Şok (İzden sızan 58) - TUFAN BİLGİLİ

Yazdır
Paylaş

Eklenme Tarihi : 02 Nisan 2019, Salı 13:15:56

Şok (İzden sızan 58)
5 Mart 1971 günü Türkiye hiç alışık olmadığı bir eylemle sarsıldı. Amerikalı 4 asker Ankara'da Türk Halk Kurtuluş Ordusu (THKO ) militanlarınca kaçırıldı. Örgüt, gazetelere gönderdiği bildirisinde kaçırma esnasında yakalanan bir arkadaşlarının bırakılmasını ve kaçırdıkları Amerikalılara karşı fidye istedi. Her yerde aranan THKO’cular için kolaylıkla saklanabilecekleri, yerlerin başında THKO’cuları tanıyan hemen herkesin aklına Ortadoğu Teknik Üniversitesi (ODTÜ) geliyordu. Söylenti çabuk yayıldı.  Bir gün sonra Amerikalıları kaçıranların ODTÜ'de saklandıkları duyumu üzerine üniversiteye polis baskını yapıldı. Özerk olan üniversiteye polisin girmesi kolay olmayacaktı. Öğrenciler direndi. Erdal Şener adlı öğrenci ölürken 32 kişi de yaralandı. 2 bin ODTÜ öğrencisinin ifadesi alındı. 24 öğrenci tutuklandı. Kaçaklar üniversitede bulunamadı. Muhalefet Lideri İsmet İnönü'nün CHP'li parlamenterlere "ODTÜ baskını konusunda hükümeti desteklemeliyiz" dedi. Kaçırılan Amerikalı askerler kaçırıldıktan üç gün sonra; ”Dertlerinin Amerikan halkıyla değil, Emperyalist Amerikan hükümetiyle olduğu gerekçesiyle” 8 Mart'ta THKO militanları tarafından serbest bırakıldı. Demirel hükümeti kısa da olsa bir ‘oh!’ çekmişti.

***

                Tüm  Türkiye ile birlikte geçenlerde kaçırılan Amerikalı askerleri konuşan Sinoplunun gündemine kısa bir süre sonra bir başka olay bomba gibi düşmüştü.

Nisan’ın 14’ünde kentin en büyük yatılı okulunda boykot yapılmış, iki gün süren olaylardan sonra bakanlık okulu kapatmıştı. Okul idaresi yatılı öğrencilerinin velilerine haber gönderip çocuklarını kapanan okuldan almalarını istemişti.

***

Bu yüz!?

O hiç kimseye benzemeyen kumral ancak yanık tenli, şakakları belirgin , şakalarından hafif içeriye çekilmiş kestane renkli saçları, kendine has kemerli burun, o içinde her zaman sevgi,  şefkat huzur, mutluluk gördüğü ela gözer...Bakmaya doyamadığı, kimseyle paylaşamadığı…

Ne kadar benziyor!

 Evet! Aynı!...

O...Evet o!

Ama ifade? Yüzdeki o ifade!!!?

Ya vücut?!...Sırım gibi yağsız, uzuna yakın, tütünle karışık emsalsiz kokuyu taşıyan vücut...

Üzerine hamle eden o mu!?

Bu el..

Sevip okşadığı, her fırsatta öpmek istediği, parmaklarının aya ile birleştiği kısmı hep nasır olan, baş parmağında siğil, işaret ve orta parmakları sigaradan sararmış, üzerinde her daim bıçak yarası gibi çatlaklar bulunan, karaya yakın esmer, her şeyi kaldıracak kadar güçlü el...

Yüzüne doğru yaklaşan o mu?

Az önce sevinçten gamzesinin ortaya çıkaran, şakaklarına doğru kıvrılan dudakları kapandı, çizgi gibi düzleşti. Tüm bedeninin içindeki volkan sökülüp püskürüyormuşçasına azametle sarsıldı.  Ani, kuvvetli bir rüzgara yakalanmış dal gibi eğildi, büküldü. Kırık bir umutla boynunu hafifçe sol omzunun üzerine yıktı. Göğsünde yanan ateşin acısını yansıtan hüzünlü sesiyle ağzında dişlediği ağlamakla inlemek arası nefesini koyuverdi. Rengi uçtu. Dudakları onulmaz bir acıyla büzüldü.  Beyninde onlarca şimşek çaktı. Yüreğinde binlerce kırık cam harmanlandı.

