SİNOPE’NİN GÖZ YAŞLARI(2) (Dünden devam) - TUFAN BİLGİLİ

Yazdır
Paylaş

Eklenme Tarihi : 25 Temmuz 2019, Perşembe 15:14:29

SİNOPE’NİN GÖZ YAŞLARI(2)  (Dünden devam)
 

 

Evet, gerçekten de güzeller güzeli Sinope’nin maddesel bir yansıması Sinop. Adını aldığı rivayet edilen, o tanrıça kadar güzel. Ve bağrından çıkardığı Diojen kadar filozof. Bir o kadar da kültür, hoşgörü, ve güzel yaşam şehri. Bula,bula Sinop’u mu buldular nükleer santral kurmak için” diyesi geliyor insanın. Yanlış anlaşılmasın, ben Sinop’a kurulmasın da nereye kurulursa kurulsun demiyorum asla. Hiçbir yere kurulmamalı ama, illa da kurulacaksa; kurulamayacağı tek yer Sinop…

Öncelikle nükleer santraller neden hiçbir yere kurulmamalı? Çünkü, nükleer santraller artık terk edilen ve dünya’nın hiçbir yerine kurulmaması gereken enerji kaynakları. Güvenli olmadıkları, son yıllardaki kazalarla kanıtlandığı gibi nükleer artıklarının ne olacağı dünya için büyük problem. Zaten füzyon (fusion) enerjisi ve hidrojen enerjisi çok yakın gelecekte bunun yerini alacak…Ben bir fizikçi değilim ama 2 yıl kadar fizik mühendisliği okumuşluğum var. Ayrıca çoğalan evrimler yasası da var.

Daha önce de yazmıştım; “Çoğalan Evrimler Yasası “na göre, artık hayal bile edemeyeceğimiz, hatta bilim-kurgu filmlerde bile göremeyeceğimiz bilimsel keşiflerin, çok yakında gerçekleşmesi kaçınılmaz. Bu yasa kısaca, bilgi çoğaldıkça, çoğalan bilgiden yeni bilgiler üretmenin çok daha kolay ve kısa sürede olmasını öngörür. Ateşin, tekerleğin, telefonun, elektriğin, v.b. bulunması bilgi azlığından milyonlarca yılı bulmuşken, bundan sonraki radyo, televizyon, bilgisayar gibi buluşların olması onlu-yüzlü yılları bulmuştur. Günümüzde ise, bu zaman aralığı birkaç yıllık periyotlara düşmüştür. Çok yakın gelecekte günlere ve haftalara düşecektir. Çok uzağa gitmeden, şu son on yıldaki inanılmaz teknolojik gelişimi değerlendirirseniz, ne demek istediğim çok daha iyi anlaşılacaktır. Dolayısıyla, fizikçilerin bir kısmı füzyon enerjisi ile ilgili bilimsel ve teknolojik sorunların bu yüzyılın ortalarında veya biraz daha geç çözüleceğini söylese de, Cern’deki araştırmaların geldiği nokta ve 5-10 yıl sonraki bilgi ve teknolojik birikimin geleceği devasa nokta, bu sürecin çok daha kısa olacağını göstermektedir.

Zaten, tüm dünya hızla nükleer santrallerden uzaklaşıyorsa; emin olmalıyız ki, yerine konulacak enerji kaynağı hazır olmak üzeredir. Füzyon enerjisi, kısaca iki atom çekirdeğinin birleşmesinden, ortaya çok büyük miktarda enerji çıkması esasına dayanır. Zaten güneş ve diğer büyük yıldızların enerjisi de böyle ortaya çıkmaktadır. En önemli avantajları; verimliliği, radyasyon riski olmaması, nükleer artık olmaması, silah endüstrisinde kullanılamaması, kesinlikle hava ve çevre kirliliğine yol açmaması ve çok ekonomik olmasıdır. Yakıt olarak döteryum kullanılmaktadır. Döteryum hidrojenin bir izotopudur ve çok küçük miktarlarda kullanılarak, aklımızın alamayacağı kadar çok enerji üretmek mümkündür. Bu yazıda bu konuyla ilgili bilimsel ve teknolojik zorluklara değinmeyeceğim Ayrıca, bunların yakın bir gelecekte çözüleceğine inancım da tam. Keza, aynı şeyleri hidrojen enerjisi için de söyleyebiliriz.

Peki, bu yakın geleceğe kadar olan enerji açığını nasıl kapatmalıyız? Onun da cevabı basit. Temiz enerji kaynağı dediğimiz, rüzgar, güneş v.b enerji kaynaklarını kullanmada Türkiye henüz emekleme döneminde bile değil ve bu yakın geleceğe kadar bize yeterli.

Gelelim diğer konuya, illa ki yapılacaksa da neden Sinop’a yapılmamalı? Çünkü, Sinop Karadeniz

kıyılarında, Akdeniz ve Ege coğrafyasının benzeri dantel işlemeli fiyortlara sahip tek yer.

