Rüzgar Kenti (İZDEN SIZAN -18) - Tufan BİLGİLİ

Yazdır
Paylaş

Eklenme Tarihi : 31 Temmuz 2018, Salı 12:47:43

Pazar yerinden Sakarya caddesine giren Çocuk ve Baba ortası çınar ağaçlarıyla ayrılmış bulvardan etrafı seyrederek ilerlediler. Sinop’un eşiz son baharlarından biri daha yaşanıyordu… Gün kuşluğa doğru tırmanırken, gökte tek bulut yoktu. Bulvarın ortasındaki pek de büyük olmayan fidanların gölgeleri gün batısından ağaçların diplerine doğru kısalmaya başlamış, ağaçlara konmak için alçalıp duran saka kuşları bir türlü cesaret edip ağaçlara konamıyor, caddenin üzerinde alçalıp yükselerek kurşun hızıyla uçuşan kırlangıçların arasından , ağaçları yalayıp tekrar havalanıyordu. Çok yükseklerden turna ve kurbağacı kuşlarının sesleri dikkatli bıldırcıncıların kulaklarından kaçmıyordu.
Rüzgar Kenti (İZDEN SIZAN -18)
Sinop’ta Sonbaharlar eşsizdir. Yarım adada yerleşik olan kenti ana karaya bağlayan kıstak çok dardır. Yani ada da telakki edilebilir. Denizdeki bu kent,  deniz -kara arasındaki ısı farklılıkları nedeniyle ortalama ilk bahar mevsimlerini yaşayamaz. İlkbaharda güneşin kendini göstermesi,  günlerin uzaması havanın ısınmasına yetmez. Geç ısınan deniz sularının serinliği; -Hele o Gün Doğrusu (Doğusu) rüzgarının taşıdığı serinlik; ısı farkından oluşan sis nedeniyle ada şeklindeki kentin ısınmasını mümkün olmaz. Sonuçta, ilkbaharın rehavet veren lezzetini çok yaşatmaz.

Yer yüzünde hemen hiçbir yerleşim yeri sakini ortalama bir Sinoplu kadar rüzgarla ilgilenmez. Kentteki insanların büyük çoğunluğunun sorunudur ’o günün rüzgarını’ bilmek! Rüzgarın nereden estiğini anlamasa bile havanın durumundan hangi rüzgarın estiğini söyleyebilir kahir Sinoplu.  Zaten iki hakim rüzgar Karayel ve Gündoğusu  eser çoğunlukla Sinop’ta… Hava kötüyse sorumlu bellidir. Gün Doğusu!

 Son baharda ise karasal yörelerde soğuk hükmünü sürdürürken geç soğuyan deniz adayı sıcak tutarak yaz sonunun ılık havasını uzun süre sürdürerek keyifli, güzel günler sunar.

Özellikle Eylül. Başlı başına ayrı bir mevsimdir. Tatil için Sinop’a gelenler dönmüş, Sinop sakinlemiş, Sinopluya kalmıştır. Eylül de deniz, plaj keyfi bir başka olur Sinop’un emsalsiz sularında… Eylül ile birlikte meyve yağmuru başlar… İncir, kara kokulu üzüm, elma, armut, kestane,nar, ayva … Sonbaharda Sinop denizleri tüm bereketini insanlara sunar. Balığın en çeşitli, en bol zamanları Son bahardır. Yazın istavrit, mezgit ile sınırlı olan balık hasadına, palamut, yılana göre torik, sarı kanat, lüfer gibi balıklar eklenir. Karada da av bolluğudur bu aylar; bıldırcın, üveyik, sarı asma peşinden çulluk benzeri av kuşları; lüküsle atmacayla, tüfekle  avlanma…

***

Bir de baba kıza tuhaf gelen kadınlardı. Kadınlar caddede erkekler gibi rahat geziyorlar, erkeklerden kaçmıyorlardı.  Dahası yalnız gezen kadınların güveni çevrelerindekilerce de hissediliyordu. Öyle ki erkek ceketi giymiş bir kadın(Pırpır Turan’ın halası Hacile Sönmez) bakkal Lafçı Ahmet’le çatır çatır alacağın malın  fiyatı ile ilgili pazarlık ediyor, diğer insanlar bunu olağan karşılıyorlardı. Kendi memleketlerinde yanlarında erkek olmadan sokağa çıkamayan, çıkanların dahi çarşafsız gezemediği bir zamanda burada; yalnız gezen, erkek ceketi giyen, erkeklerle pazarlık eden kadınlar!...  Hacile tek de değildi. Sinop’ta Hacile’den başka   Abdullah Fidan’ın annesi, bir de Tersanede Firdevs Mete isimli kadın da erkek ceketi giyerdi. Velhasıl tuhaf(!) bir yerdi Sinop. Çocuğun babası bile hayret etmişti.

