SÖNEN IŞIK DURSUN - TUFAN BİLGİLİ

Yazdır
Paylaş

Eklenme Tarihi : 22 Ocak 2019, Salı 13:16:44

(İzden Sızan:48)
SÖNEN IŞIK DURSUN
1934'te Sivas'ın Şarkışla ilçesine bağlı Gümüştepe köyünde İmâmiye-i İsnâ'aşer'îyye mezhebine bağlı Câferî bir ailenin evlâdı olarak dünyaya geldi.

Köylerde geçici imamlık yapan babası tarafından "gavur okulu" denilerek ilkokula gönderilmeyen ve çocuk yaşta pek çok din hocasından, şeyhten din konusunda eğitim alan Çocuk , babasının hayali olan "Basra'da ve Kufe'de bile görülmeyecek bir alim" olmak istiyordu.

Parlak,çalışkan ve zeki bir öğrenciydi. Kısa sürede arkadaşlarını geçti. Çevrede saygın hoca olarak tanınır oldu. Yetkinliğiyle önce kimi medreselerde ders veren çocuk , daha sonra müftülük sınavını kazandı. İlk okul diploması olmadığı için müftü yapılmadı. Dışarıdan İlk okulu bitirdi. 1958 yılında Sivas’a müftü oldu.   Sivas camilerinin bakımsızlığından sorumlu tuttuğu, görevini savsaklayan  15 tane çoğunluğu zengin imamın görevine son verince, bunlar  sorun çıkardılar. Sivas'ın köylerini ağaçlandırmak,müftülük lojmanı yapmak yerine hastane yaptırmak, imamları toplu halde sinemaya götürmek, kurslar açarak imamlara konferans vermek, grup çalışmalarını öğretme, Milli Eğitim' ile işbirliği yaparak imamlara diploma sağlamaya başlamıştı; Yani alışılmadık müftü  olmuştu.

Ve…”İcat çıkaran” bu adama:"Bu müftü kafirdir, "Komünisttir," dediler. 

"Alışılmadık bir müftü Tarık Zafer Tunaya'nın başkanı olduğu Devrim Ocakları'nın kurucuları arasındaydı. Sovyetler Birliği'nden 20 bin lira para almış diye ihbar oldu. Diyanet müfettişlerinden Abdullah Güvenç teftişine geldi. Evlerinde adama su verecek bardakları yoktu. İbrikle vermişti utana sıkıla suyu. Ve şimdi de Sinop’a gidiyordu işte..

***

Ankara’dan Sinop’a kadar iki koltukta, yan yana yolculuk yapan iki adam Kuzey tarafı yüksek kale ile çevrili garajda arabalarından indiklerinde Türkeli’ye gitmek için Jetler firmasının yazıhanesine yöneldiler. Kamyondan bozma burunlu, Margurus marka “Jetler’in” otobüsü Karasu üzerinden bin bir güçlükle önce Ayancık’a, nihayet  Türkeli’ye ulaştı. Tüm bu yolculuk sırasında müftünün dikkatini çeken en önemli olgu yolculuk boyunca hiç kimsenin Laz şivesiyle konuşmadığıydı.

 

Ali Şarapçı İle Turan Dursun Kör Abasın Margurus marka otobüsünden indiklerinde hava kararmıştı.  Yedi yüz civarında nüfuslu, orta büyüklükteki köy kadar, yeni ilçe olmuş Türkeli’de sokaklarda hemen hiç insan yoktu. İlçe, nahiyeyken  ‘Gemiyanı” olan ismini de yeni değiştirmişti. Hatta birlikte yolculuk yaptıkları Ali Öğretmen’in okulunun adı da hala Gemiyanı İlkokulu idi.

 Bir yanı camii diğer yanları evlerle çevrili tozlu meydanı gören Turan yanındaki onca insana rağmen kendini boşlukta ve yalnız hissetti.  Çok kısa süre içinde otobüsten birlikte indikleri diğer  dört yolcu da ara sokaklara sapınca Türkeli’nde Ali Hoca’yla baş başa kaldılar. Ali Bey:

-Haydi bize gidelim. Turan:

-Şimdi rahatsız etmeyeyim. Sen bana kalacak bir otel göster.Ben böyle daha rahat ederim.

