Sepetçioğlu(*) (İZDEN SIZAN -7) - Tufan BİLGİLİ

Yazdır
Paylaş

Eklenme Tarihi : 24 Nisan 2018, Salı 10:12:49

Taşköprü’den Hanönü yönüne giden minibüsteki küçük kızın babasının vücuduna yaslı başı kasislerde beşik gibi sallanırken uykusuzluktan, heyecandan, yorgunluktan gözleri kapanıyor, “Yassıl dağlar yassıl, Osman Efem geliyor” türküsünü zihninden geçirirken dudakları yavaştan kıpırdadı, tüm bu günkü sıkıntıları geride bıraktı, kendinden geçti…
 Sepetçioğlu(*)  (İZDEN SIZAN -7)
Dul Güllü’nün kocasını on üç yıl önce askere diye alıp götürmüşlerdi köyden Sipahiler. Dört yıl sonra Şam’dan mı, Musul’dan mı künyesi geldi kocasının. Osman isimli oğlu üçündeydi babası gittiğinde… Yetim Osman’ı anası yokluk yoksulluk içinde büyütüyor, erinden hatıra kalan oğlunu gözünden sakınıyordu. Özellikle devlet görevlileri geldiğinde gizliyor, sözleşmiş gibi komşuları da bu gizi hiç açmıyorlardı.

Güllünün oğlunu devlet görevlilerinden saklamasının nedeni devletin kelle başına her yıl ödediği vergiden hiç olmazsa oğlunu kaçırmaktı.

Padişah, taa Şeyh Bedrettin zamanındaki ataları gibi yoksul Anadolu’yu vergiler ile inletiyor, o zaman ''şalvarı şaltak osmanlı, eğeri kaltak Osmanlı, ekende yoğ, dikende yoğ, yemede ortak Osmanlı' şeklinde türkülere konu olan, gelenek haline gelmiş zulmünü sürdürüyordu .

Dul Güllü yoksul başına kendi vergisini veremezken bir de çocuk için…

Köylüler hem kişi başına vergi verir hem de yaptıkları işe, sanata göre yağ, peynir, pekmez, yün; salma öderlerdi.

 O yıl kelle başına üçer akçe olan vergiyi toplamak için üç sipahinin geldiğini son anda öğrenen Dul Güllü koşarak avluya girdi. Dutun dibinde sepet örmekte olan oğluna durumu anlatıp saklanmasını istedi.   O yıla kadar öşürcülerin geldiği her vakitte saklanan çocuk annesinin dediklerine hiç tepki vermedi.

-Osman’ım saklan kuzum, samanlığa saklan! Diyen anasına; Osman diklenerek:

-Saklandığım yetti artık, bundan sonra saklanmayacağım, diye direndi. Güllü Kadın ne kadar ısrar ettiyse Osman duvar oldu, tepki vermeyip elindeki sepeti örmeyi sürdürdü. Bu arada Öşürcü sipahiler köy muhtarıyla avlu kapısına dayanmışlardı. Dul Güllü çaresiz avlu kapısını açtı. Gelenleri telaş ile buyur eti. Sipahi başı yanındakilerle avluya girince dutun dibinde kedilerini dikkate almadan sepet öreni muhtara göstererek:

-Orada karı gibi sepet ören kimdir? Diye sorunca Dul Güllü:

-Ne günlere kaldık. Osman’ım neden toparlanmıyorsun kuzum, yavrum.

Osman da bilmiyordu neden toplanmadığını. Nihayet elindeki işi bıraktı ayağa kalktı. Sipahi Başı:

-Senin zanaatın sepetçilik mi? Dedi. Başını kaldırıp sipahinin gözlerine baktı Osman. O da Osman’a baktı. Göz göze geldiler. Osman:

-Cık, etti. Dikilip duran, bir türlü sönmeyen başkaldırıyı süzdü Sipahi Başı.

-Kelle başı üç akçe! Yüz sepet de öreceksin Kastamonu Beyine, dedi. Anladın mı? Dul Güllü:

-Yüz sepet, amanın!

-Yüz sepet! Yüz… iyi, iyi.