 

 Caddenin sonunda yolun sağındaki çok katlı yeni binanın altındaki kırtasiyecinin kapısında bir kolu dirsekten kesik, kesik kolu siyah kumaşla sarılı adamı kapının pervazına yaslı caddeyi izlerken gördüler. Okulu ona sordular. Çolak Sami  sağlam eliyle hükümet konağını göstererek:

Soldan da gitseniz, sağdan da gitseniz ulaşırsınız, deyince Çocuk ve babası Hükümet Konağına doğru yürüdüler.  O sırada konağın sağ tarafında birden oluşan kalabalığı görünce farkında olmadan kalabalığa yöneldiler. Kalabalığın çevirdiği çemberden başlarını uzattıklarında yerde bir bisiklet ile ağlayan iki çocuk gördüler. Çocuğun biri yerde dizini tutarak ağlıyor, diğeri yerde cantı eğrilmiş bisikleti kaldırmaya çalışırken ağlıyordu. Onlardan birkaç yaş daha büyük bir çocuk da bisikletliyi avutmaya çalışıyordu.

Hemen hükümet binasına bitişik top sahasında bisiklet kiraya veren Cihat Usta’nın o sabah işi çıktığı için bisikletleri henüz ilk okul birinci sınıfa giden Bülent’te (Oktay) bırakmış, bisiklete binmek için gelen kendisiden üç-dört yaş büyük Şükrü’ye (Akalın) kiralamıştı. Şükrü kum kaplı sahada gezinirken Hükümet Binası tarafına doğru gitmiş, dengesini kaybederek  önce yol kenarında park etmiş  jipin üstüne oradan da yaklaşık bir buçuk metre derinlikte olan yola düşmüştü. Şükrü düşmenin tesiriyle bayılmış, ayıldığında yaraların verdiği acıdan ziyade kan içindeki dizlerini görünce evden yiyeceği zılgıtı da düşünüp oturduğu yerde ağlamaya başlamıştı. Şükrü’ye bisikleti kiralayan Bülent de bisikletin eğilen cantına bakarak amcasından yiyeceği azarı düşünerek ağlıyordu. Bu arada yanlarına  gelen Bülent’in ağabeyi Bahadır (Oktay) da kardeşini sakinleştirmeğe çabalıyordu.  Kısa sürede çevrelerini saran büyüklerden itfaiye Müdürü Nuri (Erdem) çocuğu kaldırdı. İtfaiyeye götürürken   Bahadır,  elinde cantı eğri bisiklet, yanında kardeşi sahaya tırmanıyor, kalabalık da dağılıyordu.

Çocuk ve babası bu defa Hükümet Binası’nın solundan az önce Şükrü’yle  İtfaiyecinin gittiği tarafa , itfaiye yününe gidip ilk aradan sola dönerek  Okullar Caddesi’ne girdiler.  Caddenin sağında, solundaki okulları geride bırakıp yaklaşık beş yüz metre ileride soldaki nizamiye kapısına geldiler. Kapıdaki görevliye durumlarını anlatıp yaklaşık iki buçuk metre yükseklikte kafes telleri ile çevrile bahçenin demir kapısından girip beton kaplı yoldan birbirine yakın beş yeni yapıdan en büyüğüne doğru yürüdüler.

Zeminden girip birinci kattaki idareye gidip kayıt yazan kapıdan girdiler. Baba ellerindeki evrakları görevli memur Türkmen(Atakan’a) verdi. Memur çocuğa baktı ve sordu:

-Adın?

-Seher Yalçınkaya…

Evrakı tamamlayan görevli , babaya on iki bin liralık taahhütname imzalatıp,  ‘Sağlık Raporu” almaları için bir evrak verip hastaneye gönderdi baba kızı.

Öğleden sonra üçte  hemen ondan önce kaydını yaptıran 765 numaralı  Taşova’lı  Gülendam Yanık’ın peşinden onun da  kayıt işlemleri tamamlanmıştı.

1965-1966 Eğitim öğretim yılında Kastamonu İli, Taşköprü İlçesi Alisaray Köyü nüfusuna kayıtlı Mehmet ve Fadime kızı Seher Yalçınkaya 766 numarayla  sınıf 6/C sınıfına kaydını yaptırmış çantası elinde yatakhaneye gitmek üzere merdivenlerden iniyordu.

 

 

 

Adınız :
E-Mail Adresiniz :
Yorumunuz :
Güvenlik Kodu :    
   
Diğer Tufan BİLGİLİ Yazıları
E-GAZETE