debdebeli hayat yaşayan  “dertsiz”  Suudlar, alacakları silahları kime karşı ve ne şekilde kullanacağını bile bilmedikleri halde sırf saltanatlarını korumak için ABD’lerine bir bakıma rüşvet verir gibi anlaşma imzalamışlar ve ne olduğu belli olmayan kılıç oyunu oynatarak ABD’leri başkanını güya kendilerine benzetmeye çalışmışlardır.

Müslümanların dağınıklığından ve /güçsüzlüğünden istifade eden Amerika Başkanı Suudlarla yaptığı anlaşmanın keyfi ile İsrail’e geçmiş İsrail Siyonizm’ine bende sizdenim mesajı vermek için Müslümanları da yok sayarak ağlama duvarına gitmiş başına taktığı  “kıppa” ile Yahudilerinde gönlünü hoş etmeye çalışmıştır.

Yahudileri memnun eden Trump, Filistin Devlet Başkanı Abbas ile de usulen görüşmüş ve Filistinlilerin asıl temsilcisi Hamas yöneticilerine de terörist demiştir. ABD’leri Başkanı Trump’la Suudi Kralı arasında imzalanan anlaşma törenine  sıfatla katıldığını bilmediğimiz Mısırın seçilmiş Cumhurbaşkanını darbe ile deviren ve Mısır  Müslümanlarının demokrasiye erişimini engelleyen darbeci  “Sisi” yi de davet ederek darbeciliğini meşrulaştırma gayretine girilmiştir.

Birde Suudi Arabistan’da başını öretme ihtiyacı hissetmeyen Trump’ın karısı Vatikan’a varınca Vatikan’ın geleneksel kıyafetine bürünmüştür.

Demek ki Müslümanların inancına saygı gösterme ihtiyacını kendinde hissetmemiştir. Bu durum bile emperyalistlerin Müslümanlara bakış açısını ortaya koymaya Müslümanların etkisizliğini anlamaya yetecektir.

Bu durumdan bize ne diyemeyiz. Çünkü bizim tarihten gelen bir sorumluluğumuz bulunmaktadır. Bunu bilen ve bu hususlara tepkisini koyan tarihi sorumluluğunu yerine getirmeye çalışan Sn. Cumhurbaşkanımız emperyalistlerce sevilmemekte ve Mısırda ki darbeciyi meşrulaştırmaya çalışırken, bizim

cumhurbaşkanımıza karşı her türlü entrikayı hoş gören bir tutum içerisinde bulunuyorlar. Avrupa ve Amerika   her faaliyetlerini ” Müslümanları sindirme politikasına dönüştürmeye çalışıyor ve her olayın peşinden “İslam/terör ekseninde ağız dolusu laflar yaparak, “Müslümanları katıl damgasıyla” damgalamaktan çekinmiyorlar.

Birkaç yıl önce Norveç’te meydana gelen  bir Törer olayında önce Müslümanlar suçlanmış sonra katil koyu bir  Hıristiyan çıkınca dillerini  yutmuş ve “adamın dini Hıristiyan olabilir ama bu bir münferit olaydır” demeye başlamışlardı. Böylece teröristin dini tartışma sahneden çıkarıvermişti. Biz Norveç’teki katilin Hıristiyan oluşuna sevinmemiştik ama “Hıristiyanlık” faşizmine üzülmüştük. Biz İslam medeniyetinin Batı medeniyetine öğreticilik yaptığını biliyoruz. Batılıların medeniyet öğretilerini aldıkları “din” mensuplarına karşı bu kadar düşmanlık besleyişlerini anlayamıyoruz.  Ortadoğu veya İslam coğrafyası; Türkiye’nin düşünce mimarlarından biri kabul ettiğimiz “Sezai Karakoç” “Arap’ın mizacı, bilim ve düşünceye yatkın olduğundan İslam medeniyetinin bilim ve düşünce yönünü geliştirmiştir.

 Acem mizacı daha çok İslam’ın sanat ve edebiyat yönünü,

 Türk mizacı da yönetim ve örgütleniş cephesini, sosyal yapı cephesini açmaya yaramıştır. Yoksa bu ırkların eski kültür ve medeniyetleri, İslam’la karşılaşmada ve hesaplaşmada, İslam’la bağdaşacak yanları bütüne katılarak eriyip özüyle kaynaşarak ortadan kaybolmuşlardır.” Der.(Karakoç, Düşünceler I,Kavramlar) Orta doğu/Afrika Müslümanları mübarek ayda bile kan revan ve gözyaşı içinde, barut kokusuyla sindiriliyor, bir kısmı da açlık ve ölüme terk ediliyor. Bunların bana göre nedeni 20.Asrın başlarında İngiliz ve Fransızların uyguladığı projelerle İslam topluluğu bütünlükten tekilliğe doğru ayrıştırılmış olduğundandır. Yine Sezai Karakoç üstadında işaret ettiği “Türk mizacı” nın İslam topluluğunun başında bulunmayışındandır. Bu sebepten İslam milleti ayakları üzerine duramamaktadır. Ve Osmanlı Yıkılalı İslam coğrafyasında yaşayanlar rahat yüzü görmemişlerdir.

 Umulur ki “Türk mizacı da yönetim ve örgütleniş cephesini, sosyal yapı cephesini” yeniden açacak ve  dünya  yeniden rahat nefes alacaktır.

 Mübarek ramazan-ı şerif Müslümanların şuurlanmasına vesile olacak ve dünya yeniden adil ve hür insanlara mutluluk veren nizama kavuşacaktır. Mazlumlarının duası bizimledir. Bize ise daha çok çalışmak ve dost ve düşmanımızı tanımakla tarihi şuur kazanmak düşüyor. Cumhurbaşkanımızın emperyalistler tarafından sevilmeyişinin temelinde de halkıyla bütünleşmesi ve mazlumların ona umut bağlamasındandır..

 Korkuları bizim tarihi şuurla çok çalışıp mazlumların duasını da arkamıza alarak sorumluluğumuzu yerine getirmemizdir..

İslam coğrafyasında yaşanan acıların Müslümanların birleşmesiyle ortadan kalkacağına inanıyor mübarek Ramazan ayının hayırlar getirmesini diliyorum.

Saygılarımla 

Adınız :
E-Mail Adresiniz :
Yorumunuz :
Güvenlik Kodu :    
   
Diğer Nezih YILDIRIM Yazıları
E-GAZETE