YAZI TURA/ELMA BAHÇESİ 1960’LAR SİNOP VE ÇOCUK - Tufan BİLGİLİ

Yazdır
Paylaş

Eklenme Tarihi : 13 Ocak 2017, Cuma 10:48:12

Okulaltı sokağın güney yönünde, Spor salonun batısında, etrafı yaklaşık iki metre taş duvarla çevrili, üç dönüm çıvarındaki meyve bahçesinin kuzey batı köşesindeki tek katlı tuğladan sıvasız evin kapısında gömleğinin eteğinde bir miktar elmayı tutan, on iki yaşlarında, alaburus tıraşlı, zayıf, sarışın,çilli, ağlamaklı suratlı çocuk evin iki kanatlı kapısını yumrukluyordu.
 YAZI TURA/ELMA BAHÇESİ 1960’LAR SİNOP VE ÇOCUK
Kapıyı vurduktan sonra durdu. İçeriyi dinledi. İçeriden hayat belirtisi  gösteren emare duyulmamasına rağmen evin hemen yakınındaki ahırdan zemine vuran hayvanların ayak sesleri duyuluyordu. Kahveci Mehmet’in hastane yemek artıklarıyla beslediği montofon cinsi iki ineği vardı ki;  ineklerin hem irilikleri, hem verdikleri süt miktarıyla yerli ineklerden farklı ve çevrede meşhurdu. İhtimal ki şimdi,keyiflerinden tepiniyorlardı.

                Bir müddet daha bekleyip yandaki ahırdan gelen inek seslerinden başka bir ses duymayınca yumruğunun içi ile tekrar daha şiddetle kapıya vurdu.

Bu kez içeriden tıkırtılar duydu. Az sonra iki geçeli kapının bir kanadı açıldı. Orta boylu zayıftan adamın yüzü görünür görünmez çocuk ağlamaklı sesle: “Al elmalarını, ver elbiseleri“dedi.

Adam: “Oğlum, istediniz de vermedim mi? Böyle önüne gelen bahçeye atlarsa bahçede meyve kalır mı? Şimdi seni babana söyleyeyim mi? “ benzeri yarı tehdit, yarı nasihat sözcüklerini sıralarken, Kahveci Mehmet’in delikanlılık çağındaki oğlu Tipi Hasan olan bitene en küçük ilgi göstermeden ince vücuduyla kapı ile babası arasından sıyrıldı, ayakkabılarını ayağına geçirip, çıkıp gitti. Çocuk:

 “Al elmalarını, ver elbiseleri “diyerek çehresini biraz daha kararttı.

Adam içeriye gitti. Getirdiği paketi çocuğa verdi. Çocuk paketi kapar kapmaz koşarak uzaklaştı, sokağın köşesinde kendisini bekleyen arkadaşı Celal (Yorulmaz) ile Tershane’ye doğru hızlı adımlarla ilerlerken az önceki yüzündeki ağlamaklı ifade yerini tebessüme bırakmıştı.

***

Tekel’de itfaiyecilik yapan Çil Yusuf(Eren) bir iş için Samsun’a gidecekti. Kömür ütüsünün kapağının mandalının kırıldığını son anda hatırlayan eşi Fethiye Abla elbiseleri paket yapıp ütületmesi amacıyla terzi Gürcü Osman’a (Yalçın) götürmesi için Nejat’a vermişti.

Evlerinde konuk olarak bulunan,  ablası Ayşe’den İngilizce ders alan arkadaşı Çocuğa oda kapısından “Ben gidiyorum” dedikten sonra hızla kapıya yöneldi. Mutfaktan çıkmakta olan kız kardeşi Nihayet ile çarpıştı. Nihayet’in yarı şaka yarı ciddi savurduğu terlikten eğilerek ve gülerek kurtuldu.

Evden elinde paketle ve keyifle fırlayan Nejat, kapının merdivenlerine kadar gelmiş olan kazları ayağı ile aralarken merdiven ağzına kazlar için yola konulmuş su dolu leğeni devirdi. Gürültüden kazlar tıslayarak sağa sola savruldular.  Leğenin suyu dizlerine kadar sıçradığı halde kısa pantolonu ıslanmamıştı. Leğeni düzeltti.  Yılankavi inen dik aralıktan koşarak inerken, tepede kalan evlerinin penceresinden; ağabeyi Atilla’nın teybinden Yüksel Özkasap’ın ‘Anam ağlar baş ucumda oturur, bu dert beni yiye yiye öldürür’ türküsünün ‘ melodisi peşinden geliyordu.

