SİNOP DESTANINI BİLENİNİZ VAR MI? - TUFAN BİLGİLİ

Yazdır
Paylaş

Eklenme Tarihi : 04 Şubat 2019, Pazartesi 14:01:24

....
SİNOP DESTANINI BİLENİNİZ VAR MI?
Hepiniz ‘destan’ı bilirsiniz.

Halk ozanlarının yazdığı, tarihi olayları süsleyip günümüze kadar taşıyan destanları..

Çoğunluğu sözlü olan, yazılısı az olan destanları.

Toplumların önemli olaylarını, kültürünü, acılarını, sevinçlerini, bayramlarını anlatan destanları…

Toplumların geçmişleri hakkında en önemli ip uçlarını yakalayabileceğimiz destanları.

Özellikle bizim ( yazıyla ilişkisi az olan toplumumuzun) çoğunluğu sözlü olan destanlarımızı…

Peki…

Sinop ile ilgili bildiğiniz destan var mı?

Ne yani, insanlık tarihinin en eski yerleşim yerinden olan Sinop ile ilgili destan bilmiyor musunuz?

Ciddi olamazsınız!

!!!

Korkmayın canım. O kadar da kötü değil. Bir çok tarihçi dahi bilmez.

Yazmak ultra lüks olunca bu sonucu doğal kabul etmek gerekiyor normal olarak.

Ancak ben sizi bir tanesiyle tanıştıracağım şimdi.

Hem de, taa üç bin yıl öncesi Sinop’unu anlatan bir destan.

Sinop kültürünü yaşatmak için önemli çabaları olan, Sinop aşığı bir Sinoplunun yazdığı destan.

Hem -Diyojen’in kalpazan olduğu gibi-doğru bilinen yanlışları düzelten, hem İsa’dan önceki antik Sinop’un tarihi figürlerini anlatan, hem o zamanın Sinop kültürü ile ilgili birçok ayrıntı veren ve hala Sinop’umuzun önemli kültür öğesi olan lakerda’nın yapılışını anlatan bir destan…

Hem de günümüzde yaşayan, içimizden birinin yazdığı destan…

Kim mi?!

 Sinop Kültür ve Turizm derneği yönetim Kurulu üyesi Cemalettin Kaya.

O, Sinop tarihi birikimiyle, o güzel anlatımını birleştirip, bir dönemin Sinop’unun tarihi figürlerini, olgu ve olaylarını destan havasıyla kağıda dökerek çok önemli bir derleme gerçekleştirmiş…

O zaman, buyurun antik Sinop destanına…

***

EPİFANİ(1)

Korinth kenti liman varoşlarında sabah güneşinin vurması ile bizler için dayanılmaz kokuların yükseldiği boş salamura pithosunun(2) içinde uyanan Diogene’nin ise keyfi yerindeydi.

Nasıl keyifli olmasın, daha dün Sinope'den gelen tuzlu balık pithosunda memleket havasını soluyarak geçirdiği mutlu bir gecenin ilk sabahında yanında sallabaş ve yalakaları ile gelen ukala  İskender'e hayatının dersini vermişti.

Sokrates'i dinlerken karşılaştığı Makedonya'dan gelen birbirinin benzeri bu afili gençlerden oldum olası hiç hoşlanmamıştı.

Neyse, memleket havalarının kokusu, onu geçmiş günlere götürdü ve hayallere daldı  gitti; bolluk içinde geçen balık sezonu boyunca yakaladıkları en yağlı ve iri torikleri, deniz kıyısındaki barakalarda Sinope’liler bir kat tuz bir kat balık olmak üzere harıl harıl  pithoslara doldururken, onları dünyanın dört bir yanına götürecek gemiler limanda yer kapmış bekliyorlardı.

Limanın eteklerinde bulunan yüze yakın amphora  (3) fırınlarından yükselen dumanlar açıktaki gemilerin üzerinden süzülürken, limana inen yollarda  fırınlarda pişirilen pithosları taşıyan arabalardan çıkan gacurtular iskeleye yaslanan gemilerin gucurtasına karışıyordu.

