Topal Osman (İZDEN SIZAN -9) - Tufan BİLGİLİ

Yazdır
Paylaş

Eklenme Tarihi : 08 Mayıs 2018, Salı 10:52:38

Bürnük’ü geçtikten sonra oldukça eğimli ancak virajsız düz stabilize yolda sürekli firen yapan arabanın balata kokusu yolcuların genizlerini yakmaktaydı. Bir müddet sonra yayladaki vadinin bitimine doğru biri büyükçe iki yapı göründü. Yapıları gören yolcularda bir ferahlama, bir rahatlama hissi yüzlerinde yayıldı. Yaklaşık üç buçuk saatlik yolculuktan sonra nihayet arabadan inecekler uyuşan bacaklarıyla toprağa basacaklar, acıkan karınlarını doyuracaklardı.
Topal Osman (İZDEN SIZAN -9)
Vadinin bitiminde, sel yatağının hemen üzerindeki düzlükte durmakta olan bir başka otobüsün yanında arabadan indiler. Araba durur durmaz uzun kara sakallı, kara kaşlı kısaya yakın orta boylu şişmanca adam :

-Hoş geldiniz dedi. Şoför Kel Ali:

-Hoş bulduk Mustafa Kahya, deyip selamını aldı han sahibinin.

Sabah annesinin hazırlayıp eline verdiği çıkınla baba kız arabadan indiler. Sel yatağında belli belirsiz akan deredeki ördekler Seher’in ilgisini çekmiş o yana doğru babasıyla sürüklenmişti. Onlardan önce hana Sinop’tan Boyabat’a  giden otobüsün yolcularının bir kısmı han içindeyken bir kısmı etrafta geziniyorlardı. Baba kız taş yapının alt katına girdiler.  Binanın bir köşesinde yukarı kata çıkan merdiven dışında  alt katta hiç bölme yoktu.  Binanın kararmış ağaç duvarının birinin üzerinde eski bir Alman filintası ve fişeklikler asılı dururken, karşı duvarda çifte kırma av tüfeği yine bir fişeklikle çivide asılı duruyordu. Bir kısım yolcularla çevrili ortadaki büyük saç soba harıl harıl yanıyor, üzerindeki güğümün buharı kapağından taşıyordu. Etraftaki masalardakilerden bazıları köşedeki çaycının yeşil çinko demlikte demlediği çaydan içiyorlardı.  Üst katta da isteyenlere çorba, sahanda yumurta, tas kebap ve ızgaradan ibaret yemek çeşitleri sunuluyordu. 

Baba kız çıkınlarındakini yemek için uygun yer aramak amacıyla Kurtlu Han’dan çıktılar. Yandaki küçük binanın araları açık puştalarla kaplı alt katında bağlı bir eşek iki inek ve iki atın bağlı oldukları afurun önünde dikildiklerini gördüler. Sürekli akan pınarın dibindeki söğütün gölgesinde çıkınlarını açıp içinde haşlanmış yumurta ve peynir olan dürümlerini yediler. Vakit geçirirken için hanın etrafında dolaşken han kapısının yanındaki taşlardaki kurşun delikleri babasının dikkatini çekti. Parmağını mavzer çukurlarından birine sokan baba Mehmet ‘Burada kim bilir kimlerin canı yanmıştır’ diye aklından geçirdi. Seher yıllar sonra o mermi yerinin öyküsünü öğrenip canı babasına aktaracaktı…

***

 

Topal Osman Sinop’ta(*)

1920 Nisan’ının ilk haftası orta büyüklükte bir tekne, öğlen saatlerine yakın Sinop’un Gerze ilçesinin iskelesine yanaştı. İçinden on dokuz, yirmiyi geçmeyen, bıyıkları yeni terlemiş, siyah giysiler içerisinde, pür silah on yedi genç çıktı. Silahlı gençler önce aksayarak yürüyen reislerini takip ederek, iskelenin 50 metre uzağında, üzerinde hükümet konağı yazılı kaymakamlığa girdiler.

 

Şehrin çarşısının başlangıcında bulunan kaymakamlığa, Osman ağa’nın geldiğinin duyulması çok uzun sürmedi ve halk hükümet konağının önünde toplanarak merakla beklemeye başladı. Binanın içinden önce gürültüler, bağrış çağırışlar geldi. Daha sonra da şehrin Rum eşrafından, zengin ve varlıklı bir şahıs olan Hıristof kaymakamlığa girdi. Gürültüler yeniden sokağa kadar taştı ve bir el silahı duyuldu.

 

 

Kısa bir süre sonra da Osman ağa dışarı çıkıp çarşıda birkaç Türk’ün dükkânlarına uğradı. Ve adamlarıyla birlikte geldikleri tekneye binerek, iskeleden ayrıldılar. Bütün bunlar birkaç saatin içinde olmuştu. Halk, tekne deniz ufkunda bir nokta haline gelip kayboluncaya kadar limandan ayrılmadan gidenleri seyretti. Osman ağa’nın gittiği haberi hızla, dağlara taşlara uçuruldu...