Nejat’ı bu kadar sevindiren bu iş, babasının kendine verdiği  ‘bir gün evden çıkma cezasından’, elbiselerini ütüye götürmek karşılığı kurtuluşundandı. Geçen gün, Tekel’de İtfaiyeci olarak çalışan babasının gece nöbeti dönüşü gündüz uyumasını fırsat bilmiş; Derviş Ustanın mağazasının yanındaki kızakta bulunan altı metrelik ‘Eren’ teknesini babasından izinsiz denize salmış, tümü on on iki yaşlarındaki arkadaşları Hüseyin (Sönmez), Kadir (Gökçen), Meftun (Önal), Hayrettin (Saral),Orhan (Kuru) ve dört yaş küçük kardeşi Tayfunla birlikte üç yaşındaki kardeşi Semih ile Semih’in emsali Emin’i (Turan) istavrite, çaparaya götürmüştü. Yusuf Eren de uykusundan erken uyanıp kayığı yerinde bulamayınca telaşlanmış, Abdullah ve Halil isimli iki büyük oğlunu da –teknede değil-mahallede görünce endişesi daha da artmıştı.

Saatler sonra Yusuf Amca balıktan sağ salim dönen çocukları görünce sevinmişti. Ama endişe ile geçirdiği zaman içinde biriktirdiği hırsından kızgınlıkla Nejat’ın üstüne yürümüş, babasının öfkesini gören Nejat arkadaşlarıyla yarıya kadar ızgaraya çektikleri kayığın barbalarını koymadan kaçıp uzaklaşmıştı.  Nejat’ı elinden kaçıran Yusuf Amca’nın hırsı bir müddet sonra geçmiş, ancak Nejat’da bir gün evden çıkmama cezasıyla cezalandırılmıştı.

...

Nejat, Rec(j)i tarafından gelmekte olan Celal’i görünce yanına çağırdı. Birlikte spor salonuna doğru yürüdüler.  Salonu geçince yolun alt tarafındaki yaklaşık bir metre yüksekliğindeki taş duvarların ardında görünen elmalar Nejat’a sanki “Gel, gel. Seni bekliyoruz  “ diyordu. Zaten epeydir bu bahçeye dalmayı planlıyordu. Büyülenmiş gibi elma bahçesine konsantre olan Nejat elindeki paketi yanındaki Celal’e verip bir hamlede bahçe duvarını aştı. Bahçede kayboldu. Az sonra gömleğinin etekleri elma dolu, bahçenin diğer yanından dışarı atladığında bahçe sahibi Kahveci Mehmet (Özyürük) Amcanın hışımla üzerine geldiğini gördü. Hızla ters yöne koşup yakalanmadan kurtuldu. Daha sonra Celal’i aramak için sağa sola baktı…

Celal’i İstiklal Okulunun alt tarafında Tuğlacı Ali Usta’nın evinin karşısındaki çeşmenin yanında görünce arkasına bakarak, hızlı adımlarla, yanına gitti. Celal’in yüzünü allak bullaktı. Elinde de elbise paketi yoktu.  Mehmet Amca kendisini yakalayamayınca, korkudan donmuş vaziyette olanları izleyen Celal’in yanına gitmiş. Elindeki paketi alıp eve götürmüştü. İşte Nejat’ın Mehmet Amcadan geri aldığı paket bu paketti.

Nejat, Kahveci Mehmet’e yakalanıp elbiseleri kaptıran Celal’e oldukça kızmıştı. Hırsını nasıl alacağını bilmiyor, kendisinden yaklaşık dört yaş küçük çocukla kavga etmeyi de gururuna yediremiyordu. Celal’in ceplerin karıştırırken çıkardığı şıkırtıdan cebinde para olduğunu anladı. “Kaç kuruşun var’, diye sordu. Celal ‘yetmiş beş kuruş’ deyince, Nejat;

“Benim Bir buçuk liramın da senin olmasını ister misin? Diye sorunca Celal’in asık yüzü aydınlandı. Nejat cebirdeki bir lirayı çıkardı. “Elli kuruşuna. Yazı mı tura mı? Diye sordu. Celal “yazı” dedi.  Nejat sağ elinin büktüğü işaret parmağına başparmağını yaslardı. Üzerine bir lirasını yerleştirdi. Aşağıdan yukarı başparmağını sallayarak parayı havaya fırlattı. Dönerek havalanan para yere düştüğünde metal paranın resimli yüzünün yere geldiğini bir lira yazısının çocuklara baktığını gördüler. Celal elli kuruş kazanmanın verdiği mutlulukla Nejat’ın tekrar parayı havaya atmasını bekliyordu.

On dakika sonra Celal’in yetmiş beş kuruşu Nejat’ın cebindeydi. Ve Nejat’ın az önceki hırsı kaybolmuş, yüzünde hafif tebessüm, elinde paket Tersaneye doğru gidiyordu...

Adınız :
E-Mail Adresiniz :
Yorumunuz :
Güvenlik Kodu :    
   
Diğer Tufan BİLGİLİ Yazıları
E-GAZETE