O an yatağından taşan debisi yüksek bir sel gibi akmak, kıvrıla kıvrıla yükselen dağ yolunun yamacındaki pınarın gözünden kana kana su içmiş gibi… Bir tatil sonunda, sıcak Eylül’de gittiği Akliman’ın serin sularında serinlediği gibi rahatlamak istiyordu.

Gözünün yaşını silerken; bir an ‘ yaptıklarımın izlerini yok etmeliyim!’ diye düşündü, Bütün ölçeksiz davranışlarımı bırakıp!…. Babamın istediği gibi olabilir miyim….Eğitim Şefi gibi olmak!… İdareye muhbirlik yapanlar gibi!...Mümkün mü!

Aceleyle etrafına baktı. Bir an koridordaki tüm gözlerin kendisine çevrildiğini, ona acıyarak bakıldığını gördü. Az önceki acısı misliyle katlandı. Vücudu uğuştu. Bu kez hiç bir şey hissetmez oldu. Peşinden bir sızı…. Tırnak sökülürcesine…Jiletle doğranırcasına…Yaraya tuz basılırcasına… An be an artan sızı…

“Terbiyesiz, büyük tanımaz, komünist, anarşist, asi, oğlan gibi, devlete baş kaldırıyorlar…”

Duyduğu son cümle kulağına çalınan onlarca cümleden kalan tortulardı.

Etine kemiğine nefret ve tiksinti sinmiş taşkın ruh hali ile; manevi kırıklık, bezginlikle dopdolu zekadan, nezaketten yoksun, hoyrat,  çok bilmiş, üstten bakan, sorgulamadan hüküm vermiş,   en ağır cezanın dahi hafif geleceğini buyuran bir tavırla küfreder gibi saydırıyordu Şahbenderoğlu.

Baba:

Ensesinden buz parçası kayar gibi oldu. Kabahatli bir tavırla başını öne eğip, bir an azaplı düşüncelere daldı, Müdür yardımcısının masasının önünde… Kirpiklerinin ucunda birdenbire beliriveren damlalar; çöken çürük dünyasındaki sönen ışığına duyduğu hasretin, onun yokluğuna düştüğü hiçlik duygusunun, namerde muhtaçlığın, tek başına kalmanın verdiği yıkıntının, çaresizliğin nişanesiydi. .. Bedeninin her hücresinin yıkıldığını, her kemiğinin eğelendiğini hissedip devrik gözlerle titrek, puslu, kendisinden giderek uzaklaşan geçmişinin çağrılarına kayboldu.

Pelteleşen beyniyle, içinde bulunduğu ruhsal karmaşayla müdür muavininin  ağzından volkandan püskürür dibi saçılan sözlerini doğru anlayıp anlamadığını tarttı bir an.  Evet! Kızı için söylenenler zehir zemberekti. Yenilir yutulur değildi kulaklarının işittikleri. Şimdi kalbi geceleri kıyıya vurup çatlayan dingin dalgalar gibi ağır, aksak çarpmaya başlamış, fırtınayı haber veren basınçlı hava içinde yaşamaya mahkum edilmişti. Çocuk mahmurluğuyla, ruh gibi gezindi eğitim şefinin masasının önünde. Kafasının ardına attığı tüm korkular vesvese olup akın akın yüreğine doluştu. Huzursuzluk onu dibe çekiyor, söküp atılması gereken düşüncelerin her çığlığı başka bir çığlığa neden oluyordu. Kendi kurduğu kapanın demir kıskacına bir bacağını kaptırmış avcı gibi hissediyordu içinde bulunduğu durumu.

 

Adınız :
E-Mail Adresiniz :
Yorumunuz :
Güvenlik Kodu :    
   
Diğer TUFAN BİLGİLİ Yazıları
E-GAZETE