Seyit Bilal Yolu (İZDEN SIZAN -28) - Nezih YILDIRIM

Yazdır
Paylaş

Eklenme Tarihi : 25 Eylül 2018, Salı 10:24:05

Yine bir Sinop baharı daha yaşıyorlardı. Bu kaçıncısıydı ki?... Artık tüm emsalleri gibi çocukluktan ergenliğe, genç kızlığa geçiyordu … Damarlarındaki kan epeydir deli deli akıyor, yürekleri ne tutkulu günahlarla cebelleşiyor; güçsüzlüğün ve çaresizliğin zoruyla yüreklerdeki mahrem yerde fırsatını bulduğu an koparacak biçimde,birikip zincirleniyordu.
Seyit Bilal Yolu (İZDEN SIZAN -28)
Çukurbağı Deresi’ndeki bülbüllerin aşk nağmeleri, okulun bahçedeki kurumuş eşek dikenlerine sürüler halinde konup, kalkan  sarı, siyah,kırmızı, krem renkleri ile sarmalanmış saka kuşlarının billur seslerine karışıyor; yamaçlardaki kavruk ekinlerin içinde kızaran gelinciklerin kızıllığı orta yaş üzeri hocaların dahi kanını hızlandırırken: Bu iklimde kol kola guruplar halinde bahçede gezinip ders çalışan kızların baharın sarhoş edici etkisiyle tüm bildiklerini de unutup ayaklarının yerden kesilmediğini düşünmek en katı, duyarsız idarecinin dahi bilebileceği olasılıktı.

 

Yine de Başta Eğitim Şefi Şahbenderoğlu olmak üzere bazı idareci ve öğretmenler çocukların doğuştan getirdikleri sevme sevilme ihtiyaçlarını yok sayıyor,hayallerine bile zincir vurmaya varan baskılara maruz bırakıyordu. Vakitli, vakitsiz ansızın bir anons “Tüm öğrenciler dolap başına! Dolap araması yapılacak!” Aradıkları?!...

.

??? Belki bir mektup! Bir  aşk şiiri. Son zamanlarda sosyal içerikli kitap!

 En fazla da mektup. Ne mi olacak mektuptan?

“Ya oğlanlarla mektuplaşıyorsalar!”

Veya başka bir şey yakalasalar da üstünlüklerini kanıtlasalar.

Ya da arama yetkilerinin olduğunu göstererek ruhlarının zayıf yönlerinin tatmin etseler…

Hiç yakışıyor muydu, koca okullar bitirmiş yaşanı başını almış yetişkinlere…

Nasıl çirkin tutumdu bu!

O zaman “ Nazilli basmaları, Nazilli’de dokunur.” Mektup yazma sevdiğim idarede okunur” Diye mani ile hem insanca hem zekice protesto ederlerdi onlar da…

 

Oğlanlardan gelen mektup öyle mi?! Değil oğlan, erkek sinekten söz etmeği yasaklayacaklardı ellerinden gelse… Bu gençlere yaşattıkları katı tutum, yasak ve yasağın getirdiği açlık sebebiyle, gençlerin karşı cinsi tanımadan ilk tanıştıkları erkekle evlenip, bilinmeze sürükleneceklerini düşünemeyecek kadar kaba, bağnaz yöneticiler...

 

Ancak tabiat kanunu işliyor gençlerin kanları tüm yasaklara rağmen deli deli akıyordu. Yıldız Tezcan’ın meşhur ettiği “ Bir Aşk İçin Ölünür mü “  şarkısı kızların diline dolanmış, şarkının bu nakaratına gelindiğinde ‘ölünür!’, ‘ölünür’ söylemi moda olmuştu.

 

Sinop Kız Öğretmen Okulu öğrencilerinin dillerine pelesek ettiği nakarat iki aydır Seher’in içini daha farklı acıtıyor,  artık okul bahçesini çeviren tellere daha bir düşman bakıyor, okulun nizamiye kapısını; kapana düşmüş dişi kurdun özgürlüğünü tıkayan bir tıkaç olarak görüyordu.

 

Hikaye okul kızlarının önünden her geçtiklerinde değişik duygular yaşadıkları Erkek Sanat Okulunun önünde başlamıştı. O gün arkadaşı Gülşen(Karakaş) ile çarşıya gitmek için zorunlu geçtikleri Erkek Sanat Okulu önüne geldiklerinde okulun bahçesinden yolu gözleyen iki öğrenciden birinin belli belirsiz kendilerine laf attığını fark ettiler. Gülşen mahçup, mazlum tavrı ile önüne daha dikkatli bakarak adımlarını hızlandırırken, Seher dominant, dik başlı tavrını takınıp meydan okurcasına oğlanlara döndü.  Bu arada çocuklardan birinin diğerini neredeyse azarlar gibi tavrını görüp yumuşadı. Ancak arkadaşını azarlayan çocuğun kendine bakışı….