Dul Güllü inliyor, kıvranıyor, ne dediğini bilmiyordu. Yöre kadınlarına has o alı, yeşili baskın eteklerini sallayarak atlılarla muhtarın etrafından dolaştı. Önlerine gelince sipahi başı:

-Kelle başına üç akçeyi hemen şimdi istiyorum!

Dul güllü çırpınarak eve girdi, dışarı çıktı Çıkınlar arasından dört akçe bulup getirdi.

-İki akçe çıkışmıyor. Dedi, çöktü kaldı iki dizi üstüne.

-İki akçeyi de yüz sepetle birlikte on beş gün sonra tamamlarsınız.

Sipahi başı atının başını gitmek için hamle ederken Osman’ın kendisine dikili gözleriyle yeniden karşılaştı.

-Ulan bu yeni yetme yere göğe bela okuyor, dedi içinden. Efe misin ulan sen! Dedi sonra. Derin bir öfke duydu, bir şey demeden geçip gitmeyi de şanına yedirmedi.

-İki hafta sonra tam yüz sepet istiyorum anladın mı, deyip atının başını çevirdi. Muhtarla yanındaki iki sipahi avludan çıktılar.

 

Neden sonra Dul Güllü ellerini dizlerine bastırıp dayak yemiş gibi ağır ağır kalktı çöktüğü yerden. Sanki gök kararmış yer kurumuştu. Bitkin vücuduyla ağır adımlarla yürüyüp kapadı açık kalan avlu kapısını. Dutun dibinde dikili duran oğlunun yanına gelip umarsızlık içinde ellerini ovuşturarak.

-Yetim yavrum, aksi yavrum! Sen böyle yapacak insan mıydın! Neden dikildin sipahilere, neden?

-Sepetleri örmeye hemen başlasan iyi olur. Haydi çabuk; hayıt, söğüt ne bulursak alıp gelelim. Ben de sana yardım ederim. Gelen belayı başımızdan savıp, def edelim. Ben de sana yardım edeyim elimden geldiği kadar.

Dul Güllü koştu evden iki bıçak, iki ip alıp:

-Haydi kuzum dedi yeniden. Oğlunu kolundan çekmek istedi. Osman kıpırdamadı. Güllü Kadın tekrar çekti. Yine kıpırdamayan Osman’ı bırakıp dereye yollandı. Osman:

-Ana, on beş günde yetişmez o kadar sepet, diyecekti. Sesi çıkmadı giden anasının akasından boş gözlerle baktı. Peşinden gitmeye niyetlendi. Sanki iradesinin dışında bir güç onu bağlamışçasına kıpırdayamadı.

Anasını şimdi daha iyi anlıyordu. Babasını alıp götürenler, her yıl vergilerle yoksulu inletenler şimdi anasının tek dayanağını da götürecekler korkusuydu anasının yüreğini küt küt attıran, el ayak bağlarını çözdüren! Kadersiz yoksul kadın! Gün yüzü görmemiş, görmeyecek kadın. Daha doğarken alın yazısı kötü yazılmış kadın. Ne kötülük yaptın da(tanrı adına konuşanlar öyle diyorlar ya) bu cefayı sana reva görüyor yaradan? Tamam anası ne yaptıysa cezasını çekiyor da Osman ne yaptı ki!?

Peki Osman’ı götürecekler de, Seher ne olacak?!

Sahipsizlik, yoksulluk, ana koruması nedenlerinden çok sessiz çocukluk geçirmişti Osman.

Seher ise teyzesinin kızıydı. Onu sevdiğini anasına bile söylememişti. Ama Seher biliyordu. Söylemeden dinlemeden biliyordu. Kendisini de babası gibi askere alırlarsa, ölüme gönderirlerse, o ne olur geride? Anası? Yüz sepet… Haftada elli…Günde yedi… En küçüğünü en hızlı biçimde en çok iki tane yapabildiği sepetlerden günde yedi, sekiz…

Dul Güllü iki gitti, bir ardına baktı. Bir gitti, iki ardına baktı. Çaya vardı. Daldı derelere, çamurlara. Vurdu, kesti, kırdı. Köye baktı. Gelen yok. Topladı yük yaptı, sırtladı. Osman hala yok. Eve vardı. Oğlunun önüne dikildi. Sarstı onu. Osman’dan ses çıkmadı. Bağırdı, çağırdı,yırtındı. Taşta ses var Osman’da yok! Yemek yemedi su içmedi o akşam Osman.

