Söyleşi İzden Sızan 32 - Tufan BİLGİLİ

Yazdır
Paylaş

Eklenme Tarihi : 24 Ekim 2018, Çarşamba 10:39:52

Bu kez Seher’in yükü her zamankinden daha ağırdı.Okulda en çok sevdiği öğretmenlerden Edebiyat öğretmeni Avni (Bayrak)Bey, bir ünlü ile röportaj ödevi vermişti.
Söyleşi İzden Sızan 32
  Sinop’ta bir ünlü ile röportaj?!

Seher gibi yatılı öğrencinin başarması mümkün müydü ki!?...Sanki gündüzlü olsa başaracak mıydı ki?

Ödevin konusunu değiştirtmeyi isteyebilirdi öğretmeninden de…

               Olur muydu?!

Öğretmeninin isteğini geri çevirmek! Hem de baba gibi sevdiği öğretmeninin….

 

Neredeyse bir hafta kıvrandı.

Artık çare yok, yüz ekşitip ödevi değiştirmeyi kafasına koyduğu günler…

 

Şu arkadaşlarıyla planladıkları sinemaya gitme projesini bir gerçekleştirsin, sonra öğretmenle ödev konusunu konuşacaktı.

Ve…Sinema zamanı da gelmişti. Hafta sonu Sinemaya gideceklerdi. Ancak okulla, öğretmen gözetiminde,tüm (sinemaya gidecek) yatılılarla birlikte değil. Kendisi. Bağımsız, özgür olarak. Gündüzlü bir arkadaşıyla….

Çarşı izni için okuldan ayrılacak, Zekiye’lere gidecek. Önlüğü çıkaracak. Zekiye’nin elbiselerinden birini giyecek. İki kız özgünce sinemanın keyfini çıkaracaklardı.

 

Heyecanla beklenen o hafta sonu gelmişti.

Sabah kahvaltısından sonra vakit bir türlü geçmiyordu. Çamaşır hanede çamaşırlarını yıkamış, bahçede gezmiş, bir türlü öğleyi yapamamıştı.

Kütüphaneye gitti, kitapları karıştırdı. İçinden hiç okumak geçmiyordu.Karıştırdığı bir iki kitap onu tatmin etmedi. Okuyamıyor, okuduğunu anlamıyordu. Sonunda saat on iki oldu. Yemekhaneye gitti.

Öğle yemeğini bir telaş ile yedi.

Şimdi de çıkış zamanı gelmiyordu.

Kapıdan ilk çıkan o oldu. Kapı görevlisi Makaryos’un “Dur, yavaş,ağır ol” gibi uyarılarını duymadıktan başka, diğer çarşıcıların seslenmelerini işitmeden hızlı adımlarla okullar caddesinden şehre doğru kaydı.

Zekiye sözleştikleri gibi evlerinin önünde bekliyordu. Hızla eve girdiler. Zekiye’nin annesine:

-Necmiye teyze, nasılsını telaş ile söyleyip kadıncağızın :

-Sağ ol, kızım; demesini dahi beklemeden ahşap merdivenlerden yukarıya, Zekiye’nin odasına koşarak çıktılar.

 Seher önlüğünü çıkardı. Kenarda yığılı yatakların üzerine bıraktı. Geçen hafta deneyip beğendiği elbiseyi Zekiye’ kömür ütüsüyle ütüleyip, Seher için hazırlamıştı. Zekiye’den elbiseyi alıp önce göğsünden sarkıtarak duvardaki yüz aynasında bir kez daha kontrol etti.  Orhan Gencebay’ın o yıl meşhur ettiği ‘Bir teselli ver ‘ şarkısını mırıldanarak elbiseyi giydi. Kendi etrafında döndü. Zekiye:

-Kız, güzel oldu! Deyince, Zekiye’ye:

-O zaman haydi, doğru sinemaya…. Zekiye:

-Önce babamın dükkanına uğramak durumundayız, sinema parasını alacağım, dedi.

-O zaman çabuk!

İki kız telaş ile evden fırladı. Kol kola girip hızlı adımlarla Kaleyazısına doğru yollandılar.

 

Kaleyazısı’ndaki sobacı dükkanına vardıklarında ikisi de soluk soluğaydı.

Karşılıklı oturdukları hasırdan alçak, arkalıksız  sandalyelerde sohbet etmekte olan iki adamı bir müddet izlediler. Adamlar bir an çocukların geldiklerini fark eder gibi olmuş, sonra varlıklarını unutup sohbeti sürdürdüler.