Bir anlık göz göze gelişlerinde içinde bir şeylerin koptuğunu, görülmez bir el tarafından kendi etrafında döndürülerek sersem edildiğini sandı. Başı döndü, ayakları dolaştı bir adım önünde yürümekte olan Gülşen’in kolundan tutamasa düşecekti. Güçlükle yollarına devam edebildiler. Ancak Seher Ramazan’ın arkasından baktığından emindi. Bir saat sonra okula dönüşte de itfaiye aralığından nizamiyeye kadar “Ramazan’ın” takibi Seherin içindeki alevin köz olup yüreğine oturmasında çok büyük etken olacaktı. O günden sonra, o güne dek Seher’e güven veren Kız Öğretmen Lisesinin bahçesini çeviren telleri artık  Seher’in düşmanı olmuştu. Mezarlık Yolu’ndan içeriye vuran aynanın şavkının önündeki o engel, o kahrolası teller! O günün gecesinde sonraki gecelerde hayalini  ailesi ve Alisaray Köyü’nün yanında ‘lolita’sı, Ramazan da süsler olacaktı.

 

O hafta sonu Sinop’un Tekke’siydi. Öğretmen okulunun nizamiyesinin yanından geçen Radar Yolu’nun üzerinde Seyit Bilal Camiinin çevresinde kurulan Tekke Sinop’lular, özellikle köylüler için Hıdırellez şenliklerinden başka sevenlerin birbirlerini rahatça görmeleri, buluşup kaçıp evlenmelerinin gelenek olduğu farklı bir şenlikti.

Şimdi özgür olmak vardı anasına satayım. Sabahtan beri öbek öbek Seyit Bilal’e akan satıcılardan sonra eş, dost, çoluk çocuk pür neşe seyit Bilal’e yollananlar arasında Lolitası Ramazanla gidebilmek…. O rampa sayılacak yolu uçarak çıkabilmek… Ne güzel olurdu! Öyle ki Seyit Bilal Yolunun yürek yakan acılı öyküsünü bile unuttururdu o mutluluk….

 

***
(*) Sinop Kastamonu'nun sancağıdır. 1890’larda Kastamonu valisi Abdurrahman Paşa, Sinop mutasarrıfının hakkındaki söylentilerden çekinerek İstanbul'a gitmesi üzerine mutasarrıf vekilliği ile görevlendirilen Ebubekir Hazım Tepeyran (1864-1947) ilk denetimine Sinop zindanlarından başlar.

İlk işi Kale zindanlarına ziyaret etmek olur. Kale zindanları ile diğer yeğenleri gezerken yanında ilin sağlık müfettişi de vardır. Yüksekteki küçük ve tek penceresi taşlarla kapatılmış olan beşinci koğuşun önüne gelince, , yani (İstanbul’da olan )mutasarrıfın Rize tarafından getirterek  cezaevi müdürü olarak görevlendirdiği herifin beti benzi atarak:

- Bu koğuşta kimse yoktur, der. Bu sözü Zindan içinden gelen:

-Vardır efendim var, sözü yalanlar.

Anahtarı Taşıyan gardiyan elleri titreyerek kapıyı açar. Tahammül edilmez bir koku ile karşılaşırlar . Mutasarrıf vekili pencereyi açtırır. Güneş ışığı duvar dibinde inleyen hükümlüyü gösterir. Zavallı rutubetten çürümüş bir hasıra yan yatmış, sayı sesi ile durmadan “Vardır efendim, var “ diye mırıldanarak boynundaki ve topuklarındaki zincirleri şakırdar atmaya çalışır. Sağ bacağı ise hiç kımıldamamaktadır.

Zincirleri derhal çıkartılarak dışarıya taşınan hükümlü:

- Oh dünya varmış, hava varmış, güneş varmış, diye durmadan kamaşan gözleriyle etrafına ve mutasarrıfa bakarak:

-Hızır mısın nesin? Gözlerime inanamıyorum, der.

Zavallının kangren olduğu Anlaşılan bacağı hekimlerin lüzum görülmesi üzerine Memleket Hastanesi'ne kesilmişti.

Bu hükümlüye böyle zalimce işkence yapılması mutasarrıfı emriyle olmuş. Mutasarrıf çıkar sağlamak amacıyla Sinop halkından üçer kuruş toplayarak kasabanın Seyit Bilal Türbesi’ne yol yaptırmıştır. Yolun yapımı cezaevi hükümlülerinden bir pehlivana verilmiş. Bu zavallı hükümlü de yolun bir kısmını yapmayı üzerine almış. Yaptığı işe karşılık kendisine diğer çalışan hükümlere olduğu gibi yalnız bir tütün parası vermişler. O da bu paranın azlığından mutasarrıfa başvuracak olmuş. Adamcağız sorgusuz sualsiz hemen zindana atmışlar.

İşte teftiş için gelen mutasarrıf vekilinin önünde yatan tek bacaklı, kemik yığını, bu pehlivandır.

Mutasarrıf vekili Sincan'a Teftiş için girer girmez bir kayıkla kaçan cezaevi müdürünü yakalamaları için Trabzon ve Rize Mutarassıflığına telgraf ve bilgi verildiği halde yakalatmak mümkün olmamıştı.

(*) Berin Taşan-…Sinop Zindanları

 

Adınız :
E-Mail Adresiniz :
Yorumunuz :
Güvenlik Kodu :    
   
Diğer Nezih YILDIRIM Yazıları
E-GAZETE