Vilayet Matbaası (İZDEN SIZAN -29) - Tufan BİLGİLİ

Yazdır
Paylaş

Eklenme Tarihi : 02 Ekim 2018, Salı 10:32:25

Meydankapı’dan sahile dikine uzanan, devasa taşlardan yapılmış, yüksek kale surlarına dört metre uzakta, kaleye paralel yükselen yapının, dış cephesindeki altıgen şeklindeki çıtalara sarılı bakırdan antenden yayınını alan, pencerenin dar eşiğine zorlukla sığan küçük transistörlü radyoyu düşmemesi için pervaza yasladı, dikkatle açtı. Radyodan yayılan, Ziya Taşkent’in söylediği ‘Sönmez artık yüreğimdeki bu sonsuz ateş” şarkısının tatlı melodisi; bir duvarı boydan boya kaplayan bir tezgah, iki sandalyeden ibaret, beyez badanalı, çıplak odayı ısıtırken; beyaz saçlı, kısa boylu, elli yaşlarında adam, gözü önündeki kağıtta; önünde göğüs hizasındaki, kare biçiminde onlarca bölmeye bölünmüş harf kasalarından , tavuğun yem toplaması gibi hızlı devinimlerle, kurşun harfleri sağ eliyle alıp, sol elindeki kumpasa ustalıkla diziyordu. Zayıftan uzun boylu, yine aynı yaşlarda, az önce açtığı telefondakinin vali (İsmail Dokuzoğlu) olduğunu öğrendiğinde heyecandan ‘burası Aziz, ben Matbaa’ diye cevap veren Aziz ( Gökyıldırım) Mürettiphanenin kapısından boynunu uzatarak:
Vilayet Matbaası  (İZDEN SIZAN -29)
-Turan , senin hoca geldi! Deyince sermürettip Turan (Bilgili) elindeki harflerin dizili olduğu kumpası itina ile kasanın üzerine bıraktı. Her zamanki titizliğiyle çalışırken yanında sürekli hazır bulundurduğu sabunlu ıslak beze ellerini sildi. Cebinden çıkarttığı mendille ellerini kuruladı.  Betonun soğuğunun geçmemesi için ayaklarının altına yerleştirdikleri tahta zeminden inerken bir an sendeledi, sol elini duvara dayayarak düşmekten kurtuldu. Duvara değen ellerini mendiliyle tekrar sildi, mendilini itina ile katlayıp tarağının bulunduğu pantolonunun sağ arka cebine yerleştirdi.  

Karayollarında hizmet verdikleri matbaayı Hükümet meydanındaki Özel İdare İş Hanına yeni taşınmışlardı. Yeni yapı özellikle eski ahşap bina ile karşılaştırıldığında çok iyiydi, çok ferah, geniş ve moderndi. De, betondan kendilerini de korumak durumundaydılar. Saatlerce ayakta beton üzerinde durarak, kasadan alınan kurşun harfleri dizip gazete çıkarmak insanı zamanla hasta ediyordu. Turan Usta da bu sorunu çözmek için harf kasalarının önündeki zemine birbirine uladığı tahtaları dizmiş, soğuk problemini kedine göre çözmüştü de… Arada böyle (tahta zeminin ayağa takılması gibi) sakatlıklar da oluyordu işte.

Mürettiphanenin kapısından hem müdür odası, hem konuk kabul odası olarak kullandıkları salona girdi.

Ali (Demirel) Müdür masasında otururken masanın iki yanındaki koltuklardan Müdür masasına yakın eli kolu sargılı Lisenin Fansızca hocası, yanında kendisini çağıran Aziz Bey, Karşıdaki Sandalyede de Makinist İbrahim (Ekşi) Bey’in oturduğunu gördü. Fransızca hocasının sargılı halini görüp şaşıran Sermürettip Turan, ne oldu demeden; Müdür:

-Gel, Turan Bey, gel. Yaptığını beğendin mi? Bak Hoca’nın haline, diyerek Fransızcacıyı gösterince Turan beyin şaşkınlığı bir kat daha arttı.

-Geçmiş olsun hocam! Ne oldu size, dedikten sonra müdüre dönerek:

-Ben ne yapmışım hocaya?!  Dedi.

Bu arada aşağıda makine dairesinde, -bir haftada hazırlayıp bastıkları- köylere gidecek haftalık (Sinop) gazetelerini pullayıp, paketleyerek çalışmakta olan Mustafa (Genç) ile Cemal (Kurt) da salona çıkıp sohbete katıldılar. Gazete dağılımından dönen Nihat(Şanoğlu’nun) da katılmasıyla kadro tamam olmuştu.

Koltukta inleyerek oturan Fransızcacı:

-Yaptın, sen yaptın, bu kazanın sorumlusu sensin! Deyince Turan Bey iyice panikleyip:

-Hoca şaşırma, ben seni on beş gündür ilk kez görüyorum, değince, Aziz Bey;

-Ahın tuttu, ahın! Şimdi kahveleri söyle bakalım, sonra senin yaptığını konuşuruz, dedi.

Personelin içinde en gençleri Mustafa kahveleri söylemek için odadan çıkıp beş basamaktan oluşan merdivenleri indi çıkış kapısını açtığında kapıda iki kız öğrenciyi gördü.

-Birisine mi bakmıştınız? Kızlar birbirlerine baktı. Biri diğerine:

-Sen söyle Meryem (Aykan), deyince. Meryem, Seher’in elindeki dosyayı işaret ederek:

-Seher arkadaşımın dönem ödevinin ciltlenmesi gerekiyor. Cilt yaptırmaya geldik.

Matbaacılar için yeni bir iş, yeni bir angarya demekti. Bir an düşünen Mustafa:

-Mücellit izinli. Yirmi gün sonra gelecek. Elindeki işleri de düşünürsen, sizin iş bir buçuk, iki ayı bulur. Deyince kızların yüzü allak bullak oldu. Mustafa:

-İsterseniz saat kulesinin altında Ali (Demirel) ağabeyin oğlu Şükrü özel cilt yapıyor. Ona yaptırabilirsiniz, deyince öğrenciler allak bullak olmuş çehreyle matbaa kapısından geriye döndüler.

 

 

Adınız :
E-Mail Adresiniz :
Yorumunuz :
Güvenlik Kodu :    
   
Diğer Tufan BİLGİLİ Yazıları
E-GAZETE