TAHSİN BEY (Bir Bürokratın Hikâyesi) V. - Nezih YILDIRIM

Yazdır
Paylaş

Eklenme Tarihi : 10 Haziran 2019, Pazartesi 11:25:45

TAHSİN BEY  (Bir Bürokratın Hikâyesi)                 V.

 

Daha önceki IV bölümlük yazımızda Tahsin bey’in köyden çıkışından tahsil hayatından STK’larıyla, hemşehri dost ve akraba ile olan ilişkilerinden ve diğer bazı hususlardan bahsetmiştik.

Bu yazımızda ise Bürokraside yaşadıkları bilgisiz beceriksiz çözüm üretmeyen hımbıl bürokratlar veya diğer çalışanlarla olan mücadelesinden bahsedeceğiz.

Çocukluk yıllarında hep öğretmen olmayı düşünen Tahsin Bey, belki de şartları zorlamayı bilemedi ve öğretmen olamadı. Bu durumu kaderde öğretmenli yokmuş diye değerlendirdi. Ancak bilinçaltına yerleşmiş bu arzusunu kamu bürokrasisinde ki verdiği eğitimlerle bir bakıma telafi etti.

Çünkü kamu işleyişinde ki mali mevzuatta iddialı biri idi. 5018 Sayılı Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanunu 4734 Sayılı Kamu İhale Kanunu ve İkincil mevzuatı ile yüzlerce Kamu İhale Kurulu Kararlarını adeta ezberden bilir ve verdiği eğitimlerde tereddüde yer bırakmayacak şekilde anlaşılır ve uygulanabilirliği net ve berrak anlatırdı.

 

Derse  başlarken genelde;

Konu ile ilgili özet bilgi verir peşinden ayrıntıları açıklardı. Harcamaları ve harcama belgeleri yönetmeliği üzerinden genel uygulamaların hesap verilebilirliğini gerekçeleriyle anlatırken.

Söze “Arkadaşlar 5018 Sayılı Kanundan önce devletin bütçesi ve harcamaları 1050 sayılı Muhasebe-i Umumiye kanununa göre yapılırdı. Bu kanun uygulamalarını içinizde bilen varmı?”

Sorusuyla derse başlar;

En çokta soru cevap şeklinde örnek uygulamalarla dersi devam ettirirdi.

Mesela “Verile Emri” diye şimdi ki “Ödeme Emri” olarak bildiğimiz belgenin yerine kullanılan bir belge vardı onun onay bölümünde “İTA AMİRİ” yazardı.

Ama ita amirinin kim olduğu belli değildi yani yetkili/sorumlu tam olarak tanımlanmamıştı. Bu evrakların aralarında karbonlar bulunurdu memurdan üst amirine kadar birçok paraf ve nihayetinde de “İta Amiri”  onay bölümünde son imza bulunurdu.

İmza tamamlanınca da muhasebe birimine gider orada da ödenek varsa ödeme gerçekleşir veya gerçekleşmezdi. Ödenek yoksa zaten kimsenin de sorumluluğu bulunmaz ve ödenek olduğu zamana bırakılırdı.

Sizin anlayacağınız devletin işi ite kaka keyfiyete bırakılmış şekilde yürümüş olurdu.

 Ödeme gerçekleştikten sonra yersiz ödeme olduğu anlaşılan tediyeler/ödemelerse ödemenin yetkilisi/sorumlusu kanunda tanımlanmadığı için  “görev zararı” olarak devletin sırtında kalırdı. Bunun örnekleri vardır ve 28 Şubat Darbesi döneminde kamu bankalarında açık seçik milyar dolar zararlar görülebilir.

5018 Sayılı Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanunundan sonra bu durum tamamen değişti ve “Harcama yetkilisi, İhale yetkilisi, Gerçekleştirme Görevlisi” vs. şeklinde yeni tanımlar getirilerek yetki ve sorumluluklar belirlendi hesap verilebilirlik sağlandı.

Evet,  Tahsin Bey “kanun iyi niyetle yapılmış devlet işlerinde de bir ciddiyet belirlenmişti. Ancak yine de bazı aksaklıkların olduğunu ve bütçedeki ödeneklerin yerli yerinde ve zamanında kullanılmadığını söyleyebilirim.” Derdi. Kariyer uzmanlıkların Vergi Müfettişliklerinin ve diğer bazı kadroların yeterinden çok fazla sayıda ihdas edilmesiyle Kamu idarelerinde çalışma ortamının ve hiyerarşik yapının bozulduğunu, herhangi bir bakanlıkta binlerle ifade edilen kariyer uzmanlık sayısını fazla bulur ve bir imtihanla at torbası para ve evrak kaydetmeyi bilmeyen uzmanlar. Tahsin Bey “yeterinden fazla “ihdas” edilen kadrolara atanan binlerin kamuya verdiği faydadan çok birçok bakımdan faydasızlıkları da bulunuyor” derdi.

 

Olumsuzlukların sebebinin de işin bilgisiz ve dertsiz bürokratların elinde şekillenmesinden olduğunu söylerdi.

Bir hizmet binasının bakımı için ödenek kondu ise bu ödeneği harcama becerisi gösteremeyen ahmak bürokrata sorsan “tasarruftan” bahseder.

Hâlbuki bakımı birkaç yıl yapılmayan bir binanın daha ekonomik olmayan harcamaları zorunlu kılacağını böylece daha az bütçe imkânlarıyla çözülecek işlerin daha pahalıya mal olacağını ifade ederken bütçelerin etkin ekonomik verimli ve zamanında kullanılması gerektiğini” ifade ederdi.

Böylece “iş bilmez beceriksiz verilen bütçeyi zamanında kullanamayan bürokratın kurumlara faydalı olmadığını” söylerdi.

Başarısızlığına gerekçe üreten ve iş yapmayan sorumsuz bürokratların tutumunu hiç sevmezdi beğenmezdi.

Bütçe ile verilen ödeneklerin yerinde ve zamanında etkin ve verimli kullanılması halinde bir işe yarayacağını ve bir fayda sağlayacağını ifade ederdi.

Kamuya iş yapan firmaların devleti kazıklayarak para kazanmasına karşı idi. Devletten iş alan kazanacak ama iyi iş yaparak ve hak ederek kazanacak derdi.

Özellikle taşra teşkilatlarından ödenek taleplerini alt yapıları hazır yapılacak işlerin ayrıntılı raporlarla ne yapılacağının belirtilmesini ödenek göndereceklerin de zamanın da ve harcamanın gerçekleşebileceği makul süre içerisinde göndermesini isterdi.

Ödenek gönderen birimlerin ödenekleri kullanılmayacağını anlayınca göndermesini hoş karşılamazdı.

“Yapılacak bir işin zamanı geçtikten sonra yani ödeneği kullanma süresi kalmadıktan sonra gönderilen paranın bir işe yaramayacağını söyler sadece ödenek kaleminde ödenek gönderilmiş görünür ve talep edenin işine yaramaz” derdi.

Onun içinde işi zamanında yapmanın faydalı olduğunu söylerdi. Ve yönetecek adamın derdi olacak derdi.

Hoşça kalın.                                                                                      Nezih Yıldırım 7.6.2019

Adınız :
E-Mail Adresiniz :
Yorumunuz :
Güvenlik Kodu :    
   
Diğer Nezih YILDIRIM Yazıları
E-GAZETE