Ayrıca dünyada eşine çok ender rastlanılabilecek Sarıkum Tabiat Parkı gibi yerlere sahip. Suya tutunan şehir Sinop!..Adeta Anadolu yarımadasının suyun içinde unuttuğu küçük bir parçası sanki. Sadece 100-150 metrelik minnacık bir kara parçasıyla bağlı ana kütleye. Bu parça bir kopsa sulara gömülecek gibi, ya da yüzerek okyanuslara açılacak gibi duruyor. O yüzden “yüzen şehir” de diyorlar. Bu yüzyılın en büyük küresel sorunu olacağı tahmin edilen, global ısınmayı göz önüne aldığımızda, turizmin kuzeye kayacağını öngörebiliriz.

Ve, Türkiye için kuzeydeki en büyük cazibe merkezi; bulunmaz coğrafi güzellikleri, tarihi, kültürü, bitki örtüsünün çeşitliliği, turizme yatkın halkı ile Sinop. Sinop’un özelliklerini bu yazıya sığdırmak mümkün olamayacağı için bu kadarıyla geçiştiriyorum.

Türkiye, buraya nükleer santral planlayarak ayağına kurşun sıkıyor. Gelecekteki en büyük ekonomik gelirinden oluyor.Yani olay sadece Sinope’nin bekareti değil; aynı zamanda güzelliğinden ve bekaretinden kaynaklanan bereketi de!...

Ayrıca, demokrasilerde seçilen yönetimlerin, bir yörenin kaderi hakkında, bir iki kişinin ağzına bakarak karar vermesi hangi kitapta yazıyor? O yöreye yaşamlarını adamış, oranın bütün çilesini çekmiş insanlarının söz hakkı nerede? Aynı şey Türkiye’nin geneli için de geçerli. Hem, çok yakın gelecekte terk edilecek bir teknoloji için 25’er milyar dolar gibi ağır paralar ödeyeceksiniz, hem de halkın ekonomik geleceğini, ve de ekolojik geleceğini büyük tehlikeye atacaksınız. Size dur diyene de, her türlü eziyeti reva göreceksiniz.

Geçmişte, Türkiye nasıl bir renksiz televizyon çöplüğü olmuşsa, şimdi de bir nükleer çöplük yapılmak istenmektedir. Geçmişte yaşanılan bu olay, öylesine örtüşüyor ki bugünkü durumla. Gelişmiş ülkeler renkli televizyona geçme aşamasında iken, renksiz televizyon teknolojisini ve stoktaki eski televizyonlarını bizim gibi ülkelere pazarladılar. Sadece 3-5 yılda, biz de renkli televizyon teknolojisine geçtik ve ülke fahiş fiyatla satın alınmış renksiz televizyon çöplüğüne döndü. Şimdi de, terk edilmek üzere olan nükleer teknoloji fahiş fiyatla ülkeye sokuluyor. Ama bu defa göreceğimiz zarar, sadece ekonomik değil… Geleceğimizin çevre şartları ve ekolojik dengesi de mahvedilmek üzere ve zarar geri dönüşümsüz olacak…

Böyle bir şımarıklık, demokrasilerde olamaz. Olsa, olsa ancak diktatörlüklerde olur. Ama büyük çoğunluğu okumayan, düşünmeyen; gururlarını okşayan birkaç beylik sloganla, tüm hayatlarını bir şeylere adayan halkımla oluyor maalesef. Bir de benim gibilere, gelişim karşıtı, bunlar her şeye muhalif gibi cahilce damgalar vurmazlar mı!..

Hayır kardeşim, bizim gibiler sizin aklınızın alamayacağı kadar gelişime açık ve bilim sevdalısı. Ama aynı zamanda Sinope gibi güzelliklere de aşık ve onlar için canı pahasına savaşacak cesarette. Ve de, bilginin ve düşüncenin gücüyle, ekolojik dengeleri bozmadan, çevreye hiçbir zarar vermeden, refah ve gelişimi nasıl arttıracağının da farkında…Kısaca demem odur ki, “Sinope gibi güzellere tecavüz etmeden de, cinsel deneyimler yaşamak mümkündür cancağızım”.

Ahh Sinope!.. Ağla güzeller güzeli, sadece ruhunun yarattığı bu cennet şehir için değil; bizim derin mutsuzluğumuz için de ağla.

Biz senin bekaretin için savaşırken, kendi tecavüzcülerini yaratan halkım için de ağla.

 Biz gelecek nesillerimiz için her şeyin farkında olmaya, her şeyi bilmeye çalışırken, günlük küçük menfaatlerinin peşinde koşan, kendini mistik bir kafese hapsetmiş ve o kafeste kuldan tanrılar yaratan halkım için de ağla.

Yarattığı tanrıların, çocuklarının ve torunlarının yaşayacağı dünyayı mahvetmesini keyifle seyreden halkıma dök gözyaşlarını. Senin gözyaşların bize gerekli değil, biz seni ağlatmamak için didinip dururken, susuzluğunu senin gözyaşlarından gidermeye çalışan halkım için bir daha ağla!..

 Ağla ki, gözyaşlarının oluşturduğu pınarlardan içsinler sularını ve senin gözyaşlarındaki bilgelik ve güzellik damarlarında dolaşsın; ulaşsın beyinlerindeki sinir hücrelerine. Ve böylece, belki onlar da aydınlık bir dünyaya uyansın!..

 

Adınız :
E-Mail Adresiniz :
Yorumunuz :
Güvenlik Kodu :    
   
Diğer TUFAN BİLGİLİ Yazıları
E-GAZETE