 İki kız,  Zekiye’nin babası  sobacı Cemil’in dikkatini çekmek için dükkanın kapısında durdukları yerde sabırsızlıkla kıvranıp dururken, Cemil’in Amca’nın sohbet ettiği kumral,uzun boylu arkadaşının laf arasında Sebahattin Ali’den söz ettiğini duyunca Seher kulak kesildi :

Hemen lafa girip:

-Cemil Amca, nasılsın? Adam:

-Kızım sizi unuttum kusara bakma… Zekiye, sen gel bakayım. Deyip Zekiye’yi kenara çekti. Bu arada Seher Cemil Amca’nın konuğuna:

-Demin sözünü ettiğiniz hangi Sebahattin Ali ? Diye çekinerek   sordu. Adam:

-Şu meşhur yazar olan, değince…

-Siz nereden tanıyorsunuz?

-Kızım ben O’nunla hapis damında yıllarca aynı koğuşta kaldım.

Sebahattin Ali ile aynı koğuştaki adam! Eh kendisi ünlü değil ama…

Sebahattin Ali hakkında konuştursa… Öğretmeni ‘ünlü ile söyleşi“ sayar mıydı!?..

***

 

Babasının yanından ayrılan Zekiye Seher’e haydi deyince Seher adamdan ayrılıp dükkandan çıktı.

Artık hedef Nermin Sineması’ydı ve tüm heyecanları filme ve film arasında içecekleri o sihirli içecek odaklıydı.

Beyaz perdedeki o büyülü dünya ile film arasında suare de;

O ağza girince baloncuklanan tatlı içecek. Simitle gazoz. O eşsiz lezzet…

***

 

Her güzel şey gibi sinema macerası da tükenmiş, geride kalmış, tadı ağızlarında kalmış, yine monoton günlere derslere, etütlere, sınavlara, ödevlere uyum sağlamak!

Ödev!? Seher’de şafak attı.

“Sobacı Cemil Amca’nın dükkanında karşılaştıkları amcayla, Sebahattin Ali hakkında konuşmak!”

Bunu başarabilirse…. Tammmmammm!

Hemen durumu Zekiye’ye söylemeliydi.

 

 

Kaleyazısında Kemal Batur’la ortak gazete bayiliği yapan Hüseyin Kuşüzümü’nün  Seher’le konuşmayı kabul ettiği müjdesini alan Seher sevinçten uçacaktı. Çünkü Avni öğretmeni ile konuşup ‘Hüseyin Amca ile Sebahattin Ali hakkındaki söyleşinin kabul edileceğini öğrenmişti.

 

Bir sonraki hafta sonu bayideydi Seher. İade için paketlenmiş gazeteleri tahta masadan indirdi. Ayakları tel ile gerdirilmiş arkalıklı ahşap sandalyeyi çocuğa, arkalıksız alçak oturağı kendi altına çekip masaya yanaştı. Seher itina ile önce defterini, sonra kalem kutusunu açtı.

-Hüseyin Amca, başlayabilir miyiz? Deyince Hüseyin:

-Bir dakka kızım, deyip Kemal’e:

-Ortak bize çay söyler misin, deyip Seher’e dönüp:

-Sor bakayım kızım, dedi.

 

Seher:

-Ne zaman hapishaneye düştünüz?

(*)-1926 yılında adam öldürme suçundan amcaoğlu Mustafa Kuşüzümü’yle  22 yaşımda on sene hapse mahkum oldum. Seher:

-Sebahattin Ali’yle nasıl tanıştınız?

-  Cezaevi’nin en iyi koğuşu Karadağ’da kısmındaki 15 kişinin tamamının Sinoplu mahkumlardan olduğu koğuşta kalıyorduk. Bizimle yatanların suçları adam öldürmek, yaralamak gibi suçlardı. Yataklarımızı ranza olmadığı için yerlere serip yatar, gaz lambası ile aydınlanırdık.

1932 yılı bir kış günü cezaevi müdürü Necdet Bey, yanında efendiden gözlüklü bir zat ile bizim koğuşa geldi.  Sinop’un ve Hapishanenin itibarlısı bilinen bizlerle birlikte hapis yatan  amcaoğlum Mustafa’ya:

-Sebahattin Bey sana emanet, sizin koğuşta kalacak dedi.

Sonradan adını Sebahattin Ali olduğunu öğrendik. Konya cezaevinden geliyormuş. Konya’da öğretmenlik yaparken hükümet aleyhine mi, yoksa Atatürk aleyhine mi bir şiir yazmış. İki sene hapse mahkum etmişler… 

Adınız :
E-Mail Adresiniz :
Yorumunuz :
Güvenlik Kodu :    
   
Diğer Tufan BİLGİLİ Yazıları
E-GAZETE