 

Kara zıpkalılar hükümet konağına girer girmez, Osman ağa doğruca kaymakamın odasına çıkmış ve O’na bölgedeki en azılı Rum Pontus çetesinin başı olan Hırbo’nun nerede olduğunu sormuş, kaymakamın mıntıka’da astığı astık, kestiği kestik Rum eşkıya hakkında bir şey bilmiyor olması bir tarafa, ileri geri konuşması üzerine, O’nu tartaklamış. Bu defa, ilçede ileri gelen Rumlardan biri olan Hırbo’nun kayınbiraderi, çetenin baş yardım ve yatakçısı onların her türlü ihtiyaçlarını karşılayan Hristos’u kaymakamlığa çağırtmış. Hristos’a da Hırbo eşkıyalarının yerini sormuş. O da kaymakam gibi bilmiyorum, haberim yok, gibi cevaplar vermiş, bununla da kalmamış, birden celallenip: “Siz kimsiniz? Sizin gibi çetecileri beni sorguya çekmesi ne haddine" der demez Osman ağa’nın yardımcılarından Mustafa Kaptan’ın tabancası Hristos’un şakağında patlamış.

 

Giresun gönüllüleri Müfrezesi Reisi’nin çarşıda alış veriş yapıyor gibi bir iki Türk’ün dükkânına uğraması da muhbir-haber elemanlarıyla görüşmesinden başka bir şey değildi.

 

Küre Dağları (İsfendiyar)silsilesinin batı uzantısındaki Dranaz Dağı, Gerze sahillerinden 35-40km içeridedir. Sinop'u Boyabat üzerinden İç Anadolu'ya bağlayan yol, bu dağdan geçer. Dranaz üzerindeki köylerden biri Bürnük'tür ve bu köyün yakınında yolun kenarında“Kurtlu Hanı” adıyla bir konaklama yeri vardır. Giresun gönüllülerinin Gerze’den ayrıldıkları günün gece yarısını geçen saatlerinde Kurtlu Han’dan dışarı Rumca müzik sesleri, naralar, nidalar gelmekteydi. Aniden hanın kanatlı kapılarının ikisi birden tekmeyle ardına kadar açıldı. Hanın içini idare lambaları ile yanan ocağın alevleri aydınlatıyordu. Hırbo ve otuz altı Rum eşkıyası burada çalgılar eşliğinde çengi oynatmaktaydılar.

 

Osman Ağa’nın içeri girişi ile eşkıyanın hepsi buz kesilir. Hiçbiri duvarda asılı olanlar şöyle dursun, yanlarında duran mavzerlerine bile davranamazlar. Kara zıpkalılar karşılarındadır...

 

Rum Pontus’lular büyük küçük bütün dillerini yutmuş, gözleri fal taşı gibi dışarı fırlamış haldeyken, Osman Ağa'nın sesi hanın duvarlarında çınlar:

 

—Ulan palikarya enikleri! Türk köylerinde korumasız insanları soyar soğana çevirir, onlara zulüm ve tecavüzlerinizin zaferi diye mi burada alem yapıp çengiler oynatırsınız?... Yunan’ın İzmir'e İngiliz’in Samsun'a çıkmasıyla şımarıp bu toprakların efendisi mi olacağınıza aklınız kesti? Nankör kefereler, şimdi ben sizin gibi köçeklere nasıl avrat gibi oynatılacağını gösteririm! Soyunun hepiniz! Dümbelekçiler! Sizde biraz önceki Rum gıygıyını çalın!

 

Ocak başında bulunan, ekmek ve yufka pişirmede kullanılan 6-7 sacı işaret ederek, Giresun gönüllülerine, "Şunları ısıtıp salonun ortasına koyun!"emrini verir.

 

Nihayet Hırbo’nun dili çözülür:

—Ağam, etme eyleme, biz ettik sen etme, bağışla...

—Ulan Türk düşmanı Hırbo, seni artık bütün Rum kiliselerinin duaları bile kurtaramaz, yaltaklanıp durma...

 

Uzun sürmez, Kurtlu Han'dan gruplar halinde yükselen mavzer sesleri, karanlıkları deler gibi civardaki ormanlar ve hana yakın köylerde yankılanır.

 

Gün ağardıktan çok sonra, gene de korka korka Kurtlu Hanı'na girebilen civardaki Türk ve Rum köylüler, Hırbo ve adamlarının cesetlerini irkilerek izlemekten, salonun duvarına kömürle yazılmış yazıyı epey geç fark ederler.

(*)http://www.boyabatgazetesi.com /Derleyen ve Fotoğraf: Hamdi Gökçen

 

 

Adınız :
E-Mail Adresiniz :
Yorumunuz :
Güvenlik Kodu :    
   
Diğer Tufan BİLGİLİ Yazıları
E-GAZETE