Denizden işte böyle bir zenginlik geliyordu ve bu zenginlik eninde sonunda babası Hicesius'la birlikte çalıştırdığı sarraf dükkanında birikiyordu.

Babası aynı zamanda Sinope Demokrasisinin  mali işlerden sorumlu Meclis Üyesi olarak görev yapmaktaydı, sarraflık mesleği gereği paranın uzmanı olarak Sinope Kent paralarının yazı yüzündeki Kartal ve Yunus figürlerinin yaratıcısı olarak Antik Çağın ünlü sanatçılarındandı.

Sanatçı olurdu da özgür ruhlu olmaması mümkün müydü? Paranın tura yüzündeki Ay Tanrıçası Sinope'nin dokunulmaz figüründe bile değişikler yapmaya cesaret etmiş, her bir para darbında tanrıçanın saçını, küpesini ve kolyesini moda olsun diye değiştirmenin bedelini meclis üyelerine bol keseden rüşvet dağıtarak ödemiş, dışlanmaktan zor kurtulmuştu.

Babası böyle olan adamın oğlu ise ondan aşağı kalır mı?

Kent Meclisinde sert geçen tartışmalardan dönen baba, bütün gece Kapadokya Tiranı Ariarates'in Sinope Demokrasisine baskı yaparak çok sevdiği Sinope Lakerdası’nın fiyatının indirilmesini ve ödemelerini de kendisinin belirlediği fahiş fiyatlı tuz ile yapmak istiyordu.

Bütün bunları kabul etmekte zorlanan meclise, Hicesius'un  çuvallardaki tuzların kumla karıştırıldığını ve elendiğinde yarı yarıya miktarlarının eksik olduğunu söylemesi ile ortalık iyice karışmıştı. Uzun tartışmalardan sonra her zor işte olduğu gibi bunda da Meclis, Hicesius'u tam yetkili olarak görevlendirmişti.

Sinope panoramasına hakim Karapi'nin güneye bakan en yüksek tepesindeki villanın yunus yağı  yakan tüm kandillerinin sabaha kadar yandığına o gece, güvertedeki yumurtaların bile yuvarlanmadığı kadar sakin denizde uyuyan gemiler de şahitti.

Kandillerin yandığına şahit olan uzaktaki gözler gibi yakındaki kulaklar da tüm gece keskilerin tepesine hınçla inen çekiç seslerine şahit oldu.

Korinth'teki bu sabah güneşinden daha parlak hatta o uzun ömrü boyunca gördüğü en parlak o güneş  deniz üzerinden Sinope'ye doğru yükselirken, Diogenes elindeki Kapodokya paraların hiç birinde Kral Ariaratesin yüzünü tanımak mümkün olmadı, tüm gece baba ve oğul tanrıların yardımı ile iyi iş çıkarmışlardı.

Devam edecek…

(1) EPİFAMİ :Bir dialog, ya da bir rüyanın, yaşamın genel bağlamı içerisinde çok küçük bir anlamı olmasına karşın birey üzerinde bıraktığı anlık aydınlanma etkisi

(2)Pithos: Antik Çağ'da genelde şarap ve zeytinyağı gibi sıvı ürünlerle kuru tarım ürünlerini depolamakta kullanılan büyük çapta küplerin adı. Ayrıca bu dev pithoslar içine ölü konulduğunda, derin çukurlara yerleştirilerek mezar görevi görüyordu.

(3)Amphora   Amfora, gövdesinden daha ince olan boyun kısmının altında dibe doğru daralarak sonlanan iki kulplu, antik dönemlere özgü bir çeşit Yunan çömleğidir.

Adınız :
E-Mail Adresiniz :
Yorumunuz :
Güvenlik Kodu :    
   
Diğer TUFAN BİLGİLİ Yazıları
E-GAZETE