Deyince Müftü, Ali öğretmenin vücut diline uyup otobüsten indikleri meydanın hemen karşı köşesine yöneldiler. İki katlı, zemini kerpiç duvarlardan yapılmış binanın yanına geldiklerinde han kapısını andıran iki geçeli kapının üzerindeki “Pehlivanlar Oteli” yazısını gördü. Ali Hoca ağır kapıyı itti, koridorun sonunda bir masanın üzerinde 14 numaralı gaz lambasının kör ışığında masaya  doğru yürüdüler. Masaya yaklaşınca arkasındaki adamı fark eden Ali Öğretmen:

-Hacı sana misafir getirdim, diyerek elini masanın arkasındaki siluete uzattı.

***

Müftüye uygun kiralık ev bulamadılar. Kasabanın dışında yıkık dökük bir kulübe tutular. Çevrenin Komünist dediği, kısa boylu, ufak tefek Gemiyanı İlk Okulu öğretmeni Ankara’dan birlikte geldikleri müftüyü yalnız bırakmadı. Adam hem (Türkeli’liler Ali Hoca için komünist diyordu) komünist, hem ufak tefek, hem de elinden her iş geliyordu. Ali hoca kolları sıvayarak Turan Hocaya tuttukları yıkık kulübesini kısa sürede onarıp tamir etti. Badanasını, boyasını, temizliğini yapıp ailesinin yerleşmesini sağladı. Ali Hoca’nın eşi de Turan’ın hanımına gurbette can yoldaşı oldu.

Ali Öğretmen, Turan Müftü’nün sosyal hayata dair sorularının cevaplarını bulacağı kaynaktı artık. Hem sorularını yanıtlıyor bildiği kadarıyla, hem kitaplarla destekliyordu alışılmamış müftüyü. Böylece hem soruları yanıtlanmış hem ufku aydınlanıyordu sürgünün. Yoksa onu sürenler bilmeden iyilik mi yapmışlardı. Zorluklarla yetişen Turan Dursun yeni hayatına alışmıştı işte…

Yıllar sonra, Ali Şarapçı’yla ilişkileriyle ile ilgili olarak “Bilmediklerimi gidip soruyorum, okuyordum, ders gibi. İnanç dünyamda bir sarsıntı olmadı. Ancak ürkecek bir şey de yokmuş. Sosyal alanda bir ideolojiden çok bir bilim olarak baktım(sosyalizme)." Diyecekti Turan Dursun.

Ancak Turan Dursun’un arı kovanına soktuğu çomağın intikamını almak için yobazlar onu öldürmesi amacıyla Ankara'dan bir talebe gönderirler Türkeli’ye. Turan Hoca durumu sezer.  Çocuğu ikna edip vaz geçirir  eyleminden. Yardım toplatır, geri gönderir garibanı…

Turhan Hoca (*) 1968 Yılında TRT'ye geçti. Ankara Radyosu'nda prodüktör olarak Din ve Ahlak Programları yapmaya başladı. Önce engellemeler sonra sürgünler başladı. Bu arada evine yüzlerce, binlerce mektup geliyordu. Övgü dolu olanlar da vardı elbette. Ama çoğunlukla tehdit içerikliydi. Hatta bazılarını içine mermi çekirdekleri koymuşlar, ''bunu kabak çekirdeği zannetme'' diye de yazmışlardı mektuplarına.

Ve karanlık eller emellerini gerçekleştirdiler sonunda…

4 Eylül 1990'da Turan Dursun vurulduktan sonra gelen siviller(polis) evi darmadağın ederler.  Birçok eseri ve çalışması siyah poşetlere konulup alınır götürülür. Siviller çıkarken resmi giysili polisler içeri girip yasal çalışmalarını yürütürler.  Sonradan ailesi polislerin götürdüğü eserleri ve çalışmaları Cumhuriyet Başsavcılığı'na başvurarak isterler. Ama  bu girişimlerinden hiç bir sonuç alamazlar. Kuran ansiklopedisinin 2000 sayfası, 'Kulleteyn' isimli kitabın ikinci ve sonraki ciltleri bulunamaz. Turan Dursun’un,  bir yaşam boyu büyük emekle ortaya çıkarttığı her şeyi, sivillerin eve girmesinden sonra kayboldu. Devlet içindeki bazı güçler, yasadışı devlet odakları bu eşyaları alıp gitti…

Böylece ülkeyi karanlıklara boğup, diğer Ortadoğu ülkeleri gibi emperyalizmin maşası yapmak isteyenler bir ışığı daha söndürerek hedeflerine doğru kesintisiz yürüyorlardı.

Adınız :
E-Mail Adresiniz :
Yorumunuz :
Güvenlik Kodu :    
   
Diğer TUFAN BİLGİLİ Yazıları
E-GAZETE