Ertesi gün sepet başına oturmadı. Öğlen yemedi, ikindi dışarı çıkmadı, akşam konuşmadı. Ertesi gün aynı…

 Dul güllü hocaya gitti. Muhtara gitti. Teyzeye gitti. Osman, aynı.

On beş gün yel gibi geçti, sipahiler geldi. Dul Güllü geçen seferden kalan iki akçeyi bulup buluşturup verdi. Ama sepetler? Değil yüz, elli, on iki. Beşi bile yok.

Sipahi başı bağlattı Osman’ı atlardan birinin ardına. Çeke sürüye götürdüler. Zindana attılar,aç bıraktılar. Kadının karşısına çıkarttılar. Kadı:

-Sen Osmanlı’nın buyruğuna karşı geldin. Beye, Beyliğe başkaldırdın. Yat üç yıl, dedi.

Yıllar geçti. Osman’ın içindeki kin yıllarla büyüdü. Sonunda cezasını çekip zindandan çıktı.

Hançerini aldı. Önce aradı sipahi başını buldu, canını aldı. Fırsatını kollayıp Beyi öldürdü. Yaptığına kendi de şaştı. Şimdi sıra padişaha gelmişti. İstanbul’a gidip kötülüğü kaynağından kurutacak, yoksulları vergiden insanların yoksulluktan kurtaracaktı.

Bilmediği Osmanlı’da oyunun(!) çok olduğuydu…

Peşin düştüler. Çembere aldılar. Çemberi yardı kurtuldu. Dağlarda yaşamaya başladı. Ancak Beyin adamları anasına, teyzesine cefa ediyorlardı. Gitti köyden onları çekip aldı. Yanında dağlara götürdü. Köylüler onlara yiyecek, silah yardımı yapıyor, beyin adamlarından saklıyorlardı. Osman da yoksulları koruyor, zalimden alıp fakire dağıtıyor sevgisini, ününü gün geçtikçe artırıyordu.  Pehlivan yapılı, alçak gönüllü, saz çalar türkü söyler, kalkar oynar bir delikanlı olmuştu. Bu durum Kastamonu Bey’ini daha çok rahatsız ediyor. Peşine daha çok adam göndermesine neden oluyordu. Çok geçmeden zaptiyeler tarafından çembere alındı, Osmanlı’nın en bilinen oyununa,  pusuya düşürüldü. Osman, anası, sevgilisi Seher  ile teyzesi öldürüldü.

Ancak halk türküsünü yakıp Bey’e baş kaldıran Osman’ı anarak türküsünü çığırıyor, oynayanlar Osman’ın dağlarda pusulardan sıyrıldığı gibi, yel gibi uçuyor, arada diz çöküp toprağa diz vuruyor:

Sepetçi’oğlu bir ananın kuzusu

Hiç gitmiyor kollarımın sızısı

Böyle imiş alnımızın yazısı

Yassıl dağlar yassıl Osman Efem geliyor

 

Seslen Sepetçi’oğlum efece seslen

Laleli sümbüllü dağlara yaslan

Analar doğurmaz senin gibi aslan

Yassıl dağlar yassıl Osman Efem geliyor

 

Kalk gidelim Kışla önü aşağı

Salıvermiş ince belden kuşağı

Yaman olur Kastamonu uşağı

Yassıl dağlar yassıl Osman Efem geliyor

 

Diye, yıllardır O’nun ağıdını yakıyorlardı.

Sepetçioğlu oynayan Kastamonulular

 

(*)F. Baykurt’un aynı isimli öyküsünden uyarlanmıştır.

 

Adınız :
E-Mail Adresiniz :
Yorumunuz :
Güvenlik Kodu :    
   
Diğer Tufan BİLGİLİ Yazıları
E-GAZETE